Hüküm
Dedem rahmetli “hüküm” kelimesini izah ederken; “yargıda bulunmak, karar vermek, hükmetmek” gibi kavramların yanında, o zamanki çocuk halimle bir türlü anlayamadığım bir açıklama daha yapardı. Yıllar sonra anlayacağım o açıklamanın deruni manasını dedeme sormadım. Dağarcığımda merakla beklettiğim “Hüküm” kelimesinin bir anlamı da “ata gem vurmak”tır. Evet, yanlış okumadınız; ata gem vurmak, aynı zamanda ona hükmetmek ve hakim olmak manasına gelmektedir.
Hükmün çoğulu ahkâmdır. Hani bir ara Sayın Demirel “Kur’an’da ahkâm ayetlerinin olduğundan dem vurarak onların bu çağda geçerli olamayacağını deklare etmişti. Bunu neden söyleme gereği duymuştu? Ahkâm ayetlerini inkar etmenin imanı tehlikeye düşüreceğini bilmesine rağmen neden bu yola sapmıştı, hâlâ anlayabilmiş değilim.
Kur’an’da insan fiilleriyle ilgili beş yüz kadar ayet vardır. Ahlak, öğüt, ahiret, muamelat ve ukubatla ilgili olan bu ayetlere “ahkâm ayetleri” denir.
Hangi konuda olursa olsun, eğer bir konuda Allah’ın bir hükmü varsa, insanoğluna düşen o hükme teslim olmak ve gereğini yerine getirmektir.
“Allah ve Rasülü bir işe hüküm verdiği zaman, mü’min bir erkek ve kadına, o işi kendi isteklerine göre seçme hakkı yoktur…” (Ahzab, 36)
Allah’ın hükümlerinin dışındaki dünya hayatını tanzim etmeye yönelik bütün hükümler cahiliye hükmüdür. Şer’i hükmün yegane kaynağı Allah Tebareke ve Teala’dır. İnsanlar üzerinde hüküm koymaya kalkışmak ilahlık taslamaktır. Allah’tan başkası hüküm belirleyici değildir. Allah hüküm verir, kulları ise bunu uygular. İman eden mü’minler Allah’ın hükmüne teslim olur, başka hiçbir hükme boyun eğmezler.
Toplum halinde yaşayan insanlık, elbette cemiyetin düzeni ve istikrarı için emir ve hükümlerin tatbik edildiği bir devlet nizamına ihtiyaç duyacaktır. Bu devlet nizamında ve toplumun bütün sosyal işlerinde hüküm belirleyici kim olacaktır? İnsanoğluna barış ve huzur getirecek ilkeler nasıl ve ne şekilde düzenlenecektir?
Arapların; atı gemleme işlemine de hüküm adı verdiklerini belirtmiştim. Atı gemlemek, bir nevi onu susturmak ve dizginlemektir. Birileri uzun süredir bu topraklarda bize gem vurmuş ve bu şekilde hakimiyetlerini devam ettirmektedirler. Sayısı çok az bir insan topluluğu, yine sayısı oldukça fazla olan insan topluluğunun iradesine ipotek koyabilmektedir.
Maide suresinin 49. ayeti çok açık ve dağdaki çobanın dahi anlayabileceği bir hükümdür:
“İnsanlar arasında Allah’ın indirdiği hükümlerle hükmet! Sakın onların heva ve heveslerine uyma.”
Takva sahibi şuurlu bir Müslüman, ancak ve ancak Allah’ın hükümlerine teslim olur. O insanlar, “aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Rasülüne çağrıldıkları zaman, iman edenlerin sözü, “işittik ve itaat ettik” demeleridir. İşte asıl muradına erenler bunlardır.” (Nur, 51)
Kâinatta insanın rolü nedir?
“Kitabı sana hak olarak indirdik ki insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği gibi hükmedesin.” (Nisa, 105)
Alim ve müçtehidler Kur’an ve sünnetin ruhuna uygun olarak içtihad yapabilir, ümmetin önünü açabilirler. Önemli olan İslam’ın sabiteleri ve değer yargılarıdır.
Gerçek ve sınırlandırılamaz hakimiyetin sahibi ancak Allah’tır. Dolayısı ile Allah’a iman, tağutu ve onun müesseselerini inkarı gerekli kılar.
Yüce Allah’ın nizamına baş kaldıran, ters düşen, çelişen her çeşit ideoloji batıldır ve hükümsüzdür. Bunun adı demokrasi de olsa aynıdır. Her türlü uygarlığın alternatifi İslam’dır ve İslam’dan başka insanları huzur ve saadete ulaştırabilecek başka bir sistem yoktur.
“İnanmıyorum, bana öğretilen sahte tarihe” diyen şair ne kadar da haklı. Demokrasiyi de kendilerine uyduran egemenlerin iki dudağından çıkan kelime, kahir çoğunluğun iradesini katletmeye yetiyor. Nerede kaldı çoğunluğun ittifak ve iradesi?
“Küllü şey’in kadir” olan Allah’tır. Ana rahminden dünyaya hiçbir şey bilmezken gelen bir insanın kendisi gibi insanlara hüküm koymaya kalkışması ilahlık iddiasıdır. Aklı, heva ve hevesi ilah edinenlere baş kaldırmak, en şerefli mücadeledir.







