--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Erdemli insan

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

İslam’ın hakim olduğu topraklarda erdemli insanlar yetişir. Osmanlı sonrası Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında seküler yaşam biçimi hayatı kuşatmaya başladığında iki tip insan modelinin oluştuğuna tanık olmaktayız.

Mesela İslam şairimiz Mehmed Akif bu toprakların değerini savunan yerli ve İslami modeli iken, Tevfik Fikret bu toprakların çocuğu olduğundan utanç duymuş ve batılı değerlerin amigoculuğuna soyunarak, zangoç olmuştur.

Bazen batıl bir sistemde her şey yolunda ve istikamet üzere giderken, ilişkilerimiz düzenli, karşılıklı saygı ve sevgi seviyesinde ilerleyebilir. Tabii bu her zaman böyle gitmez. Düzenin ipini elinde tutanlar ve ana güvertede oturanlar, çatlak seslere ve aykırı görüşlere müsaade etmezler. Kuşak ve kültür çatışması başladığında zinde ve militer güçler devreye girer. Demokrasiden dem vuran beylerin, farklı dünya görüşü karşısında maskelerinin düşüp gerçek kimliklerinin ortaya çıktığında, nasıl da ‘zorba’ kesildiklerini ve kılıçlarını size doğrulttuklarını görürsünüz. İnsanoğlu böyledir. Şu gök kubbe altı çok geniş topraklara ve zenginliklere sahiptir. Buna rağmen hırs, menfaat ve dünyevi kaygıların; güzelim erdemli ilişkilerimize yansıtıldığına ve sosyal barışı kendi ellerimizle katlettiğimize şahid oluruz.

Aslında bu ülkenin insanları olarak hepimiz aynı gemide yolculuk etmemize rağmen, neyi ve hangi değerleri paylaşamıyoruz? Farklı düşünmemiz, yaşam biçimlerimizin aynı olmaması, birbirimizi yok saymamızı gerektirir mi? Bendeniz bu noktada inançlı kesimin, laikçi kanattan daha iyimser ve hoş görülü olduğuna inanıyorum. Nasıl mı?

Rabbini tanıyan, hak ve hakikate yönelen erdemli insan, hayatını tanzim ederken, kendisi dışındaki bütün yaratıklarla olan ilişkilerini vasat, dengeli ve seviyeli tutmaya özen gösterir. Erdemli insan, hırs ve menfaatlerine yenik düşmez, ötekini altetmeyi düşünmez. Çünkü o, İslam’ı onurlu bir şekilde yaşadığı takdirde, kendisini öldürmeye gelenlerin kendisinde dirileceğini bilir. Olayları ve insanları değerlendirirken, heva ve hevesine göre değil, Allah’ın bak, dediği yerden bakarak, kendisine vahyi referans alır. Çünkü Müslüman insan, terör ve anarşiye sebep olmaz; çevresine huzur, güven ve barışı tesis eder. İhtiraslı ve dünyaya dünyanın madde cephesinden bakanlar, şaşkın, nankör ve çıkarcı oldukları için bunların lugatında acıma hissi, paylaşma, garibanın derdine ortak olma gibi erdemlere rastlanmaz. Onlar samimi olamazlar. Kendi aralarındaki ilişkileri de çıkar ve menfaata dayalıdır. Bunların ilahı, bazen kendi nefisleri, çok zaman da güce dayalı varlıklardır. Kur’an’da insanların çoğunun şirk koşmadan iman etmeyecekleri vurgulanır. Bütün nimetleri bahşeden, yaratan, öldüren, rızık veren Allah’a iman noktasında bunlar, ancak afet ve kasırga anlarında Allah’a yalvarır, daha sonra tekrar ortak koşmaya başlarlar. Gücün ve çıkarın karşısında eğilenler, Allah’ın ayetlerini az bir pahaya satanlar tarih boyunca olagelmişler, bundan sonra da olmaya devam edeceklerdir.

Şahsiyetli Müslüman, erdemli insandır. Bu insanlar, olumsuz şartlarda savrulmaz, yola yatmaz ve yoldan sapmazlar. Yine bu insanlar, dünya artık değişiyor, o halde bizim de dünyanın gidişatına ayak uydurmamız gerekir diyerek, gömlek değiştirmez, adam gibi adam kalarak,  saflarında kalmayı tercih eder. Değişen şartlara değil, değişmeyen ilke ve sabitelere bağlı kalanlar, Allah’ın tasvip ettiği kişilerdir.

 “Anadolu insanı nedense metropol kentlere hicret ettiklerinde çabuk değişiyorlar.”

Bu tespitte haklılık payı vardır. Değişimin sebepleri irdelendiğinde bunun altında yatan saikin, bilinçsizlik ve donanımsızlık olduğu görülür. Mekke’nin tüm zulüm, işkence ve despotluğunu sinesinde yaşayan sahabe, Medine gibi nimetin bol olduğu iklime kavuştuklarında değişmediler, önce ne iseler, sonra da o kimliklerini muhafaza etmeye çalışarak, asli kimliklerinde kaldılar.

Bugünün dünyasında da medeniyetler çatışması yaşanmaktadır. Küresel gücün başını çektiği dünya sistemi, başta Orta Doğu olmak üzere, halkları Müslüman olan ülkelere silahını doğrultmakta ve terör estirmektedir.

Yaşadığımız bu günleri ‘idbar günleri’ olarak isimlendirebiliriz. Şeytan ve dostlarının geçici medeniyetine kucak açanlar, böylece Allah’ın nizamına sırt çevirenlerdir.

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle