--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Kur’an şairi Akif’ten esintiler

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
Kur’an şairimiz Akif’in Safahat’ını başucu kitabı edindiğimden beri hoşuma giden dizelerini not defterime kayıt ederim. İçim daraldığında açar okur, yanımdakilere de derc etmeyi ihmal etmem.
Siyasi gündem ve aktüaliteden uzak durarak bugün not defterimden Akif’in yıllar önce söylediklerine kulak verelim. Ama önce Akif’in güzel bir şiirini sizlerle paylaşmak istiyorum:
Bana sor sevgili kar’i, sana ben söyleyeyim;
Ne hüviyette şu karşında duran eş’arım.
Bir yığın söz ki, samimiyyeti ancak hüneri,
Ne tasannu bilirim, çünkü, ne san’atkarım.
Şi’r için gözyaşı derler, onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidir bence bütün asarım!
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bizarım!
Oku, şâyed sana bir hisli yürek lazımsa
Oku, zira onu yazdım iki söz yazdımsa.
“Ey Millet, uyan! Cehline kurban gidiyorsun. İslam’ı da “batsın” diye tutmuş yediyorsun! Allah’tan utan! Bari bırak dini elinden..Gir leş gibi topraklara kendin, gireceksen! Lakin, ne demek bizleri Allah ile iskat? Allah’tan utanmak da olur ilim ile… Heyhat!
İnsan iki şey bilmeli: Biri Rabbini, diğeri de haddini. “Dindar olmasaydım, gençliğimde ahlaksız olabilirdim” diyen Akif, acaba ahlaksızlığın sebebini dindar olmamaya mı bağlamaktadır?
Akif’i tanımayan, yakın tarihini bilemez. Mehmed Akif’i sevmek; ahlakı, fazileti ve merhameti sevmektir. Zira Akif demek, adam gibi adam olmak demektir. Eğer öyle olmasaydı, İttihatçı güruh peşine hafiye taktığında kalkıp gönüllü olarak Mısır’a sürgüne gitmezdi. Gidiş sebebi ne olursa olsun, Mısır Akif’e Türkçe Meal yazma imkanı vermiş ve böylece ömrünün son demlerini Allah’ın kelamına hasretmiştir. Diyeceksiniz ki, Akif’in Türkiye hayatı farklı mıydı? Hayır değildi. Onun bütün dizelerinde Kur’an’dan ilham vardır. Fakat Mısır hayatı onun için bambaşka bir hicrettir.
Çirkinleşen dünyamız, darbelerle altüst olmuş İslam coğrafyası; Akif gibi mert ve güzel insanlara hasret. Yalnız Akif vitrin adam değildir, onu tanımak için, iç dünyasını okumak gerekiyor.
Elinden kan damlayan medya silahşorları Akif’in yedi Türkçe bildiğini bilirler mi? Tekke, medrese, Tanzimat, Servet-i Funün, ev ve sokak Türkçesi.”
“Akif’i hayatının sonuna kadar etkileyen şair Şirazlı Sadi olmuştur. Sadi’nin insanoğlunun zayıf taraflarını dile getiren, terbiye kurallarına kıymet veren, sosyal hayatın aksayan yönlerini tasvir eden hikayeleri hoşuna gidiyordu.” (Ölümünün 50. yılında Mehmet Akif Ersoy’u Anma Kitabı, Ankara 1986, Açış Konuşması, Tarık SOMER, Rektör, s.2)
M. Akif Ersoy’un, dönemin popüler modernist İslamcılarından Cemaleddin Efgani hakkında kaleme aldığı iki makaleye bakıldığında son derece övücü davrandığı, Mısırlı müftü Muhammed Abduh’u onun en önemli eseri saydığını görürüz. (s. 32-39, (Sırat-ı Müstakim ve Sebilü’r-Reşad Mecmualarında çıkan) Mehmet Akif Ersoy’un Makaleleri, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara 1990). Ersoy Efgani ile hiç karşılaşmamıştır, ancak onun modern dünya ile yüzleşen İslam telakkisine yakın durmaktadır. Herkesin bildiği o meşhur mısrada “Asrın idrakine söyletmeliyiz İslamı” derken, benzer bir perspektifi ortaya koymaktadır.
Akif’in nazmı tıpkı sel gibiydi, bir boşandı mı, karşısına ne çıkarsa ona inkılab ederdi. Akif; güzeli mevzuda değil sanatta arardı. Türk nazmı terkip kudretinin son noktasına Akif’le ulaştı. Akif, renksiz, meşrepsiz insanları sevmezdi. Demode olmuş, topluma hiçbir faydası olmayacak fikirlere güler geçerdi. “Bir eski eskiliğinden dolayı atılmaz, ancak fena olursa terk edilir. Yeni de yeni olduğu için alınmaz, iyi olursa uygulanır.”
“Adalet, bütün güzellikleri bünyesinde toplayan bir esastır. Emaneti ve işi ehline teslim etmeyen milletlerin ayakta kalması muhaldir. Vatan kılıç ile alınır; lakin adalet ile muhafaza olunur.”
“Bir milletin ruhu, edebiyatında, şair ve şiirlerinde görünür. İçtimai ruhu yüksek olan milletin sinesinde sefiller ve sefihler, türese de üreyemez. Efrad-ı milletin içtimai seviyesini yükseltmek, alimlerin ve ediblerin işidir.”
“Senin en son seririndir şu bi-perva uzanmış taş.” Böyle bir ifade ancak Kur’an şairi Akif’ten neşet eder. Akif burada, öldüğümüzde üzerine konulacağımız musalla taşına işaret ediyor.
“Sözüm odun gibi olsun, hakikat olsun tek!” diyen Akif, ne kadar haklı.. Akif, hayatı boyunca yalnız kendisi olmuştur. Başkalarından etkilenmemiş midir? Etkilenmiştir elbet. Ama Akif kadar kendisi olabilmiş şahsiyetlere ender rastlanır. Hele şu ahde vefa meselesi yok mu?..
Teşkilat-ı Mahsusa nedir? Bir İslamcı şair olan Akif, bu örgüte üye olmuş mudur?
“Teşkilât-ı Mahsusa’nın bilhassa Ermeni Tehciri sırasında oynadığı rolü tasvip ettiğini söylemek mümkün değildir. En azından bu konuda elimizde somut bir veri yok. Ama tehcire veya tehcir sırasında yaşanan büyük trajediye karşı çıktığını gösteren somut bir veri de yok.” Diyen Sefa Kaplan “Altüst” Dergisinde, devamla şunları zikreder:
“Tehcirin en acılı günlerinde bu örgütün kendisine verdiği görevi herhangi bir itiraza yeltenmeden üstlenmesi, bildiğimiz Âkif portresine çok fazla uygun düşmüyor. Üstelik, tehcirin acılarının bütün canlılığını ve yakıcılığını koruduğu 1916 yılında bütün bir Anadolu coğrafyasını kat ederek Hicaz yollarına düşmüştür Âkif. Bir başka ifadeyle, yerlerinden yurtlarından edilen insanların yaşadığı acıları görmemiş, görmemişse bile duymamış olması düşünülemez herhalde. Şayet Âkif, Teşkilât-ı Mahsusa’nın tehcirde oynadığı rolü bildiği halde böyle bir görevi kabul etmişse, zihnimizdeki Âkif portresini yeniden gözden geçirmenin zamanı gelmiş demektir.”
Burada seslendirilen kaygılara cevabımız olacaktır.
Fi emanillah.

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle