--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Ermeni Tehciri ve Teşkilat-ı Mahsusa

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ
Kur’an şairi Akif’in Teşkilat-ı Mahsusa’da görev yaptığını kalem erbabı bilir. Ermeni Tehciri, Teşkilat-ı Mahsusa’nın yüz karasıdır.
Teşkilat-ı Mahsusa nedir, amacı neydi, hangi davaya hizmet etti? Bunları bilmeden, o günün şartlarını göz ardı ederek Akif portresini sorgulamak, yakışık olmaz. En azından Akif gibi birisine haksızlık yapmış oluruz. Kaldı ki Akif de bir insandır, sırf bu örgüte çalıştı diyerek onu mahkum etmek, Kur’an şairine yapılacak en büyük kötülüktür. Teşkilat-ı Mahsusa’ya değinmeden önce, konumuzla alakası olması bakımından Arap Baharı’nın İhvan ayağını teşkil eden Mısır konusuna kısaca değinmek istiyorum.
Akif’ in, gönüllü gittiği Mısır sürgününde İhvanü’l-Müslimin teşkilatının kurulmasında acaba bir rolü olmuş mudur? Arap dünyasının en eski, en etkili ve en büyük İslami hareketi olan Müslüman Kardeşler örgütü, Mısır’da 1928 yılında Hasan el-Benna tarafından dini, siyasi amaçlarla toplumsal hareket vasıtasıyla kurulmuştur. 1914 yılında devlet tarafından görevli gönderilen Akif 1925 yılında gönüllü sürgün gider ve 1936 yılında döner. Akif gibi bir şahsiyetin Hasan El Benna’nın önderliğini yaptığı İhvan hareketi karşısında duyarsız kalması düşünülemez. Sezgisi güçlü olan Akif, Burdur mebusu olarak TBMM’de bulunduğu yıllarda, İngilizlerin casusu Mustafa Sagir’i deşifre edip, yetkililere bildirir. Hint asıllı Müslümanlardan olan Sagir, Mısır’da bulunduğu yıllarda İngilizlere hizmet etmiş, muhalif birçok Mısırlıyı İngilizlere ihbar etmişti. İşte Akif daha sonra Teşkilat-ı Mahsusa adına çalıştığı dönemde Mısırlı birçok teşkilat mensubuyla müşterek operasyonlara katılmıştır. Akif’in İhvan hareketine katkısının olduğunu veya olabileceğini şuradan çıkarabiliriz: Teşkilat Halifeliğin ihyasından yanaydı ve İngiliz karşıtı bir söylemi vardı. Akif de Arapları Osmanlı’ya karşı kışkırtan İngiliz propagandası ile mücadele etti. İngiliz istihbaratının Ortadoğu merkez üstü Mısır’dır. Bu yüzden Akif’in görünürde İhvan-ı Müslimin ile ilişkisi yoktur. Akif bu ilişkiyi gizli olarak Mısır’daki dostları vesilesiyle yürütür. Türk hükümetini Taksim’de dize getirmeye çalışan küresel güçler, şimdi Arab Baharı’nın iktidara taşıdığı ve Ortadoğu’nun en örgütlü cemaatini AK Parti üzerinden, AK Parti’yi de İhvan üzerinden cezalandırmaya çalışıyorlar. Tahrir abasının altından Taksim sopası göstermeye çalışan, ama başarılı olamayan bu güruh ODTÜ üzerinden iktidar neşet ettirmenin hayalini içerisinde. Akif’in Mısır’ı küresel batı emperyalizmine geçit vermedi. Tahrir’de Akif ruhu ve Hasan El Benna’nın ektiği tohumlar vardır.
Örgüt, her şeyden önce, esas itibariyle Talat’ın inisiyatifiyle şekillenmiş ve Dr. Nazım ve Dr. Şakir tarafından tasarlanan ve gerçekleştirilen ‘özel misyon’a yönlendirilmiş bir parti ‘kuklasıydı. Harbiye Nazırı Enver, genelde bu düzenlemeye uyuyordu… Örgütün misyonu öylesine ‘gizli’ idi ki ‘kabine’ nazırları bile bilmiyorlardı. Hükümet içinde, devlet içinde bir devlet gibi çalışan bu örgütün kendi özel şifreleri, üniformaları, özel personeli ve kendi gelir kaynakları vardı. Milli Mücadele’nin sahte hocası ve Türk siyasetinin köklü yaşlı çınarı Celal Bayar, Teşkilat-ı Mahsusa’nın İzmir ayağını teşkil etmekteydi. Yani bu örgüt günümüzün MİT’i gibi misyon üstlenmişti. Bu yüzden Akif’in bu örgütte görev alması problemlidir. Örgütte görev alıp da makam ve mevkii sahibi olmayan tek kişi Akif’tir. İstiklal Mahkemesi’nin Kılıç Ali’si dahi bu örgütün elemanıdır. Ali Şükrü’nün katili Topal Osman gibi canilerin olduğu harami çetesinde ne işi vardı Akif’in? Hal böyle iken Kur’an şairinin örgüte duhulünü saflığına bağlamaktan başka bir şey diyemiyorum.
Mehmet Akif Arap dünyasında Osmanlı’ya karşı ayaklandırılmaya çalışılan Araplar’ın emperyalistlerin oyununa gelmemelerini sağlamak adına Teşkilat-ı Mahsusa bünyesinde, Eşref Paşa ile birlikte çalışmalara katılmak üzere Beyrut’a gitmiştir.
“Bilindiği gibi Akif, Birinci Dünya Savaşı sırasında görevli olarak Almanya’ya ve Hicaz’a gitmişti. İngilizler ve Fransızlar, sömürgelerinden topladıkları Müslüman askerleri, “İstanbul’u işgal edip halifeyi esir aldılar!” propagandasıyla aldatarak Osmanlı Devleti’nin müttefiki olan Almanların üzerine sürüyorlardı. Batı cephelerinde yapılan muharebelerde Almanlar, yüz bine yakın Müslümanı esir almış, bunlar için Vunsdorf yakınlarında özel kamplar inşa etmişlerdi. Bütün benliğiyle “İslam Birliği” idealine sarılmış olan Akif, kendisine Teşkilat-ı Mahsusa aracılığıyla gelen teklifi kabul etti ve Almanya’ya giderek Tunuslu Şeyh Salih’le birlikte, Osmanlı Devleti’ne karşı farkında olmadan savaşan bu Müslüman esirleri aydınlatmaya çalıştı.”
Örgüatün karanlık işleri hayli kabarık. Sayfamız bunları anlatmaya müsait olmadığı için, kısaca Ermeni Tehciri’ne değinelim. Teşkilat-ı Mahsusa’nın en önemli görevi Ermeni nüfusunun yoğun olduğu büyük kent, kasaba ve köylere yönelik kapsamlı bir akınla, İttihat’ın imha projesini gerçekleştirmekti.
Ermeni soykırımı iddialarını savunan tarihçilere göre, bu gizli teşkilat iddia edilen soykırımı gerçekleştirmekte kullanılmıştır. İddialara göre, Talât Paşa hükümetinden sonra yeni hükümeti kuran Ahmet İzzet Paşa teşkilatın tüm belgelerini yok etme emri vermiştir. Teşkilât-ı Mahsusa’nın iddia edilen soykırımı gerçekleştirmiş olan örgüt olduğu iddiası, Andonyan belgeleri ve 1919/20 İstanbul savaş mahkemeleri yanında, soykırım tezini ispatta kullanılan başlıca iddialardan biri. Guenter Lewy’nin verdiği bilgilere göre, Teşkilât-ı Mahsusa hakkındaki iddiaların belgelerde doğrudan dayanağı bulunmuyor, ancak bu iddialar, bu belgeleri okuduğunu belirtenlerin kuşkulu varsayımlarına dayanmaktadır. Lewy, soykırım tezinin savunucularından olan Vahakn Dadrian’ın, orijinal kaynakların imkan vermeyeceği varsayımlarda bulunduğunu bildiriyor.
Her şeye rağmen bütün bunlar Akif portresini sorgulamamızı gerektirmez. Örgüte neden dahil olduğunu eleştirebiliriz. İttihatçıların arzusunu sağlayan bir örgütte, İttihatçı olmayan, peşine hafiye takılan Kur’an şairinin ne işi vardı? Tehcir hakkında tek kelime etmemesini kaynakların yakıldığına ya da böyle bir şeyin olmadığına hamledebilir miyiz? Zorlama bir mantık mı bu acaba? Akif, kaynayan bir volkan gibidir. Bazı olaylara suskunluğu, onu onayladığı anlamına gelmez.

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle