--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

GÜNDEME DAİR

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

Şu sıralar gündem o kadar yoğun ki, hangi konuya değinsem acaba? dediğimi duyan arkadaşım, “Üstat MİT veya açılım konusunu yazar mısın?” diye kulağıma fısıldıyor. Özgecan’ın acısı henüz unutulmamışken benzer hadiselerin yaşanması tesadüf olmasa gerek. Ege Üniversitesi’nde doğu kökenli oldukları iddia edilen  kişiler tarafından bıçakla öldürülen ülkücü genç Fırat Yılmaz Çakıroğlu vakasını önemsemek lazım. 12 Eylül öncesini yaşatmak, ülkücü gençleri sokağa çekmek isteyen karanlık mahfiller, iki tarafı da kullanmak isteyebilir. MİT’in; CHP’nin iddiasını yalanlaması, bazı kesimleri tatmin etmedi. Cumhurbaşkanının kızına yönelik düşünülen suikastın MİT’in bizzat kendisi tarafından algı oluşturmak ve mağduriyet üzerinden imaj tazeleme amaçlı olduğu yazılıp çiziliyor. Dünyanın gözü Suriye ve Irak’taki IŞİD’te iken, İsrail’in HAMAS’ın tüm güçlerini yok etmek için, yer altı tünelleri ve yasa dışı Sina ve Libya’ya geçişlerini engelleyerek radikal terörist(!) unsurları etkisizleştirmek ve HAMAS’ın koordineli bir şekilde mücadele yeteneğine engel olmak için saldırdı.

Rusya kendisini Ortadoğu, Hazar Denizi ve Orta Asya’daki enerji kaynaklarının kontrolüne odaklanmıştır. Bu uğurda savaşı dahi göze alabilir. Bu rekabet, Ukrayna merkezinden Baltık ve Karadeniz’e, Hazar’dan Doğu Akdeniz’e ve Basra Körfezi’ne, İsrail-Filistin merkezinden Suriye’ye ve Irak’a kadar hem kanlı hem de çok karışık bir zemine doğru kayıyor. Küresel ve uluslar arası güçler Rusya’nın bu hareketine karşı mukavemet göstermenin gayreti içerisindeler. Bakalım önümüzdeki günler ve aylar neleri gösterecek?

Önce şu hususun altını çizelim: Türkiye’nin tek kimliğe dayalı bir ulus ihdas etme hevesinin haklı olarak tepkilere yol açtığını, Özallı yıllara gelinceye  kadar Kürt realitesinin ağızlara alınmasının dahi yasak olduğu ve bu yüzden Kürt sorununun ağırlaşarak bugüne gelen bir isyan hareketi olduğunu söyleyebiliriz. Dolayısıyla AK Parti iktidarının açılım politikasını ve Kürt Sorununu çözmeye ilişkin attığı adımı desteklememek mümkün değildir. Ancak Kürt sorununun siyasal ayağının ve dağdaki silahlı militanları ile Kandil bağlantısının gün geçtikçe şımarık çocuk rolü oynadığı, dağdakilerin silah bırakma niyetinin samimi olmadığı gözlenmektedir. Hem yüzdeki şımarıklığın ve hem de eldeki silahların bırakılmadan masada anlaşılması biraz zor gibi duruyor. Ama her şeye rağmen iktidar için başlattığı bu süreci sonuna kadar götürmekten başka çare de gözükmüyor. Bu bağlamda sürecin şu şekilde işletilmesi planlanmaktadır: Çözüm Sürecinde 7 Haziran seçimlerine kadar müzakereye devam. İzleme kurulunun tertibi. Öcalan’a Sekretarya kurulması. Kamu düzeninin Sağlanması. PKK Terör Örgütünün Silah Bırakması, silah bırakanların eve dönüşü ve rehabilitasyonları aşamaları seçimlerin ardından da demokratik Türkiye’nin inşasına başlanması öngörülüyor.

Eski Türkiye,Kürt-Türk,sağcı-solcu, komünist-dinci ayrışmasıyla kutuplaştırıldı ve yıllarca bu kesimler birbiriyle didişip durdu, bu arada binlerce can toprağa gitti. Şimdi karşı karşıya kaldığımız profil, paralel devlet yapılanması, PKK Kürt sorunu, Kürtler ve haklarını arayan Aleviler.

Polisin yetkisini arttıran, ‘Kuvvetli şüphe’ yerine ‘makul şüphe’ ye yer veren, “Anayasal Düzene ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar” kanunu TBMM’de görüşülüyor, hayırlısı olsun. Kamu düzeni çok önemli, ancak adalet elden bırakılmaması ve yasaların şahsileştirilmemesi kaydıyla terör örgütlerine ve paralel yapılanmaya karşı mücadele verilmesi elbette elzemdir. Sol kesimin hemen hemen tüm haber ve yorumlarını takip eden birisi olarak şunu ifade edebilirim: Sayın Erdoğan’ın, “Bana güvenin. Tek Millet, Tek Bayrak, Tek Vatan” söylemini Kürt hareketi mensupları ve aşırı ırkçı milliyetçiler inandırıcı bulmuyorlar. Çünkü, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu söyleminin ne Türk’ü, ne Kürt’ü, ne Türkiye Cumhuriyetini, ne de doğu illerini kapsadığına inanmıyorlar. Bu söylemin şu manayı ifade ettiğini açıkça dillendiriyorlar ve yazıyorlar. Cumhurbaşkanının bu söylemi “Osmanlı Devletinin yıkılması ve halifeliğin kaldırılmasıyla başsız ve karmakarışık kaldığı düşünülen İslam ülkelerini dini esaslar, dini bir çekirdek etrafında toplanmış ümmet anlayışında devletler konfederasyonunu kastediyor.”

Bu kesime göre Sayın Erdoğan Halife olmayı amaçlamaktadır. Klasik solun CHP’sini dinlerseniz tek adamlığa oynadığını, Başkanlık sistemini kurmak istediğini söylüyorlar. Bazıları da diktatör olma çabasında hızla ilerlediğini belirtiyorlar.. Tabi tüm bu argümanları bir araya getirdiğinizde önümüze güçlü bir profil çıkmaktadır. Gücünü milletten alan bir lider elbette kendince bir şeyler yapmaya çalışacaktır. Siyasetin doğasında vardır bu. Onu eleştirenler, onun gücüne eriştiklerinde aynı şeyi yaparlar. Bunun böyle olması, yapılanın külliyen doğru olduğu ve tartışılamaz anlamına gelmez.

Hiç kimse kuşkulanmasın, Türkiye’de  milli birlik- bütünlük ve kamu düzeni alt-üst olmamıştır, bilakis eskiye göre çok büyük düzelme ve devrim niteliğinde yenilikler olmuştur. Birileri bundan rahatsız oluyor diye reformlardan, özgürlük ve demokrasiden, hızla büyüyen Türkiye’den ve her şeyden önemlisi normalleşen Türkiye projesinden ödün verilmemesi gerekir.

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle