İslâmî hareketi değerlendirmek için neler gerekir?
İslâmî hareket kavramından benim anladığım, sadece siyasal arenada çalışmalarını sürdüren bir yapı değil, İslâm’ın bütününü kapsayan ve insanlığa bir yaşam biçimi öngören silsileler bütünüdür. İslâmcılık da böyledir; salt anlamda bir siyasi hareketi özümsemediğim gibi, siyasetten ve dünya gerçeklerinden yoksun, realiteden uzak bir İslâm anlayışını da onaylamıyorum. Kavrama bütünsel bakmak, kanaatimce en doğru olanıdır. Bu bağlamda İslâmcılığın geldiği noktada bir tıkanma, yozlaşma görüyorsak eğer bunun sebebi algıda yanılma, olaylara bütün gözüyle bakmayışımızdan ve Türkiye gerçeğini iyi okumamamızdandır.
Malatya Hekimhan’da devlet memurluğu yaparken talebe cemaatinden bir arkadaşım vardı. Mühendis olan arkadaşım, yapı itibarıyla sorgulayıcı ve her konuda delil isteyen bir kişiliğe sahipti. Demokratik parti hareketine şirk gözüyle bakar, klasik ve gelenekselliğe prim vermez, daha ziyade Orta Doğulu âlimlerin çeviri eserleriyle yetinirdi.
Devrime önem veren, bu manada İran İslâm Cumhuriyeti’ne de çok sıcak bakan arkadaşım azimli olduğundan olsa gerek, ziraat mühendisi iken İstanbul Siyasal Fakültesi’ni bitirdi ve şimdi serbest avukatlık yapmaktadır. Son görüşmemizde “Gezi Parkı” olaylarının bizzat içinde olduğunu ve liberal demokrasiye veryansın ettiğini gördüm. Mevcut iktidarı “cemaat ve tarikat” ilişkisi içerisinde gören ve değerlendiren arkadaşımın inancı kaymış, sosyalizmin sofrasında köfte yoğuruyordu. Kur’an-ı Kerim’e “Peygamber’in sözü” diyebilecek seviyeye gelen bu arkadaşımızın İslâmî altyapısı olmadığından ve sadece çeviri eserlerle İslâm’ı algılamasından dolayı fay hattı oluştuğu kanaatindeyim. Fıtratındaki coşkunluk batıla kayınca, şimdi ulusalcılarla birlikte Taksim’de yatıp kalkıyor. Son görüşmemizde bana Akit’in İstanbul muhabirinden bahsetti. Nasıl olur da böyle bir gazetede yazabileceğimi söyledi. Ben de kendisine, benim inancımda ve dünya görüşümde bir değişim olmadığını, dün ne isem bugün de aynı kişi olduğumu, dolayısıyla Akit’te yazmam kadar normal bir şey olamayacağını söyledim. Asıl sorgulanması gereken kendi durumu olduğu halde beni sorgulamaya çalışan arkadaşımı bir an empati yapıp anlamaya çalıştım, ama anlaşılır hiçbir yanı kalmamıştı. Neyse… Kalplere hükmedici olan Allah’tır. Ona Allah’tan hidayet dilemekten başka elimden bir şey gelmez.
Türkiye’deki İslâmî gelişmenin seyrini sağlıklı bir şekilde değerlendirmek istiyorsanız, yazılı metinlere ve sosyal olaylara bakarak bir hüküm çıkarmanız mümkündür. İslâmcılığı analiz edenleri iki grupta değerlendirmek mümkündür. Birincisi hareketin içinde yer alanlar, yani ihlaslı olup dini yaşayan ve sosyal olaylara bakarak fikir üreten aydın, münevver, âlim ve akademisyenler. İkincisi hareketin içerisinde yer almayıp İslâm’a inanmamakla birlikte dışarıdan yorum yaparak gerçeği okumaya çalışanlar. Size göre hangi grubun çalışması daha sağlıklı olur?
İslâmî hayatın içerisinde olup İslâmcılık değerlendirmesi yapanlar (samimi olanları kastediyorum) mevcut mer’i işleyişe ayak uydurmaya karşı çıkıyorlar. Yani bir anlamda modernliğe karşı çıkanlar (onlara göre modernlik-modernizm kopmadır, savrulmadır, ben de öyle düşünüyorum) mer’i işleyişe ayak uydurmayı İslâmcılığın zedelenmesi olarak görmektedirler. Dolayısıyla reel politiğe de karşıdırlar. AK Parti bu anlamda İslâmcı bir parti değil, olsa olsa İslâmcılığın havzasına su taşıyan muhafazakâr bir partidir.
Müslümanları karalamak veya açıklarını bulmak için İslâmî çalışmaları değerlendirenlerin hepsi aynı yolu izlemektedirler. Hükümet üzerinden hançerlerini İslâm’a ve Müslümanlara saplamaya çalışanların tarih boyunca izledikleri yöntem aynı olmuştur.
Beni asıl üzen ise akademisyenlerin ve aydınların zaman zaman savrulmaları ve peşlerine kattıkları kitleleri yanlış bilgilendirmeleridir.
İslâmî hareketlerin gerek Türkiye’de gerekse halkı Müslüman diğer ülkelerde, kendi iç dinamikleri, bölgesel şartları ve tarihi seyri vardır. Bunları dışarıdan birileri pek künhüne vakıf olamaz, vakıf olanlar çok azdır ve onlar oryantalist bakış açısıyla da baksalar Türkiye’deki bu sığ ve garazkâr araştırmacıların yaptıkları basit hataları yapmazlar.
Bugünümüzü değerlendirmekle dünü değerlendirmek aynı şeyler değildir. Geçmişin hatalarını bugüne indirgeyemeyeceğimiz gibi, bugünü de olduğu gibi yarınlara taşımak imkânsızdır. Temel itikadî değerlerimiz dışında dünyadaki her şey değişkenlik arzetmektedir.
İslâmî hareketin bugününe baktığımda ümitsiz olmadığımı söyleyebilirim. Önemli olan yaslandığımız İslâmî temellerin sağlıklı olması ve geniş coğrafyada yer bulmasıdır. Allah’a iman eden biz kulların inanç ve ahlâkî temelleri sarsılmadıkça, insanlığa söyleyebileceğimiz çok şeyler var demektir. Karşılaştığımız sorunlarla yüzleşme cesaretini kendimizde görebiliyor, metotları ve hatta mezhepleri farklı gruplarla biraraya gelme hoş görüsünü yakalayabiliyorsak başarılı olmamamız için hiçbir sebep yoktur.
Siyaset; herkesin kendi taleplerini ve kimliklerini ortaya koyma biçiminde değerlendirilirse bunun sonucundan hiç kimse korkmamalıdır. Önemli olan, sizi başkalarının ne şekilde tanımladığı değil, sizin kendinizi karşınızdakine nasıl anlattığınızdır. Eğer bir ülkede İslâm denen bir olgu ve bu olguyu sahiplenmiş Müslümanlar varsa, orada İslâmî hareketin varlığı kaçınılmazdır. Siyasal partiler, kurgulanmış kadro gibi birbirini tekrarlayıp duruyor. Liberal demokrasinin handikaplarından birisi de budur.
İktidar partisi din eksenli siyaset yapsa bile (kaldı ki mer’i kanunlar buna müsaade etmez) toplumu etkinleştirmek durumundadır. Altını çizerek söylüyorum: İktidarın görevi asimile etmek, susturmak değil; konuşturmak, her oluşumun eteğindeki taşlarını döktürmek zorunluğu vardır.
Geleceği inşa edecek olanlar farklı seslerden ve taleplerden korkmazlar. Yeter ki, bir fikri ve düşüncesi olanlar düşüncelerini şiddete dönüştürmeden anlatsınlar. Sesin boğulması şiddeti doğurur, haddinden fazla şiddet ise gayedeki hikmeti yok eder. Birbirimizi anlamaya çalışırsak mesele kalmaz.







