Halep düşerse...
Suriye’nin Haleb’i, İslam dünyası açısından oldukça önemlidir. Dolayısıyla Sayın Davutoğlu’nun söylemiş olduğu “Türkiye’nin Halep ile irtibatını kesecek gelişmeleri engellemek için gereken tedbirler alınır” sözünü önemsiyorum. Halep’in mutlaka Esad rejiminin elinden alınması gerekmektedir. 2002 yılında kara yolundan hacca gittiğimde Halep topraklarını gezdim. O mekanlarda efendimizin ve güzide sahabelerinin izleri var. Dolayısıyla bu koridor çok önemlidir. Irak ve Suriye konusu çok hassastır. ABD şimdi bu coğrafyadaki hesaplarını İran ve Suudi Arabistan’la yapıp Türkiye’yi bölge dışında tutmaya çalışırken yalnızlaştırma politikası uyguluyor.
Nusra Cephesi, Ensar ed Din, Ahraru Şam, Fevc Evvel, Liva Sultan Murad, Ensar Hilafe, Ebu Amara gibi cihatçı grupları fazla tanımıyorum. Birileri onları şeriatın destekçi örgütleri olarak tanıtıyor. Şu aşamada kullanmaktan başka çare de gözükmüyor.
Acaba Halep, Esad rejimini dengeleme noktasında ileri bir karakol olarak kullanılabilir mi? Şuanda kabul edelim ki Suriye bir bataklıktır, çıkana aşk olsun. Ortadoğu pazarının pastasından hisse kapmak isteyen o kadar ülke var ki, bunların kimlerle dans ettiğini, ne tür bir hesaplarının olduğunu iyi hesaplamak gerekiyor. Bu bataklıkta askeri güç kullanmaktan imtina eden ABD, acaba Fransa’ya ne tür bir rol biçti?
Resulayn kentinin nasıl ele geçirildiğini, muhaliflerin hangi sebeplerle yenilgiye uğrayarak Ceylanpınar’a sığındıkları konusuna girmek istemiyorum. Ama şu soruyu da sormadan edemiyorum: “Esad rejimi Türkiye’yi Kürtlerle, Kürtleri de muhalif kesimlerle karşı-karşıya getirmenin stratejik kazancını nasıl sağladı? Suriye Kürtlerinin federalizm istediğini biliyoruz. Kürtlerin Arap Kuşağı Projesi karşısında Suriye’de Araplardan daha güçlü ve etkin olduklarını kabul etmek gerekir.
Suriye meselesine herkes şu noktadan bakıyor: “Bölgeyi kazanan petrolü ve dolayısıyla Misak-ı Milli topraklarını da kazanır.”Esad rejimi sonrasında oluşacak Suriye’de söz sahibi olabilmek, bölgede etkin hale gelmek elbette önemli. İran’ın, Türkiye’nin ve diğer devletlerin böyle bir hesabı olabilir. Unutmayalım ki ABD’nin, Rusya’nın, Çin’in, hatta İsrail’in de bu bölgede çok farklı hesapları var. Anlaşılan bu bölge stratejik açıdan çok önemli ve önemli olduğu kadar da çıkılması çok güç bir bataklık. Direkt iç bölgeye saldıramayan, savaşını sürdüremeyen devletler, içerideki güç dengeleriyle satranç savaşı yapıyorlar. Taşları iyi ve hesaplı kullanan kazanacak.
“Suriye’de uçuşa yasak bölge, güvenli bölge ve eğit donat” ilkeleri açısından da Halep’in çok büyük önemi vardır. Sol jenerasyonun her fırsatta dile getirdiği” Türkiye bu bölgede, bölgenin ekonomik kaynakları üzerinde egemen olunacağı senaryosunu IŞİD ile birlikte yürütüyordu” argümanı tam bir safsatadır. Kullandığı metot, üslup ve yol haritası tamamen İslam dışı bir terör örgütü olan IŞİD’le birlikte hareket etmek Türkiye’ye fayda değil, her halükarda kısa ve uzun vadede zarar verir. Suriye topraklarında ABD’nin bir katalizör olarak kullandığı örgüte Türkiye neden sahip çıkıp birlikte hareket etsin?
Türkiye’nin Suriye sınırında meydana gelen hareketliliğe baktığımızda bu bölgede bir Kürdistan koridoru oluştuğunu söyleyebilir miyiz? Maalesef öyle gibi. Peki nasıl içinden çıkılacak bu işin? Bu bölgede yalnızlaştırılmak istenen Türkiye’nin son seçimlerde tek başına iktidara gelebilecek sayısal aritmetiği yakalayamamış olması elini zayıflatmıştır. Yeniden seçim öncesi olası bir koalisyon hükümetinde AK Parti’nin yer almaması, açılım projesi ve Suriye gibi önem arz eden konularda kazanımların yok edilmesi anlamına gelir mi? Acizane bendeniz aracın direksiyonunun hiç bir şekilde Türk ve Kürt milliyetçilerine teslim edilmemesi taraftarıyım. Unutmayalım ki son seçimlerde AK Parti’ye güç kaybettirenler Türk ve Kürt milliyetçileri olmuştur. Irkçılığa lanet olsun!
Halep’i Esad rejiminden almak için Esad’ı Şam ile Akdeniz arasındaki havzaya sıkıştırmaya çalışan örgütlerin hangisinin kazanacağını hep birlikte göreceğiz. Esad mı galip gelir, yoksa muhalifler ve onların arkasındaki ülkeler mi? Velhasıl çetin bir ceviz olan Esad, haleflerinden daha güçlü çıktı. Arkasındaki güç dengeleri, gelişmeleri iyi okuyor. Arap baharı projesi bu coğrafyada Esad’a işlemedi. Fakat Halep’in muhalifler tarafından düşürülmesi durumunda bu sefer Esad’ın işi gerçekten zor.
Avucunu okşayıp, saraydaki reisin Suriye’de de kaybedeceğini bekleyenler yanılıyorlar. Zira o reis, zindandayken okuduğu şiiri şimdi sarayda okuyor. Bakın o şiir insana nasıl bir aşk ve inanç aşılıyor:
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da, vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil, beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme, kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili.







