Fiili işgalden kurtulabilmenin yolu ana omurgayı sahiplenmekten geçiyor
Ortadoğu’da Türkiye’yi yalnızlaştıranlar, aynı zamanda Ak Parti’nin ipini çeken ve şimdi istikrara kurşun sıkarak Türkiye’yi Suriyelileştirmek isteyenlerdir. Cemaati, PKK terörünü ve diğer iç unsurları taşeron olarak kullanan uluslararası küresel odaklar, Stratejik Derinliğin ve Başkanlık sisteminin ne anlama geldiğini çok iyi biliyorlar. Kuzey Irak’tan başlayarak Suriye’ye ve Türkiye’nin Güneydoğusuna kadar uzanan bölgede Kürdistan Koridoru oluşturmak isteyen küresel güçler için en büyük tehlike ve tehdit unsuru, hiç şüphesiz Ak Parti’dir. Dolayısıyla kavganın boyutu çok büyük. Şu anda Ak Parti hem içeriden ve hem de dışarıdan kapana kıstırılmak istenmektedir. Tüm hesaplar, ya Ak Parti’nin gitmesi veya en azından yalnız başına iktidar olmaması üzerine yapılmakta. Anketler Ak Parti’nin 1 Kasım’da % 45 alsa bile 276 salt çoğunluğun bıçak sırtında olduğuna işaret ediyor. Yani Ak Parti ve bizler için bundan sonraki süreçte tek başına iktidar, çantada keklik değil. Oyunu kuralına göre oynamalı ve ne yapıp edip HDP’ye kilitlenen dindar Kürt seçmenin, bu şeytaniz şebekeden ayrıştırılması gerekmektedir. Önümüzdeki süre buna yeter mi? Yeter veya yetmez, çalışmaları çok sağlıklı bir şekilde yürütmeli ve Güneydoğu’da yeniden devletin gücünü hissettirmeliyiz.
Malum bazı illerimizde fiili işgal var ve devlet o bölgede yok denecek kadar zayıf. Hesap ve proje, parçalanmış iktidar, koalisyon dönemleri ve merkezin zayıflatılması üzerine kurgulanıyor. Ülkenin 13 yıldır milli ana hassasiyeti merkezin dışına atılmak isteniyor. Eğer Ak Parti merkezin dışına itilirse Türkiye savunmasız kalır ve tamamen omurgasızlaşır. Evet evet, bunu tüm samimiyetimizle söylüyoruz. Ekonominin dişlileri çatırdamaya başladı. Piyasalarda şimdiden istikrar bozuldu. Önümüzde büyük bir fırsat var, herkesin bu fırsatı çok iyi değerlendirmesi gerekiyor. Ana omurga çökerse; Suriye, Irak, Ukrayna, Mısır’a bakmamız bir şey değiştirmez. O bakış ve dik duruşu şimdi gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bu ülkenin siyasi çimentosu ve ana omurga Ak Parti’dir. Siyasi aklını, bazı yanlışlarını, aday belirlemelerini eleştirebilirsiniz. Türkiye’nin en ücra köşesine kadar uzanabilen tek siyasal hareket Ak Parti’dir. Kendi içimizdeki öz eleştiriyi şimdi bir tarafa bırakıp, tüm şer odaklarına karşı şimdi tek güç olmazsak, çok daha vahim sonuçlarla karşı karşıya kalabiliriz.
Bütün kişisel hesapları bir tarafa atıp, ülkenin bir tutkalı olan Ak Parti etrafında kenetlenmenin, yeniden büyük Türkiye demenin zamanıdır. Ortadoğu coğrafyasını kasıp kavuran felaketin kapılarımıza kadar dayandığı günlerden geçiyoruz. Bu gerçeği herkesin görmesi lazım. Aksaray’da oturan yiğidin üzerinden bütün Müslümanların ve İslam’ın tarih sahnesinden silinmesinin hesapları yapılıyor.
Türkiye’de siyasetin merkezine oturan Ak Parti, öyle bir merkez oluşturdu ki, bu yeni koridorda 20 yıl öncesinin siyasi aklını taşıyanların bunu kaldırabilmesi, Türkiye’yi yönetmesi mümkün değil. Onların gömlekleri bu coğrafyanın vücuduna dar gelir. Artık Türkiye’nin mahalle siyaseti yapar gibi parti yöneten liderlere ihtiyacı yok. Kendi partisini yönetmekten aciz kişilerin, söz konusu coğrafyada küresel ölçekte siyaset yapması ve kurtlar sofrasında söz sahibi olması mümkün değildir. Güçler çatışmasında boy ölçüşebilecek vizyon, misyon ve temsil kabiliyeti ancak Ak Parti’dedir. Merkez derken sadece Türkiye’nin merkezini kastetmiyoruz elbet. Sosyolojik merkez ve Türkiye’nin bölge ve dünyadaki merkezi çok önemlidir.
Ak Parti’ye 13 yıllık tek başına iktidar imkanı veren sadece kendi tabanı değildir. Böyle olsaydı, o da diğer partiler gibi tarihin çöplüğüne çoktan dökülüvermişti. Sosyolojik değişimden bunu kastediyoruz. Devlet iktidarının toplumsal tabanı değişim yaşarken genişledi. Özgürlüğe, hizmete, adalete susamış toplumsal taban devletin ömrünü uzattı. Bu toplumsal tabanı, ana omurgadan uzaklaştırmak isteyenler, bir proje partisi olan HDP’yi siyaset sahnesine sürdüler. Gerçekte HDP’nin oy oranı % 9 bile değilken algı operasyonuyla % 13’lere çekilmesi, bir proje değil de nedir?
HDP’nin değirmenine su taşıyanlar ise Türk milliyetçileriyle Kürt milliyetçileridir. İkisi de ırkçıdır, ikisi de bu ülkenin bölünmesinden yanadır. Her iki hareket de Türkiye’nin gelişimini ve geldiği noktayı okumaktan acizdir. Aciz olduğu için ana omurgaya cephe almışlardır. Erdoğan düşmanlığı ekseninde teröre destek verecek şekilde savrulanlar, tek Ak Parti ve Erdoğan gitsin de ne olursa olsunun hesabını yapanlar, Ak Parti’den sonrasının oluşturacağı bir Türkiye’nin felaket olacağını göremeyecek kadar kör olmuşlar. MİT Müsteşarını PKK ile masaya oturdu deyip eleştirip çözüm sürecine olumlu bakmayan camianın şimdi HDP ile omuz omuza hareket etmesini ne ile açıklayacağız?
HDP’yi masum gösterip allayıp pullayanlar, eskinin merkez medyasının kalemşorlarıdır. Bu çok vahim bir yakınlaşmadır. Şimdi bu merkez medyanın terör ve kanla beslenmesinin ömrü ne kadar olacak, hep birlikte göreceğiz. Ben ki eski bir haritacıyım. Dolayısıyla ülkelerin haritasını yeniden tanzim edecek haritanın PKK’ya, DHKP-C’ye, Aydın Doğan medyasına ve bazı siyasi çevrelere servis edildiğini biliyorum. En çok endişem, Türkiye’yi de içine çekecek, çok uluslu bir Suriye savaşıdır.
1 Kasım bir kırılmadır, bir kurtuluştur. Hey canlar, gelin ana omurgaya hep birlikte destek verelim.







