Modernite ve İslâm
Modernitenin tanımını şöyle yapabiliriz: İnsan aklını merkeze alan, kutsalı dışlayan ve kendine özgü kuralları olan sosyal düzen.
Modernite, insanı kutsaldan koparıp, ya kişinin kendi aklına veya birilerinin aklına entegre eder. Modernite dünyayı fiziksel olarak değiştirmenin yanında, düşünce ve yaşam biçimi olarak da yeniden inşa etmeyi planlar.
Biz Müslümanların kitaba dayalı inancı, fikri, düşüncesi, örf ve adetleri vardır. Kültürümüzün kökleri derin olup, hiçbir medeniyetin kültür kalıplarına, hele yaşam biçimlerine ihtiyacımız yoktur. Ama modernite denilen zalim sistem; insan, toplum, ahlak, din ve hakikate yönelik düşünce ve inançlarımızı dönüştürme yolunda hayli mesafe katetmiştir. Somut bir misalle konumuzu açalım. 28 Şubat öncesi Avrupa Birliği’ne karşı çıkmak, İslami kimliğimizin temelini oluşturmaktaydı. Müslümanların çoğu İslam Birliği’nden bahseder, ümmetin vahdetinden dem vururdu. İslami devlet talebimiz vardı. Şimdi bunları konuşmak bile hayal oldu. Modernizm, İslam Birliği fikrini yıktı..
Modernitenin temelinde tüketim ve taklit kültürü hakimdir. Dünyevileşme denen olgu budur. Aklı ön plana alan bu yapı, düşünceden teknolojiye, giyimden yiyeceğe, yaşam tarzından ahlaki normlara kadar her şeyi değiştirmeyi hedefliyor.
Yayılmacı bir kimliğe sahip olan küreselleşmenin etkisine Türkiye de kendisini kaptırmış durumdadır. Ortada medeniyet ve kimlik sorunu gibi önceliği olan meseleler var ve Müslümanlar buna çare üretmekten uzaktırlar. Daha beteri, Müslümanlar da eleştirdikleri insanların yaşantısını yaşıyor. Kimlik ve kişilik bunalımı yaşıyoruz. Özümüzden koptuk. Hasretini çektiğimiz iktidar nimetini elde ettik ama, ihlas, samimiyet, dava bilinci diye bir şey kalmadı. Oysa iktidar nimetini İslam’ın lehine kullanabilir, bu aracı bireysel ve toplumsal değişime hizmet ettirebilirdik. Ama olmadı, sanki sistem bizi kendi değirmeninin çarkları arasında döndürüp duruyor. Çok kötü bir değişim yaşıyoruz. Yeni bir ses, soluk, söylem geliştirmeliyiz.
İslam’ın adalet, özgürlük ve ahlak öğretisi, modernitenin ve diğer çağdaş sistemlerin öğretileriyle kıyaslanmayacak kadar güzel ve alternatifsizdir. Batı bunu çok iyi bilir. Onlar bilir de biz neden bilmeyiz? Türkiye bir yanda küreselleşme, terör ve diğer sorunlarla boğuşurken, diğer yandan da büyük bir kırılma ve dönüşüm yaşıyor.
Bugün teknoloji sayesinde dünya küçük bir köy haline gelmiştir. Bu köyü Batı Avrupa ile ABD kontrol etmektedir. Şimdilerde yerel ile evrensel değerler savaşıyor. Aslında Amerika kültürü küreselleşirken farklı kültür ve dinler birbirine yaklaştırılmak isteniyor. Bir arada yaşama, dinler arası diyalog gibi kavramlar, rastgele söylenmiş ve ortaya atılmış değillerdir. Tarihin sonu diyordu Fukayama. Fakat hayır, biz Fukayama gibi artık dünyanın ilerleyemediği, gelişemediği bir noktaya geldiğini düşünmüyoruz. Marksistler gibi değişimin bir gün duracağına da inanmıyoruz.
Tarih boyunca Müslüman topluluklar, başka din ve kültürlere mensup insanlarla bir arada yaşamış ve bu konuda oldukça zengin tecrübeye sahip olmuşlardır. Ama burada hakim güç hep İslam ve Müslümanlar olmuştur.
Müslümanların küreselleşme rüzgarının seküler boyutuna karşı çıkmaları ve kendi dinamikleriyle ayakta durmayı öğrenmeleri gerekir. Çünkü sekülerleşme, dünyanın dünyevileşmesi ve hakikat ile olan metafizik bağlarının koparılarak, din kaynaklı yaşamın çözülmesidir. Bütün otantik dinlerle çatışan sekülarizm bertaraf edilmeden küresel güçlerin burnunu çırpmak kolay olmayacaktır.
Sekülarist anlayış benimsendikçe bizleri senede bir de olsa bir araya getiren dini bayramların dahi bir özelliği kalmayacak, otantik değerler her geçen gün zayıflayacaktır.
Küreselleşme sürecinin önemli ve baş aktörü biz olamaz mıyız? Bağlı bulunduğumuz İslam geleneği ve tarihi tecrübelerimiz; İslam’ın hak, adalet ve özgürlük alanındaki temel öğretileri modernitenin ve ABD’nin küreselleşme gücünün çok ötesinde durmaktadır. Bizim değerlerimiz evrensel ve cihanşümuldur. Erdemli bir toplum, ancak İslam’ı referans alan değerler bütünü ile inşa edilebilir.
Acizane bendeniz küreselleşmeyi bir tehdit olarak görürken, kendi dini ve tarihi dinamiklerimizi gözden geçirmek ve özümüze dönmek şartıyla bunun önüne geçebileceğimize olan inancımı koruyorum. Ötekini tanıyalım, kendimizi de bilelim..







