Kardeşlik sınır tanımaz ise başarabiliriz
Müslümanların en önemli vazifesi adaleti tesis etmek ve tebalarında bulunan bütün insanlara adil davranmaktır. Adil davranmayı gerçekleştirdiğimiz takdirde, insanlığın kotlarını okuyabilmemiz ve bizim gibi inanmalarını ve düşünmelerini sağlamamız mümkündür. Önümüzdeki en büyük engel, karşımızdaki insanların bizim ne söylediğimizi anlayamamalarıdır. Dolayısıyla ne söylediğimiz değil, bizi dinleyenlerin, söylediklerimizden ne anladıklarıdır. Bu ülkede Cumhuriyet kurulduğundan beri, farklı meşreplere sahip insanların birbirini anlayamama sorunu vardır. Kürt ile Türk, Alevi ile Sünni birbirini anlayamıyorsa, burada hem dil sorunu, hem iletişim ve hem de empati sorunu var demektir. Türk Aleviyi ziyaret etmez, derdini dinlemez, Alevi Sünninin camisine gelmez, Sünni de Cem Evi’nin ne olduğunu bilmez. Lakin birlikte yaşayıp gidiyoruz işte. Farklı düşüncelere ve inançlara saygımız olduğu söylenemez. Birbirimizi anlamadan, ne söylediğimizi karşıya anlatamadan bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete. İslam’ın ne denli evrensel ve insana değer verdiğini bilmeyiz. Hariçten gazel okumada ve fetva vermede üstümüze yok. Ötekileştirme en büyük zaafımız. Bizim gibi düşünmüyorsa, “sil gitsin, önemi yok” demek kolay. Kolay ve basit olanı tercih etmek ise en büyük şiarımız.
Oysa “Ayrılığın, gayrılığın kültürümüzde, dinimizde, kitabımızda yeri olmadığı gibi bu topraklara, bu coğrafyaya ve bizim insanımıza hiçbir fayda vermediğini hepimiz biliriz.. Milletler, ırklar hepsi birbirini tamamlıyor. Yeşil, kırmızı, beyaz birbirini tamamlıyor. Cenab-ı Hak yeryüzünü de böyle süslemiş; Şiiyle, Sünniyle, Aleviyle, Kürtle biz birlikte yaşıyoruz. Kadim medeniyetlerin inşasında hepimizin emeği var. Hz. Ali, valisine mektup yazıyor. Valiye şöyle ferman yazıyor Hz. Ali: “Tebana, sorumluğu senden olan insana adil davran.” Emir bu. Devletin himayesinde Şii olur, Kürt olur, Türk olur, Alevi olur, Hıristiyan olur; önemli olan hepsine adil davranmaktır. Ey Araplar, ey Kürtler, ey Türkler, ey Şiiler birbirinize karşı ırkçılık yapmayın. Kimse anasını, babasını doğarken seçmiyor. Tayyip Erdoğan yüksek bir sesle bunu dillendirmeye çalışıyor. Bunu sadece Türkiye’deki biz Türklere söylemiyor. Bütün bu coğrafyada birbirini öldüren akılsız, şuursuz insanlığa söylüyor. Öldürmeyin, ırkçılık yapmayın diyor. Ortadoğu’da en büyük tehlike mezhep savaşlarıdır. Mezhep savaşları Batı’nın taktiğidir. Bu tuzağa düşmememiz gerekiyor. İslam coğrafyasında her saat, her dakika binlerce insan ölüyor. Öldürenler hep Müslüman, ölenler hep Müslüman. Silahlar; ya Amerika, ya Rusya, ya da Çin malı. Terör örgütlerine de silah satan aynı mihraklar. Uyanın ey insanlar, bilesiniz ki, Batı’da her gün yükselen Tayyip Erdoğan düşmanlığının esas nedeni budur. Uzun adam, insanlığı uyandırmaya çalışıyor. İsrail’in baş tağutuna “siz insanları öldürmeyi iyi bilirsiniz” diyen Erdoğan, şimdi bu çağrıyı tüm Batı alemine karşı yapıyor. Bunu yaptığı için de herkesin gözü onda. Sadece Türkiye’deki 79 milyonu uyandırmıyor. Bağdat’taki Arabı, Şam’daki Nusayriyi, Süleymaniye’deki Kürdü, Ortadoğu’da tüm Arapları uyandırmaya ve dünyadaki tezgahlanan oyunu anlatmaya çalışıyor.
Türkiye ve dünya, çok önemli bir kavşağın eşiğinde. Başta terör ve Batı’nın kirli oyunları olmak üzere çeşitli senaryolarla karşı karşıyayız. Ya bu çemberi kırıp sağ salim selamete çıkacağız, ya da yok olup gideceğiz. Dünya, büyük bir çalkantı içerisinde. Amerika’nın artık tüm dünyaya hükmedecek gücü yok. Yeni yönetim ve dünyadaki krizler onu da etkiliyor. Rusya ve Çin, geleceğin küresel dünyası olma yolunda hızla ilerliyor. Türkiye’nin kaptanı Erdoğan, partili Cumhurbaşkanlığı sistemiyle bu süreci yönetmeyi ve ülkesini selamete çıkarmayı hedefliyor. Türkiye, eski Türkiye kalıplarını aşmaya ve dünyadaki yerini almaya çalışıyor. Birileri buna engel olmak için elinden ne geliyorsa yapmaya çalışıyor. Hem içerdeki muhalefet ve hem de dışardaki dış güçlerin tezgahını kırmak, sanıldığı kadar kolay değil. Birçoğumuz henüz, planlanan tehlikenin farkında değiliz. Mesele; basit bir “evet, hayır” meselesi değil. Türkiye’nin geleceği söz konusudur. Kardeşlik sınır tanımaz projesini bu yüzden çok önemsiyorum. Türkiye İdareciler ve Bürokratlar Derneği’nin Türkiye’yi karış karış gezerek “kardeşlik sınır tanımaz” sloganı çerçevesinde insanlığı aydınlatma çalışmalarına destek vermemiz gerekiyor. Dolayısıyla vakit henüz geçmiş değil. Yapacağız çok şeyler var. Yeter ki; ötekileştirme ve nefret dilinden kurtulalım. Unutmayalım ki, tatlı ve anlaşılır bir dil kadar güçlü silah yoktur.







