İçtihad kapısı aralanmalıdır
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İslam dininde içtihat ve gelişen yeni olaylar karşısında İslam alimlerinin buna yönelik söz söylemeleri gerektiğine ilişkin sözleri kamuoyunda tartışılıyor. İslam’ın ana kaynaklarından fersah fersah uzak olan toplum, Erdoğan’ın ne demek istediğini doğru okuyamadı. Aslında anlayan anladı ama anlamak istemeyen ve Reis’in sözlerini itibarsızlaştırmaya çalışanların niyeti farklı tabi. Erdoğan, yeni ve hiç söylenmeyen bir şeyi deklare etmedi, bilinen bir hakikati, içtihat konusunu gündeme getirdi. Milli Görüş lideri merhum Erbakan, İslam’ın bazı konularda çağın ihtiyaçlarına göre güncellenmesi gerektiğini yıllar önce söylemişti. İslam dünyasının sorunlarının çözümü, hiç kuşkusuz tevhidi bir inkılap ve toplumsal değişimle mümkündür. Ortadoğu’daki mücadelenin asıl amacı da budur. Böl, parçala, yut politikası uygulayan Batı dünyası Suriye’de katledilen yüzbinlerce insana kör ve sağır. Erdoğan da haklı olarak, “ey NATO neredesin, Türkiye’nin 780 bin kilometrekaresi tehdit altındadır” dedi. Erbakan, gerçek dünyaya göçeli yıllar oldu. Söyledikleriyle bir kez daha haklı çıktı. Bir gün sıranın Türkiye’ye geleceğini söylediğinde herkes gülmüştü. İşte merhum Erbakan’ın söyledikleri:
“Şimdi bakınız, dış mihraklar Afganistan, Irak, Suriye ve İran’daki bütün planlarını adım adım uygulamaya koyarken asıl hedef hakkındaki hazırlıklarını da ihmal etmemekte... Asıl hedef nedir? Türkiye’dir! Türkiye’nin parçalanması, yumuşak lokma yapılması ve Arz-ı Mevud’un bir parçası olması dolayısıyla da İsrail’e katılması hususundaki planlar harıl harıl yürütülmektedir.”
Mekânı cennet olsun hocamızın. İçtihat konusunda da ufku çok genişti merhumun. Tayyip Erdoğan’ın dillendirdiği hakikati Erbakan da söylemişti, şimdi Saadet’çi kardeşlerimiz ne hikmetse Tayyip Beyi eleştiriyorlar. Ne dedi Erdoğan?
“Din adamı olarak ortaya çıkıp da kadınla ilgili çok farklı açıklamalarda bulunup dinimizde kesinlikle yeri olmayan bazı içtihatta bulunan kişiler ortaya çıkıyor” diyen Erdoğan, “Bunlar ya bu asırda yaşamıyorlar, çok farklı bir dünyada yaşıyorlar. Çünkü İslam’ın güncellenmesinin gerektiğini bilmeyecek kadar da aciz bunlar. İslam’ın hükümlerinin güncellenmesi var. Siz İslam’ı 14 asır öncesi hükümleri ile bugün uygulayamazsınız. Beni birçok hocaefendi tefe koyacak o ayrı mesele. Rabbim bizi tefe koymasın” şeklinde konuştu.
Zamanın değişmesi ile ahkâmın da değişeceği, Mecelle kaidesidir. Eğer biz içtihatları değiştirmezsek, yani uygulamaya ilişkin kurallar içinde bulunduğumuz nâsları uygun şekilde yenilemezsek kendi kendimizi kandırmış oluruz. Dolayısıyla Erdoğan’ın söylediklerine katılmamak mümkün değil. Çok da güzel oluyor, bu vesileyle İslami kavramlar toplumun önüne gelip gündem oluşturuyor.
Erdoğan “Dinimiz İslam ve kitabımız Kur’an-ı Kerim kıyamete kadar caridir. Biz dinde reform aramıyoruz. Haddimize mi?” dedi. Reform, ıslah etmek, bozulmuş bir şeyi düzelterek, eski doğru haline getirmek demektir. Dolayısıyla İslam’ın asla reforma ihtiyacı yoktur. Reformdan bahsedenlerin iyi niyetli olmayıp, dini yıkmak niyetinde olduklarını söyleyebiliriz.
Bugünkü sorunlarımızın sebebi İslam değil beşeri ideolojilerdir. Beşeri (Kur’ani ifadeyle tâguti) yasalardan kaynaklanan sorunlara İslam’dan çareler arıyoruz. Oysa sorunlarımızın asıl nedeni İslamsızlığımızdır; yani Âkifimizin de ifade ettiği gibi; çağın idrakine İslam’ı söyletmeyişimizdir. Asıl konuşması gerekenler kim? Reis kimlere işaret etti? Diyanet İşleri Başkanlığı mı? Ahhh, dili yok kalbimin, ondan ne kadar bi’zarım.
İnsanlarımız keşke İslam’ın kıyısında değil de asıl gövdesinde durup tevhid dinini, Seyyid Kutup, Hasan El Benna gibi haykırabilselerdi. Açık kadınların, kahvedeki sarhoşun, hanımına şiddet gösteren babanın, günahlara dalmış toplumun, bâtıl ideolojilere meyleden bu çağın insanının meselesi İslam’dan, gelenek ve göreneklerinden uzaklaşması, tevhidi anlamaması değil miydi?
Hocalarımızın niyetleri halis.. Allah’ın hâkimiyetine, bu evrende O’ndan başkasının hükümlerinin batıl olduğuna onların da inandığına eminim. Lâkin fıkhi konulara neşter sallamaları, hem söylemek istedikleri asıl hakikati perdeledi hem de yanlış anlaşıldılar.
Ha bu ara Adnan Oktar’ın gemisi alabora olmadan yoluna devam ediyor...







