Milli Orduya kumpas!
Artık ok yaydan çıktı. Nasihatler, dostça tavsiyeler ve arabulucu akil adamların girişimleri de fayda vermiyor olacak ki, Ak Parti ile cemaat arasında cereyan eden savaş, çok farklı alanlara kaydırıldı. Hüseyin Gülerce Beyin “Bu işin sonu nereye varır” başlıklı yazısında belirttiği gibi sonuçta kazanan demokrasi ve devlet olacak ama, bu savaştan hiç kimseye fayda hasıl olmayacağının bilinmesi gerekir. Daha düne kadar darbecileri beraber yargılayıp vesayetçi sistemi tasfiye ederken bugün gelinen noktanın hangi tarafa, kimlere yarayacağını iki tarafın da düşünmesi gerekir. Ak Parti haklı olarak paralel devlet olgusuna dikkat çekti ve bürokrasi içerisinden hançerlendiğini gördü. Dolayısıyla da “yargı” erkine güvenmedikleri için adaletin tesisi, suçluların adil bir şekilde yargılanması noktasında endişeler var. Şu ana kadar cemaat cephesinde operasyonun küresel ve uluslararası boyutunun olduğuna dair tek bir satır dahi yazı kaleme alınmadı. Sadece Hüseyin Gülerce Bey, “varsa bir paralel yapılanma, üzerine gidilmelidir” dedi. Tetikçi kalem Türköne, Başbakan Erdoğan’ın istifasını istedi. Ali Bulaç ise Ak Parti’nin Amerika tarafından kurulduğunu ve şimdi aynı güç tarafından tasfiye edilmek istendiğini yazdı. Anlaşılan ipler kopma seviyesine kadar geldi. Cemaat 28 Şubat tırpanlamasından kendisi etkilenmediği için 28 Şubatçı darbecilerin hepsini dışarı saldı. Etkiye tepkiyle cevap veren siyasal iktidar ise, “Milli orduya kumpas” cümlesini telaffuz etmeye başladı. Durumdan vazife çıkartmayı çok iyi bilen Türk Silahlı Kuvvetlerinin Genelkurmay Başkanı da bunun üzerine Ergenekon ve Balyoz davaları hakkında, “TSK’yı hedef alacak şekilde suç delilleri üretildiği, davalarda görev yapan adli kolluk, savcı ve hakimlerin yargılamada savunmanın görüşlerini dikkate almadığı, suç delillerini manipüle ettiği” şikâyetiyle Ankara C. Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu.
Öyle ya “ben hayatımda hiçbir zaman darbeci olmadım diyen Başbuğ Paşa, demir parmaklıklar arasında yazdığı “Suçlamalara Karşı Gerçekler” kitabında şöyle diyecektir:
“Benden iki yıl çaldılar. Bu tarihi süreçte yargı aldığı kararlarla sınıfta kaldı. Siyaset, sadece konuşarak ve seyrederek sınıfta kaldı. Medya, gerçeklere dokunmaktan çekinerek sınıfta kaldı. Türk Silahlı Kuvvetleri, muvazzafı ve emeklisi ile silah arkadaşlarına vefasızlık göstererek sınıfta kaldı.”
Vesayet sisteminin bileğini büken iktidar, Milli orduya kumpas! Diyerek, sırf cemaate reddiye ve misilleme olsun kabilinden böyle bir işe girişirse hem kendi ayağına sıkmış olur ve hem de halk nezdinde inandırıcılığı kalmaz. Paralel devlet ne kadar tehlikeliyse vesayetçi militarist sistem de o kadar tehlikelidir. Devletin içindeki vesayetçi yapılanmayı durdurup paralel yapıyla mücadele ederken yeniden vesayetçilere ışık yakıp, düşmanımın düşmanı dostumdur ilkesine sarılmak, kısa vadede de uzun vadede de hükümete zarar verir, hatta bitirir. Cemaat ve hükümetin iktidar için savaştığını herkes biliyorken, iktidarın kazanımlarını kurban vermesini hangi akıl üflemiş olabilir? Otoritesini paylaşma noktasında tavizsiz davranan Sayın Erdoğan, on bir yıllık kazanımlarını da hiç kimseye heba ettirmemelidir. Elbette İbn-i Haldun’un tezi gerçekleşecektir. Ama Ak Parti’nin cemaat eliyle, cemaatin de Ak Parti eliyle bitirilmek istenmesi çok kötü. Keşke cemaat siyasi alana hiç müdahale etmeseydi. Toplumsal ve kültürel alanla yetinmeyen cemaat, tersinden okursak askerlerin yaptığının aynısını yapmaya kalkıştı. Eğer ülkenin kaderinde söz sahibi olmak istiyorsanız bunun yolu, mevcut meşru iktidarı hançerleyerek iktidar alanı açmak değil, parti kurarak sandığa gitmektir. Sandıktan parlamentoya uzanan iktidarın gücünü yargı ve bürokrasi ile kesmeye çalışmak, hele hele yolsuzluk üzerinden giderek güç gösterisinde bulunmak mertlik ve yiğitlik değildir.
Sonuç: Eski rejim unsurlarının devreye sokulması, eski Türkiye sevdalılarına yarar. İktidar, cemaate dayalı bürokrasi ve yargı gücüyle mücadele ederken yeni alanlar, projeler, söylemler geliştirmelidir. Ak Parti, on bir yıllık kazanımlarını korumalıdır. Darbeci generallere en ufak bir ışık yakılmamalı, durdurulan vesayet kökten kurutulmalıdır. Krizler toplum ve medeniyetin kalkınması için fırsattır. Medeniyet sadece siyaset tasavvuru ile ilerlemez. Manevi dinamikler de lazım…







