Medeniyetler çatışması ve ABD!
ABD Patronu Obama, Birleşmiş Milletler 69. Genel Kurulunda dünyanın “savaş ve barış” arasında bir kavşak noktasında olduğunu söylüyor. Dünyayı bu kavşak noktasına zorlayan kendileri değilmiş gibi, şimdi kalkmış, insanlığa barış ve demokrasi dersi vermeye çalışıyor.
“Mezhepçiliği ve aşırılığı reddetmek, Ortadoğu insanlarının görevidir” diyor ve “Medeniyetler çatışması söylemini” reddediyor. Obama’nın söylediği sözlerin zahirinde itiraz edilecek husus yok gibi görünse de bahsettiği argümanların asıl müsebbibi kendileri olduğu için, bize göre pek inandırıcılığı yok. Hem İslam’la asla savaşmayacaklarını söylüyor, hem de yıllardır Orta Doğu’yu dizayn etmeye çalışıyorlar. Sanki Afganistan’ı, Irak’ı, Bosna’yı, Filipinler’i işgal eden kendileri değilmiş gibi..
ABD, bu kez IŞİD’in (IŞİD’i doğuran etkenlerin iyi irdelenmesi gerekmektedir) eylemlerinin arkasına sığınarak Irak ve Suriye’de geniş kapsamlı operasyonlara imza atmayı hedefliyor. Esas amaç ise Suriye’yi kendine ram etmek ve böylece Rusya’nın bölgedeki artan nüfuzunu kırmak. Burada da İsrail’in çıkarlarını gözetmektedir. Rusya’nın Ukrayna’nın doğusunu ele geçirerek barışa tehdit ettiğinden yakınan Obama, “Ukrayna’daki ateşkes anlaşması bir ilk adımdır” diyor. İşgalci, yayılmacı ve de emperyalist ABD’nin geliştirdiği söyleme dikkat çekmek istiyorum. Zehiri altın tasta sunmayı gayet iyi beceren şeytan Obama’nın söylediklerine bakınız: “Tarihin doğru tarafında, bizim yanımızda olun. Hiçbir ülke kendi milletini üstün göremez, komşusunun toprağını işgal edemez. Aşırıcılara karşı birleşmemiz gerek, aksi takdirde istikrarsız durumlar artarak patlak verecektir.”
İran’ın nükleer silahını imha etmeyi planladıklarını da deklare eden Obama, yumuşak bir söylemle İran’a da şu göndermeyi yapıyor: “İran nükleer sorununa barışçıl bir çözüm arıyoruz. İran bu tarihi fırsatı kullanmalı. İran liderlerine net bir mesaj veriyorum. Fırsatı kaçırmayın, birlikte bir anlaşmaya varabiliriz.”
Dersine çok iyi çalışan Obama, aşırıcılığın Müslüman dünyasını tehdit ettiğini, terörün yeni bir sorun olmayıp ancak bu çağda çok daha güçlenmiş bir durumda ilerlediğini, dini kullandığını ve teknolojik olarak da geliştiğini söylüyor. IŞİD’in bugün her inançtan elinden geldiğince çok sivili katlettiğinden dem vuruyor ve tüm bu olumsuzluklar karşısında çareyi, dünya ülkelerinin, özellikle Orta Doğu’nun kendi saflarında olmaları gerektiğinde görüyor. Emriniz olur...
Medeniyetler savaşını reddeder gibi görünmeye çalışan Obama, bu tezini İslam’la savaşmayacaklarını söyleyerek güçlendirmektedir. Barış ve demokrasi havarisi kesilen Obama, çevrecilikten de bahsettiği tarihi (!)konuşmasında insan haklarının nerede başlaması gerektiği sualine ise şöyle cevap vermiş: “İnsan hakları küçük yerlerde, eve yakın yerlerde başlar. Haritada değil bireylerde, yaşadığımız yerlerde, okulda, fabrikada, çiftlikte başlar.”
Dünyanın patronunun çizdiği portreyi sizlere arz ettim. Obama’nın söyledikleriyle yaptıkları veya yapmayı planladıkları projenin kesinlikle iyi niyetli olduğunu düşünmüyorum. Obama, Suriye’de IŞİD’in üstlerini bombalarken, Esad’ı yanına çekmeyi planlıyor olabilir. Şam-Moskova hattına çomak sokmak istemesi bu yüzden. Bildiğim o ki ABD hiçbir ülkeye karşılıksız destek vermez. Türkiye’de AK Parti’ye, Pensilvanya’da Fethullah Gülen’e destek vermesinin altında da “Ilımlı İslam” projesiyle Orta Doğu’yu frenleme amacı yatmaktadır. Obama doğru söylüyor, radikal İslam dediği (Allah’ın dininin sosyal ve siyasal hayatı dizayn etmesi) olguyu terör sınıfında değerlendirip vurmayı, ılımlı İslam dediği (dünya istikbarına ses çıkartmayan) anlayışın ise desteklenmesi gerektiğini ve bu tür yapılarla asla savaşmayacaklarını belirtiyor. Bu zokayı yuta yuta yılları heba ettik.
Obama yönetimi Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan ve Ürdün gibi bölgedeki Sünni ülkelerden ‘üs ve askeri katılım’ beklentisi içinde. 12 Eylül’ün kudretli (!)generali netekim Evren zamanında ülke bilinçli olarak karıştırılır, sonra da ne hikmetse Diyanet’ten bu konuyu kınayan, birlik ve beraberliğe vurgu yapmaya çağıran hutbeler irad edilirdi. Hoş o zamanlar zaten bütün hutbeler Genel Kurmay patentliydi. Şimdi de ABD benzerini yapmaya çalışıyor. Washington yönetimi Kahire’deki El Ezher Üniversitesi’nden IŞİD’e karşı Arap dünyasında kamuoyunu harekete geçirmesini bekliyor. Kerry bu çerçevede Kahire’de “İslam dünyasının entelektüel ve kültür başkenti olarak Mısır kritik bir rol oynamaktadır” dedi.
Bu sahne karşısında Türkiye nerede duruyor ve neler yapabilir? Dahası hem çalıp hem oynayan ABD karşısında İslam dünyası ne alemde? Yalnızlaştırılmış bir Türkiye, büsbütün asimile edilmiş Müslüman Arap dünyası ile ne yapılabilir? Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD’nin Ulusal Güvenlik Stratejisinin dört çıkarı “Güvenlik, Refah, Değerler ve Uluslararası Düzen”in bir çerçeveye alındığı yeni dünya konseptine karşı konuşuyor: “Mısır’da halkın oylarıyla seçilmiş iktidar darbeyle indirilirken BM’de ülkeler bunu izliyor ve darbeyi yapan meşrulaştırılıyor.” diyen Tayyip Bey hemen akabinde Mısır devletinden tenkit yiyor. “Gerçekten dünya 5’ten büyük diyorsak BM Güvenlik Konseyi’nin adil bir çizgiye getirilmesi gerekir” diyor.
Müslüman ülkelerin komşu ülkelerle birbirlerini tamamlayıcı politikalar geliştiremedikleri, İslamcı eksende ve ümmet bilincinde birleşmedikleri, fikir ayrılıklarını müzakere ve barış görüşmeleriyle çözmekte eksik kaldıkları, batıyı eleştirip köklü bir çözüm ortaya koyamadığımız bir gerçektir. İşte İslamcı ülkeler kan gölünde yüzerken, o gün bu sonucun oluşmasına katkı veren Başkan Obama, bugün “Medeniyetler çatışması söylemini” reddediyor... Kim inanır?, El Kaide, El Nusra, IŞİD ve benzeri radikal örgütlerin tasfiyesinden başlayıp, İslamcı siyasetin lağvedilmesi de dahil yeni hedef Suriye’nin ABD tarafından işgal edilmesidir.







