Halep’ten sonrası...
H
alep’ten sonra Türkiye’yi zor günlerin beklediğini söyleyebiliriz. Suriye’de gerçekçi ve ÖSO’ya kazanç getirecek bir ateşkes sağlanacağına inanmıyorum. Yapılan sadece, silahlı muhalif grupların teslim olması veya İdlib’e geçmesine izin verilmesinden ibaret. Zira şeytan Esad’ın “cihatçıların tamamını İdlib’e sıkıştıracaklarını ve ardından Suriye Ordusu’nun bir süpürme harekâtı ile bunları Türkiye’ye kovalayacağını ifade etmesi, ateşkesin çok bir anlam ifade etmeyeceğine işaret ediyor. Halep’ten İdlib bölgesine sığınacak olanların önünde iki seçenek var: Ya savaşarak ölecekler ya da Türkiye’ye sığınacaklar. Türk Milleti olarak bizler İdlib’e sığınacak olan Suriyeli kardeşlerimize bakarız. Kamplarda bakmaktan, illerimize taşıyarak, hatta evlerimizi açarak bakmak daha evladır.
24 Kasım’da AB Parlamentosu, Türkiye’nin birliğe katılımı üzerine görüşmeleri dondurma kararı aldı. Hemen akabinde AB ile Türkiye arasındaki gerilimler görülmemiş boyutlara tırmandı. 13 Aralık’ta AB Bakanlar Konseyi, Türkiye ile görüşme müzakerelerinde yeni fasılların açılmasından geçici olarak feragat edileceğini duyurdu.
Buradan şu sonucu çıkartabiliriz: Türkiye ile AB/NATO müttefikleri arasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı 15 Temmuz darbesini örtülü olarak
desteklemeye götüren gerilimler devam ediyor. Sınırlarımızın ötesine attığımız 15 Temmuz darbe kalkışması, Halep üzerinden; Irak’tan, İran’dan sürdürülüyor. Hem öyle ki bu sefer daha korkunç. Sünni-Şii mezhep savaşı üzerinden bizleri birbirimize kırdırmayı planlıyorlar.
AB Parlamentosu, Erdoğan’ın darbenin ardından uygulamaya koyduğu olağanüstü hali eleştiriyor. Reis ise haklı olarak; “Size ne ya? Bu ülkeyi Avrupa Parlamentosu mu yönetiyor, yoksa bu ülkenin hükümeti mi yönetiyor?” diyor. Peki, ama bunca gerginlik durmaksızın neden yükseliyor?
VEKÂLET SAVAŞI
Batı, Arap dünyasında egemenlik kurmak için Araplık ve İslam uyumluluğundan oluşan bir ideoloji üzerine oturan ülkelerin ideolojilerini değiştirmek için açtığı lağvetmek savaşında vekil güçlerini kullanmaya
başladı. Vekâlet savaşını, elini kana bulamadan başkaları üzerinden yürüten, bu arada bize istikamet vermeye de çalışan Batı, bize dost olmadığı gibi İran’a da dost değildir. Bizim elimizle onu ve yayılmacı Şiiliğini, onun eliyle de bizim Sünni Osmanlıcılığımızı parçalamak istiyor. Fotoğrafın bütünü böyle.
Bir de Batı şunu çok net anladı: Ortadoğu ülkelerine Arap Baharı olarak yansıyan devrimin arkasından gelecek olan şey İslamî bir sistemdir. Bunu hem Mısır’da ve hem de Suriye’de gördükleri için, burada demokrasiyi değil zorbalığı tercih ettiler
Yapılmak istenen ve bize dayattıkları argüman şu: “Türkiye’deki İslamcılığın dini ve siyasi lider kadroları da tasfiye edilmelidir.” Ey Türkiye, Suriye’den elini çek!
15 Temmuz’un dış bağlantıları deşifre olmuştur. Terör örgütlerini üzerimize salan hangi ülkeler ise FETÖ üzerinden 15 Temmuz’u tezgâhlayan da onlardır. FETÖ ve ordusunu hâlâ tasfiye ediyoruz. Güneydoğu’da PKK ve DAİŞ’le boğuşuyoruz. Aynı şekilde Fırat Kalkanı Operasyonu ile Suriye’deki DAİŞ’i temizlemeye çalışıyoruz.
ABD bölgeyi Kürdistan’a vermeyi planlıyor. Çünkü Kürtleri bölgeye yerleştirmesindeki maksat budur. Onları sömürgeleştirerek itaatkâr bir Kürt Devleti...
Ne var ki ABD, Ortadoğu üzerindeki hegemonyasında kendisine potansiyel bir engel görmek istemezken Rusya ve İran’ın sahneye çıkması, onun bu şeytani emeline çomak sokmuş oldu. Rekabet derinleşiyor. Bakalım Rusya mı, Amerika mı bölgede etkin olacak..







