Kur’an’ın tarafında olabilmek
‘Ben en baştan beri rejimin muhalifiyim, bunu herkes biliyor› diyen Cevdet Said de artık Türkiye’de. Bir televizyon kanalında onunla söyleşi yaptılar. Savaş, onu da hicret etmeye zorladı. Fakat Cevdet Said, savaştan ve hicretten ziyade Müslümanların bugün düşmüş olduğu duruma üzgün. Bir türlü vahdeti gerçekleştiremeyen günümüz Müslümanlarının dağınıklığı yüzünden tüm dünyada Müslümanların kanı akıtılıyor. Cevdet Said, Ortadoğu’da terör örgütlerini Müslümanların üzerine salan, başta Suriye olmak üzere tüm İslam coğrafyasında petrol ve enerji savaşları vermekte olan Batı’nın gayesini çok iyi biliyor. Küresel güçlerle mücadelenin sadece silahla olmayacağının da bilincinde olan mütefekkir insan, Mısır ve Tunus’u da işaret ederek, silaha sarılmanın doğru olmadığını anlatınca, karşısındakiler şaşırıyor. Öyle ya, bize göre savaşın içerisinden gelmiş olan birisinin muhaliflerin safında olduğunu söylemesi ve şiddetli bir Esed düşmanlığına bürünmüş olması lazım. Aslında Said, kendisiyle konuşanların duymak istediği şeyi çok iyi biliyor. Ancak “sizin duymak istediklerinizi maalesef söyleyemeyeceğim çünkü ben böyle bir mücadelenin doğru olduğuna ve İslami olduğuna inanmıyorum” derken acaba neyi kastetti? Silahlı direnişe onay vermeyen 80 yaşındaki Said; “Ben ne Esed’den ne de muhaliflerden yanayım. Ben Kur’an’dan yanayım” cümlesiyle bir nevi, Suriye’de 7 yıldan beri devam etmekte olan iç savaşı onaylamıyor. Okyanus ötesinden gelerek Ortadoğu’yu karıştırmak isteyenlere nasıl olumlu baksın Said? Kendi ülkesinin vatandaşlarını katleden, çoluk-çocuk demeden göçe zorlayan Esed’e nasıl iyi desin?
Said diyor ki, “Peygamber Medine’ye girerken ordusu yoktu ama sevgisi, merhameti ve kucaklayıcılığı sonsuzdu. Kur’ani söylemle yani hikmetle mücadele etmeliyiz. Tabii silahla mücadele çok kolay ama hikmetle mücadele çok zor. Ancak bu mücadeleyi hikmete erenler başarabilir. Bu manada Humeyni’nin İran’da yaptığı devrimi İslami kurallara göre yapmıştır ve halk bir kurşun sıkmamıştır.” İslami devrimin altyapısını oluşturan Humeyni’nin halkı, evet İran’da kurşun sıkmadan devleti teslim aldılar. Muhaliflerin bu yüzden kendi devletine savaş açmasını doğru bulmayan Said, onların başında güçlü bir lider eksenindeki mücadeleyi belki de onaylardı. 30’a yakın devletin cirit attığı Suriye’de barış ve istikrarın yeniden kazanılması için çalışan tek ülke Türkiye. Şimdi Cevdet Said de buraya sığındı. Başımızda yeri var, hoş geldi, sefalar getirdi. “Şiddet değil hukuk yolunu benimseyen Peygamber, affettiği için, hoşgörülü davrandığı için insanlar İslam’ı kolayca kabul ettiler” diyen alime ne denir? Eyvallah, dillerine sağlık üstat denmez mi? Cevdet Said, orantısız silaha sarılan, hak-hukuk tanımayan savaşa karşı. Bu manada küresel güçlerin yürüttüğü savaşa da karşı, muhaliflerinkine de. “Zafer silahla olmaz. Neden, neden insanlar ölsün? Müslümanlar insanları yaşatmak için mücadele eder, savaşır. Öldürmek için değil” diyor üstat.
Cevdet Said’in İslami düşünce üzerine bir hayli eseri var. Selefi değil ama bizim anladığımız manada bir Sünni de değil. Ben Said’i biraz Mehmed Akif’e, biraz da Mevdudi’ye benzetirim. Tabii bu tür yaşayan âlimler bugün Suriye, Libya veya genelde Ortadoğu meselesine yönelik yeni bir şeyler söylemiyorlar aslında. Ama insanlar Cevdet Said gibi düşünürleri okumadıkları veya okusalar bile anlamadıkları için hayrete düşüyorlar ve Said’i ezber bozuculukla nitelendiriyorlar. Adam yıllar önce savaş hukukuna veya İslam’ da tebliğ metoduna ilişkin ne söylüyorsa bugün de aynı şeyi söylüyor. Dün; size saldıran veya yurdunuzdan sizi çıkarmak isteyenlere karşı cihad yapmayın diyen Cevdet Said yok önümüzde. O gün de “fitne ve zulüm kalkıncaya dek kâfirlerle savaşın” diyordu, bugün de. Zaten bu bir ayettir ve hükmü bâkidir. Esedçi olmak veya muhalifçi olmak... Said meseleye bam telinden yaklaşmış ve Esedci, Humeynici, Erbakancı, Nurcu, Tayyipçi, Süleymancı, Kürtçü değilim demeye getirmiş. Güzel de demiş. Doğrusu da bu değil mi? Bu manada kafamızı kiraya vermememiz gerekiyor. Sözü dinleyip doğrusuna tabi olmak, haksızlık kimden gelirse gelsin karşı çıkmak şiarımızdır.







