--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Emrolunduğun gibi dosdoğru ol

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

İtikadi ve ahlaki bir kavram olan doğruluk veya dosdoğru olmak; dürüstlük, sıdk, sadakat, istikamet ve hidayet anlamına gelmektedir.

İstikamet kavramını biraz daha açacak olursak, düzgün, pürüzsüz ve dosdoğru bir yolda ilerlemenin kaçınılmaz olduğunu görürüz.

Hak yolun, eğrisi ve yamuğu olmayan dürüst ve dik duruşun Kur’an’daki ismi, müstakimdir. Sırat-ı müstakim dediğimiz zaman, Allah’ın dosdoğru yolunu kasdetmiş oluruz.

İstikametimizin, duruşumuzun dik ve düzgün olması, Kur’an ve sünnete ittibamıza bağlıdır. Kitabi manada İslam’ı algılamayan ve vahiyle muhatap olmamış insanların istikametinin dik ve düzgün olmasından bahsedilemez.

Allah’ın Rasülünü ihtiyarlatan ayetin meali şöyle:

“Bundan dolayı emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Beraberindeki tevbe edenler de (doğru olsunlar). Aşırı gitmeyin. Muhakkak ki O, bütün yaptıklarınızı görüp durmaktadır.” (Hud, 112)

Müslümanların en önemli ilkeleri istikametlerinin ve amellerinin düzgün olmasıdır. Rasulullah (sav), “Din muameledir” buyurmuşlardır. Fussilet suresinin 30. ayeti konumuza ışık tutmaktadır:

“Şüphesiz, Rabbimiz Allah’tır, deyip de ondan sonra da doğru yolda sebat edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve onlara, korkmayın, üzülmeyin ve size vaat edilen cennetle sevinin, derler.”

Müslüman, istikamet ve şahsiyet sahibi insandır. Çünkü onun beslenme havzası vahiy ve sünnettir. Şahsiyet sahibi olabilmek için İslam’ın ilkelerine sarılmalı, Allah’ın dinine muhalif yapılanmalardan,  nefislerimizin istek ve tutkularından uzak durmalıyız. Bunun içindir ki her gün namazlarımızda, “Allah’ım bizi doğru yola ilet” diye dua ederiz. Takvaya dayalı hayatı ister, şirk ve tağuttan Allah’a sığınırız. Böylelerini Kur’an, “istikameti doğru insan” diye tanımlar.

İtikat ve amel esaslarını ihtiva eden üç kelimelik dinamiğin Rasül dilinde tanımı şöyle yapılmıştır: “Allah’a iman ettim de, sonra da dosdoğru ol.”

Kalp, dil ve iman istikameti bir noktada birleşmedikçe sahih imandan bahsedilemez.

Rasulullah, yaşadığı toplumda “el-Emin” olarak tanındı. Kendimize bakalım, insanlar bizden emin olabiliyorlar mı?

Yalan söylemek, ahde vefa göstermemek, iç ile dışın bir olmaması münafıkların sıfatıdır. Müslümanlar yalan söylemez, söz söylerken doğruyu söyler. Söz, niyet, irade, düşünce dürüst olmalı, adam aldatmak; semtimize dahi uğramamalıdır.

Ben bu satırları yazarken yanı başımdaki dostum, “beşeri sistemlerin hakim olduğu toplumlarda nasıl dürüst kalacaksın?” diye itiraz etti. Hepten haksız sayılmazdı, yine de Kur’an’ın: “Siz doğru olursanız kötüler size zarar veremez” ayetini okudum. İslam’ın hakim olmadığı toplumda insanlar arası ilişkilerin yalancılık ve menfaat ilişkilerine dayalı olarak inşa edildiği bir gerçektir. Allah korkusu ve sevgisi gerçek manada kalplerde yer etmediği için ilişkiler suni olmakta, bu yüzden de İslam kardeşliği tesis edilememektedir. İnsanlar ahiret yurdunun hakikatine yönelme yerine modernizmin materyallerine sarılmaktadır.

Kilisenin “İslam, fikre ve hayata ne vermiştir?” sualini şimdilerde laikperestler dillendiriyor. Gücümüz yetse gökyüzünün zirvesine bir İslam aliminin tek cümle ile arzettiği şu cümlesini nakşederdik: “İslam fikre tevhid, hayata istikamet vermiştir.”

Yazımızı Rasulullah (sav)’ın güzel bir hadisleriyle noktalayalım:

“Doğruluk insanı iyiliğe yöneltir, hayırlı işler cennete kılavuzluk eder. Bir kimse, doğruluğu prensip edinirse sıddık olur. Yalancılık da insanı kötülüğe ve fücura sürükler. Kötülük de cehenneme götürür. Bir kimse yalancılığı prensip edinirse Allah’ın divanında kezzap (yalancı) defterine yazılır.”

 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle