İslami burjuvazi
Tek parti (CHP-1923-46) diktatörlüğünün 23 yıllık karanlık dönemi, burjuva demokrasisinin işletilmediği, genelde kır-kent emekçi sınıflarının, özelde ise Kürt halkının demokratik haklarının hiçe sayıldığı, ekonomik-sosyal taleplerinin hiçbir biçimde karşılanmadığı ve dindarlara uygulanan baskının en yoğun olduğu yıllardır. Ezanın 1932’den 1950 yılına kadar Türkçe okutulması bunun en bariz örneğidir.
Tanzimat’la başlayıp cumhuriyetle devam eden “çağdaşlaşma-batılılaşma-modernleşme” projesinin “mimarlığını” ve fiili uygulayıcılığını yapan kadrolar, eski Türkiye sevdalısı derin güçlerdir. Kemalist bürokrasi “devletlu” bir sınıftan ziyade, burjuva toplumunu hedefleyen bir yapıdır. Nitekim Kemalizm’in sağladığı kentli burjuvazide zengin sınıf iktisaden gelişti, geliştikçe Karunlaştı ve devlet yönetiminde daha fazla söz sahibi olarak Firavunlaştı. Gün geldi iktidarı ele geçirdi, böylece belamlaştı ve başımıza tağut kesildi. Güçlü mülk sahibi burjuvazi ile Kemalist bürokrasi (yönetimi elinde tutanlar) arasında giderek zıtlaşma baş gösterdi. Bu yapı, ağır aksak adımlarla, her defasında milleti ezerek ilerledi.
Altını kırmızı çizgilerle çizerek belirtiyorum: Anadolu halkı İslam Medeniyetinin bütününü günlük sosyal, siyasal hayatında hakim kılamadı. Her zaman bu inancına bazı sapık ritüelleri sentez yaptı. Eski Türklerde Türkmenlik ve Şaman geleneği hakimdi. Hâlâ bunun izlerini sürdürenler var. Bektaşi ve Alevi kültürünün köklerini araştırırsanız, ne demek istediğimizi daha iyi anlarsınız.
Anadolu’daki kavimler arasındaki durum da çok farklı değildir. Bu bölgede İslamiyet bir ön kabulden öteye geçememiştir. Günlük hayatı şekillendiren İslam değil, Türkmen ve Şaman kültürüdür. Bugün de dahil İslam, bir medeniyet tasavvuru olarak bütün hayatımızı kuşatır biçimde algılanmamaktadır. 11 yıllık İslamcı Ak Parti iktidarının neredeyse ustalık dönemi bitmek üzere, ama biz hâlâ Kemalist cuntanın Anayasası ile yönetilmekteyiz. Hâlâ IMF’ nin boyunduruğundan kurtulmuş değiliz. Göbeğimizden ABD’ye bağlıyız. Din, asli bir unsur olarak yasaların, gelenek ve göreneklerin önünde yer aldırılmadı. Protokolde onun yeri arka sıralar. Tıpkı mescidleri binaların en alt katına inşa ettiğimiz gibi, İslam’a da yer olarak arka sıraları reva görüyoruz.
Anadolu insanı eziklikle yoğrulmuş, kederle yaşamasını bilmiştir. Piramidin tepesini işgal eden burjuvazi, gücünü yoksul halktan almakla beraber yoksul halkı ezmeyi ve sömürmeyi hiçbir zaman ihmal etmemiştir.
Cumhuriyet Türkiye’sinde servet ve iktidar paylaşımı tekelleşmiştir. Yazımızın başında belirttiğimiz gibi Türkiye’nin 23 yılına CHP, yaklaşık 40 yılına DP ve onun devamı Demirel mührünü vurmuştur. Padişahlar dahi bu burjuvazi kadar hüküm ve saltanat sürmemişlerdir. Üstat:
“Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa! Derken Kemalist burjuva sınıfına isyan etmektedir.
Ankara, İstanbul ve İzmir elit burjuvazisi, kendi sosyetesini doğurdu. Bu burjuvazi, toplumu dönüştürecek aydın, yazar, ideolog, şair ve kanaat önderlerini rejimin dümen suyuna hizmet etmeleri için besledi.
“1950’li yıllardan sonra, kısmi özgürleşme ile birlikte, İstanbul ve İzmir burjuvazisine karşı yönünü Anadolu’ya dönmüş kimi yazar, şair ve düşünürler, kanaat önderliğini üstlenmeye başlamıştır. (Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu vb. gibi.) Bu yeni kanaat önderlerinin iki temel handikapı vardı: Birincisi, Anadolu realitesini tam anlamıyla İslami kabul etmenin naiv romantizmi. İkincisi, din anlayışını sadece rejimle doğrudan mücadele şeklinde reaksiyoner tarzda algılama ve politik düzlemde temsil etmeye çalışma gayesi.”(Yusuf Özkan)
Özallı yıllar gelişim açısından iyi görülebilir fakat burjuvazi ve zengin-fakir ayrışmasının zirveye tırmandığı yıllardır. Sonrasında Kemalist ve liberal bürokrasinin sentez partilerinin iktidarını bir tarafa koyarsak merhum Erbakan’ın Millici hareketini Anadolu’nun değerleriyle örtüşen ve dindarlığa su taşıyan bir dava olarak görebiliriz. Ak Parti ile daha da modernleşen, kent kültürünün politik hareketi, sadra şifadır. Şimdilerde İslam sosyetesi sınıfı oluşturuldu. Siyah camlı güneş gözlükleriyle siyah ciplere binerek Dubai’de tatil yapanlara Filistin davasını, Irak ve Suriye konusunu anlatmakta zorlanıyorsunuz. Hanımı örtülü işadamının sekreteri mini etekli. Adamcağız marka giyiniyor, en pahalı cafelere takılıyor, evinde kokteyl türü toplantılar düzenliyor.. Modern Müslümanlar, dilenciler uğramasın diye villalarının kapılarına “Dikkat bu evde köpek var!” levhası asıyorlar. Kızları afili baş örtüsüyle erkek arkadaşıyla buluşup, bir cafede geyik muhabbeti yapıyor. Kendilerini olduklarından farklı göstermeye çalışan bu sınıf için din, sırtta taşınan bir kambur gibidir. İslamcı burjuva bu olsa gerek!
Bu gömlek bana dar gelir. Ben Yusuf’un (a.s.) üç gömleğine ve Hz. Peygamberin (s.a.v.) sade hayatına talibim.
Tanzimat’la başlayıp cumhuriyetle devam eden “çağdaşlaşma-batılılaşma-modernleşme” projesinin “mimarlığını” ve fiili uygulayıcılığını yapan kadrolar, eski Türkiye sevdalısı derin güçlerdir. Kemalist bürokrasi “devletlu” bir sınıftan ziyade, burjuva toplumunu hedefleyen bir yapıdır. Nitekim Kemalizm’in sağladığı kentli burjuvazide zengin sınıf iktisaden gelişti, geliştikçe Karunlaştı ve devlet yönetiminde daha fazla söz sahibi olarak Firavunlaştı. Gün geldi iktidarı ele geçirdi, böylece belamlaştı ve başımıza tağut kesildi. Güçlü mülk sahibi burjuvazi ile Kemalist bürokrasi (yönetimi elinde tutanlar) arasında giderek zıtlaşma baş gösterdi. Bu yapı, ağır aksak adımlarla, her defasında milleti ezerek ilerledi.
Altını kırmızı çizgilerle çizerek belirtiyorum: Anadolu halkı İslam Medeniyetinin bütününü günlük sosyal, siyasal hayatında hakim kılamadı. Her zaman bu inancına bazı sapık ritüelleri sentez yaptı. Eski Türklerde Türkmenlik ve Şaman geleneği hakimdi. Hâlâ bunun izlerini sürdürenler var. Bektaşi ve Alevi kültürünün köklerini araştırırsanız, ne demek istediğimizi daha iyi anlarsınız.
Anadolu’daki kavimler arasındaki durum da çok farklı değildir. Bu bölgede İslamiyet bir ön kabulden öteye geçememiştir. Günlük hayatı şekillendiren İslam değil, Türkmen ve Şaman kültürüdür. Bugün de dahil İslam, bir medeniyet tasavvuru olarak bütün hayatımızı kuşatır biçimde algılanmamaktadır. 11 yıllık İslamcı Ak Parti iktidarının neredeyse ustalık dönemi bitmek üzere, ama biz hâlâ Kemalist cuntanın Anayasası ile yönetilmekteyiz. Hâlâ IMF’ nin boyunduruğundan kurtulmuş değiliz. Göbeğimizden ABD’ye bağlıyız. Din, asli bir unsur olarak yasaların, gelenek ve göreneklerin önünde yer aldırılmadı. Protokolde onun yeri arka sıralar. Tıpkı mescidleri binaların en alt katına inşa ettiğimiz gibi, İslam’a da yer olarak arka sıraları reva görüyoruz.
Anadolu insanı eziklikle yoğrulmuş, kederle yaşamasını bilmiştir. Piramidin tepesini işgal eden burjuvazi, gücünü yoksul halktan almakla beraber yoksul halkı ezmeyi ve sömürmeyi hiçbir zaman ihmal etmemiştir.
Cumhuriyet Türkiye’sinde servet ve iktidar paylaşımı tekelleşmiştir. Yazımızın başında belirttiğimiz gibi Türkiye’nin 23 yılına CHP, yaklaşık 40 yılına DP ve onun devamı Demirel mührünü vurmuştur. Padişahlar dahi bu burjuvazi kadar hüküm ve saltanat sürmemişlerdir. Üstat:
“Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul;
Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul.
Bu taksimi kurt yapmaz kuzulara şah olsa;
Yaşasın, kefenimin kefili karaborsa! Derken Kemalist burjuva sınıfına isyan etmektedir.
Ankara, İstanbul ve İzmir elit burjuvazisi, kendi sosyetesini doğurdu. Bu burjuvazi, toplumu dönüştürecek aydın, yazar, ideolog, şair ve kanaat önderlerini rejimin dümen suyuna hizmet etmeleri için besledi.
“1950’li yıllardan sonra, kısmi özgürleşme ile birlikte, İstanbul ve İzmir burjuvazisine karşı yönünü Anadolu’ya dönmüş kimi yazar, şair ve düşünürler, kanaat önderliğini üstlenmeye başlamıştır. (Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu vb. gibi.) Bu yeni kanaat önderlerinin iki temel handikapı vardı: Birincisi, Anadolu realitesini tam anlamıyla İslami kabul etmenin naiv romantizmi. İkincisi, din anlayışını sadece rejimle doğrudan mücadele şeklinde reaksiyoner tarzda algılama ve politik düzlemde temsil etmeye çalışma gayesi.”(Yusuf Özkan)
Özallı yıllar gelişim açısından iyi görülebilir fakat burjuvazi ve zengin-fakir ayrışmasının zirveye tırmandığı yıllardır. Sonrasında Kemalist ve liberal bürokrasinin sentez partilerinin iktidarını bir tarafa koyarsak merhum Erbakan’ın Millici hareketini Anadolu’nun değerleriyle örtüşen ve dindarlığa su taşıyan bir dava olarak görebiliriz. Ak Parti ile daha da modernleşen, kent kültürünün politik hareketi, sadra şifadır. Şimdilerde İslam sosyetesi sınıfı oluşturuldu. Siyah camlı güneş gözlükleriyle siyah ciplere binerek Dubai’de tatil yapanlara Filistin davasını, Irak ve Suriye konusunu anlatmakta zorlanıyorsunuz. Hanımı örtülü işadamının sekreteri mini etekli. Adamcağız marka giyiniyor, en pahalı cafelere takılıyor, evinde kokteyl türü toplantılar düzenliyor.. Modern Müslümanlar, dilenciler uğramasın diye villalarının kapılarına “Dikkat bu evde köpek var!” levhası asıyorlar. Kızları afili baş örtüsüyle erkek arkadaşıyla buluşup, bir cafede geyik muhabbeti yapıyor. Kendilerini olduklarından farklı göstermeye çalışan bu sınıf için din, sırtta taşınan bir kambur gibidir. İslamcı burjuva bu olsa gerek!
Bu gömlek bana dar gelir. Ben Yusuf’un (a.s.) üç gömleğine ve Hz. Peygamberin (s.a.v.) sade hayatına talibim.







