--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Mehmed Akif’in Mısır hayatı

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

“Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hûda, Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda” diye sevgisini ve vatanına bağlılığını ifade eden Kur’an şairi Mehmed Akif, acaba neden Mısır’a hicret etmek zorunda kalmıştır? Kimilerinin “gönüllü sürgün” olarak nitelendirdikleri bu hicret ne kadar sürdü, Akif Mısır’da kaldığı süre içerisinde neler yaptı?
Özü ile sözü bir olan, yapmadığı şeyleri söylemeyen, söylediklerini ise mutlaka yapan Akifimiz 24 Nisan 1920’de Ankara’ya gider. Burdur mebusu olarak 1. Meclise katılır. Milli Mücadele döneminde Anadolu’yu karış karış dolaşır, gittiği yerin mabetlerinde halkı aydınlatmaya çalışır. Akif’in şairliği kadar vaaz ve nasihatleri de omurgalıdır. Kalpten süzülüp gelir. Zaten nazım şairi olan Akif, ilhamını direkt Kur’an’dan alır. Yedi Türkçe bilen Akif’in (Tekke, medrese, Tanzimat, Servetifünun, ev ve sokak Türkçesi) nazmı tıpkı bir sel gibiydi; bir boşandı mı, karşısına ne çıkarsa, ona inkılap ederdi. Akif; güzeli mevzuda değil sanatta arardı. Türk nazmı terkip kudretinin son noktasına Akif’le ulaştı.
Mehmed Akif, 2. Meclise seçilmez, aday bile yapılmaz. Çünkü 2. Meclis İttihatçıdır. Akif’in ruh dünyası bu meclisi kaldırmaz.
Milli Mücadelede Eşref Edip’in “Sebil’ür-Reşad” isimli dergisinde başyazarlık yapan Akif, Müslüman Türk Milletinin uyanışı için gece-gündüz çalışmıştır. Düşmanın yurttan çıkarılmasından sonra feshedilen 1. Meclis, seçim kararı alır ve dağılır. Akif de ailesiyle birlikte İstanbul’a döner. Emekli bile edilmeyen Akif, 2. Mecliste aday gösterilmediği gibi, yeni rejim için bir tehdit unsuru haline gelir. Peşine hafiye (polis) takılan Akif, bu durumdan rahatsız olur ve öz vatanında irticacı ilan edilir. Kur’an şairi Akif, çok sevdiği vatanından 1925 yılında, 11 yıl kalacağı Mısır’a hicret eder.
Bazı kalemler Akif’in parasızlık yüzünden Mısır’a gönüllü sürgün gittiğini söylerler. Doğru, fakat eksik bir tespit. Akif’in parasız kalmasına sebep, 2. Meclis yani devrim yasalarını savunan İttihatçı güruhtur. Akif gibi dinine, vatanına bağlı, Kur’an’dan hiçbir zaman ayrılmayan birisinden inkılapları onaylamasını beklemek ahmaklıktır. Milli Mücadelede yurdun dört bir yanına Akif eliyle ulaşarak halkı şuurlandıracaksın, İstiklal Marşı yazdıracaksın, ısmarlama Türkçe Meal yaz diyeceksin, sonra tüm bunların bedeli olarak mebus yaptığın Akif’i beş parasız bırakacak, bunlar da yetmiyormuş gibi, peşine hafiye takacaksın! Sonra da kalkıp, “canım Akif de Mısır’a gitmeseydi!” diyeceksin.
Aslında Mısır hayatı Akif için, bir itikaf ve inziva hayatı olmuştur. Kur’an ile daha da hemhal olur, üşenmeden Hilvan’dan Kahire’ye Kur’an dinlemeye gider. Safahat’ında bunun izlerini görmek mümkündür.
“Akif’in Kur’an ile hemhal olması, Kur’an’ın Türkçe meâli çalışmalarıyla daha da yoğunlaştı. Zira, Cumhuriyetin ilanından sonra TBMM, Kur’an’ın tefsir ve meâli, Sahih-i Buhari’nin tercüme ve şerhinin hazırlanmasını kararlaştırmıştı. Bu işler için en ehil kişiler de, tefsirde Elmalılı Hamdi Yazır, hadiste Ahmet Naim, meâlde ise Mehmet Akif idi. Meâl işi, Akif’e teklif edildi.
Bütün bu sıkıntı ve zorluklara rağmen, büyük bir azim ve gayretle Akif, yaklaşık dört yıl boyunca bu işle uğraştı. Ortaya her bakımdan mükemmel bir meâlin çıktığı bilinmektedir. Nitekim Eşref Edip, Mısır’a M. Akif’i ziyarete gittiğinde, bu meâli baştan sona okuyarak buna bizzat tanık olmuştur.
Türkçe meal hakkında Akif, yakın dostlarına şunları söyler:
“Kur’an’ın Türkçe meâli için yaptığım çalışmalar, bu dünyada en üstün zevk ve huşû ile geçirdiğim anlar olmuştur. Hâlimde çok büyük manevî değişiklikler gördüm. Kimseye bir şey veremedim. Fakat, ben çok şeyler aldım. Duyduğum manevî feyz çok büyüktür.”
Hakikaten, Akif’in, Kur’an üzerinde uzun yıllar yaptığı bu çalışma, Akif’i, teravih namazını hatimle kıldıracak derecede sağlam bir hafız yapmıştı.
Mehmet Akif’in üzerinde çok büyük bir titizlikle çalıştığı ve büyük ölçüde tamamlamaya muvaffak olduğu meâl; dinde reform(!), namazlarda Kur’an’ın Türkçe okunması(!) gibi anlamsız ve yersiz tartışmalar nedeniyle -Akif, meâlin Kur’an’ın aslı yerine ikame edilmek istendiğini önceden sezmişti- Akif’in de vasiyeti gereği maalesef meâl yakıldı. Keşke diyoruz, bu tür yersiz ve anlamsız tartışmalar yerine; Akif’in meâli iyi niyetle kullanılmak istenilseydi de, bu şaheser meâli miras bıraksaydı.” Yedi İklim, sy: 117-118, Aralık-Ocak 1999-2000, ss:93-99
Akif’i tanımayan, dünya görüşüne yabancı zevatlar (bunların çoğu Türk), Akif’ten bahsederken “şapka takmamak, başındaki fesi çıkarmamak için, kaçıp Mısır’a giden adam değil midir?” derler.
Akif, Frenk gömleği giydi. Kravat taktı. Ceket-pantolonla yaşadı. Bunlar da bize Batı’dan gelmedi mi? O, kafanın dışıyla değil, içiyle meşgul olan mütefekkir şairlerimizdendi. Mısır’a gitme sebebine gelince: Cumhuriyet’in ilanından sonra, bizim bir muhalefet partimiz olmadı. Kazım Karabekir Paşa’nın ve Fethi Okyar’ın kurdukları muhalefet partileri ancak üçer ay ayakta kalabildiler sonra derhal kapatıldılar. Muhalefet partileri kapandı ama Meclisimizde muhalif milletvekilleri vardı. O muhalif milletvekillerinden Ali Şükrü Bey öldürüldü. Meclisimiz 1923 yılında feshedildi. Yeni meclisimize Mehmet Akif alınmadı. Muhalif milletvekillerimizin hepsi Meclis dışında kaldılar. Mehmet Akif’i devlet memurluğuna da almadılar. Bir de arkasına iki sivil polis taktılar. Akif, bu akıl dışı, bu insaf dışı davranışa katlanamadı. Bakmakla vazifeli olduğu 5 çocuğu vardı. Çok yakın dostlarından Mısır Hidiv’i Abbas Halim Bey, kendisine Kahire Üniversitesinde Türkçe müderrisliği bulunca kahırlanarak çıkıp Mısır’a gitti.
Akif’in neden Mısır’a gittği çok açıktır. Bir de kendi ağzından dinleyelim:
Takriri Sukun Kanunundan sonra çıkardığımız dergiyi de kapattılar. Arkadaşım Eşref Edip İstiklal Mahkemelerinde yargılanıyor, ben ise, sanki vatan haini imişim gibi peşime gizli hafiyeler takılmış, takip ediliyorum. İstiklal Marşını bu millete armağan eden kişi bu vatana nasıl ihanet eder? İşte bu durum zoruma gittiği için memleketi terk etmek durumunda kaldım.”

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle