Fransa’nın 11 Eylül’ü ve küresel tehdit
ABD, Avrupa ve Ortadoğu için İslam, bir küresel tehdit midir? Bir zamanlar İslam’ın demokrasiye aykırı olmadığı belirtilerek İslamcı ideolojinin yayılmasına göz yumulduğu doğru ise, ABD’nin buradan kazancı ve hedefi ne olabilir? Başkan Obama “Ülkemizi de tehdit eden İslamcı ideoloji ve teröristlerle mücadele stratejimiz ön cephedeki ortaklarımızı destekleyerek bizi tehdit eden teröristleri yok etmeye dayanıyor” derken, tehdit unsuru odağın kimler olduğunu, hangi ülkelerin bu kapsamda değerlendirildiğini keşke açıkça beyan edebilseydi.
Fransız provokatif mizah dergisi Charlie Hebdo’ya düzenlenen saldırı, dünya
gündemini sarstı. Sarsmasına sarstı da; Ortadoğu sarsılırken, Irak, Afganistan işgal edilirken, Suriye’de milyonlar katledilirken sarsılmayan Batı ve de Avrupa ülkelerinin samimiyetine inanmıyorum. Her şeye rağmen ben de terörü (kim, ne adına yaparsa yapsın) şiddetle kınıyorum. Hiçbir ideoloji, düşünce, din ve dünya görüşü şiddete yaslanarak kendisini ifade edemez. Fakat bir gerçek var ki; bu dünya, etme-bulma dünyasıdır. Zulmedenler bir gün geliyor, mutlaka yaptıkları zulmün bedelini bir şekilde ödüyorlar. Fransa sömürgeci, işgalci ve zalim bir ülkedir. Kahramanmaraş’ı Kurtuluş Savaşı yıllarında işgal eden Fransız keferesidir. Libya’nın petrol kaynaklarını sömüren Fransa’dır.
Batı’nın ‘demokrasi götüreceğim’ diyerek işgal ettiği ülkelerde anarşi ve terör devam etmekte. ABD Irak’ı işgal ederken hangi gerekçeyle işgal etmişti? Şimdi Suriye’de IŞİD’i bir katalizör gibi kullanan, hemen akabinde IŞİD’i terör listesine alarak koalisyon güçleri oluşturmak suretiyle Suriye’yi işgal etmeye çalışan ABD’nin kim inanır samimiyetine? Fransa’da 12 kişi öldürüldü diye ayağa kalkan ve bu saldırının müsebbibi olarak İslam’ı ve Müslümanları adres gösterenlere 11 Eylül füze saldırılarını hatırlatmak isteriz. Fransa’da Charlie Hebdo’ya yapılan saldırı yapay ve provokatif bir saldırıdır. Buradan hiç kimseye kazanç çıkmaz.
“Bu alçakça saldırının İslamofobik, ırkçı ve yabancı düşmanı çevrelere alan açmaktan başka bir amaca hizmet etmeyeceği açıktır. Şiddet kültürünün daha da yaygınlaşmasını, derinleşmesini önlemek, bu tehdidin gündemden düşmesini tüm yönleriyle en ciddi şekilde düşünmek ve gerekli tedbirleri belirleyip almak, tüm insanlık aleminin vazifesidir. Bunda gecikilmemelidir. Aksi takdirde günümüzde gittikçe genişleyen çatışma kültürünün tedavisini oluşturan evrensel hoşgörü anlayışı daha da aşınacaktır. Paris’teki menfur saldırıyı gerçekleştirenlerin hedeflerinden birinin de bu olduğuna şüphe yoktur.” Bu açıklama Türkiye hükümetinindir.
Kanlı saldırı sonrası IŞİD’e bağlı siteden yapılan açıklamada: “İslam Devleti’nin Fransa vatandaşı olan mücahitleri, çeşitli videolarla Fransızları hicret etmeye çağırmış, hicret edemeyenleri de Fransa içinde saldırılar düzenlemeye teşvik etmişlerdi. Fransa İslam Devleti’ne yönelik saldırılar düzenleyen haçlı koalisyonunun aktif bir üyesi. Dergiye yönelik saldırıyı İslam Devleti sempatizanlarının yapmış olması ihtimali bulunmakla birlikte, olay çok yeni olduğu için henüz kesin bilgi bulunmuyor.” denildi. Saldırının arkasındaki adres, IŞİD’i besleyen damardır.
Marksist ve sol kalemlerle ayrıştığımız nokta, başta akidemiz ve dünya görüşümüz, sonra da buna bağlı olarak fikirlerimiz ve değerlerimizdir. Sol kesim IŞİD’i İslamcı ideoloji gibi değerlendirmekte ve dolayısıyla ABD’nin oluşturduğu koalisyon güçlerinin Ortadoğu’da İslamcı ideolojiyle savaştığı tezini islemektedirler. Bu son derece sakat ve ötekileştirici bir yaklaşımdır. Dünya Müslümanlarının ve Türkiye İslamcılığının IŞİD’le bir tutulması, aynı kategoride değerlendirilmesi maksatlı bir yaklaşımdır. IŞİD üzerinden İslam’a vurmaya çalışanlar yanılıyorlar. Terör ve şiddeti bizimle irtibatlandırmaya çalışanların yaptıklarına bakarsanız, kimin küresel bir tehdit olduğunu anlarsınız. Batı kendine göre bir İslam tanımlaması yapamaz. İslam hem bir üst kimliktir, hem de yeryüzünü temel şekillendirici bir sistemdir. İslam, zorbalığı, zulmü, çatışmacılığı, terörü, şiddeti asla onaylamaz. Ona bu kılıfı giydirmeye çalışanlar aynaya bakıp kendilerini tarif ediyorlar. Böyle yapmakla dinin toplumsal ve sosyal düzeni belirleyici sistematik özelliğini tırpanlayacaklarını zannediyorlarsa bu hususta da yanıldıklarını, hesaplarının hiç bir zaman tutmayacağını hatırlatmak isteriz. Boşuna Avrupa sokaklarında İslam ve Müslüman düşmanlığını içeren yapılar (İşte Almanya’da ‘Batının İslamlaşmasına Karşı Yurtsever Avrupalılar’ adı altında haftalardır İslam ve yabancı karşıtı gösteriler düzenleniyor.) oluşturarak kendinizi avutmayın. Küresel tehdidin panzehiri, insanlığa huzur ve saadet getirecek olan İslam’dır. Charlie Hebdo’ya düzenlenen saldırıyla birlikte kamusal alanda tartışılan İslamcılık, Avrupa’nın siyaset gündeminde tartışıla dursun, kafasını kuma gömen, kendi değerlerinden başka değer tanımayan laik- Kemalistlere ne oluyor? Onların kaşıntı sebebi ne ola ki? Yoksa onlar da mı bu hain saldırıyı yapanların Müslümanlar olduğu planına inanıyorlar?
“Şeytanla birlikte gittiğinizde, Tanrı’nın yardımınıza koşması nadirdir. Suriye’ye 2013’te kimyasal silah kullanılırken müdahale etmediğimiz için pişmanım” diyen Cumhurbaşkanı F. Hollande, IŞİD’i kendileri için düşman görmekte ve IŞİD’in Beşşar Esad’la ilişkisini sorgulamaktadır. Moskova’da görüşülecek olan Suriye krizi öncesi bu saldırının gerçekleştirilmesi herhalde bir tesadüf olmasa gerek. Plan ve proje yapmaktan bıkmak ve usanmak bilmeyen ABD, küresel tehdit olarak İslam’ı görüyor, bu yüzden de onun panzehiri olarak “ılımlı İslam” tezine sarılıyor ama, korkunun ecele faydası olmadığı Türk ata sözünü keşke birileri kulağına fısıldasa. Keser döner, sap döner.. Bir gün gelir, hesap döner.







