--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Dünya barışı mümkün mü?

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

Ey iman edenler! Hep birden barışa girin. Sakın şeytanın peşinden gitmeyin. Çünkü o, apaçık düşmanınızdır.” (Bakara, 208)

 “Ancak kendileriyle aranızda antlaşma bulunan bir topluma sığınanlar yahut ne sizinle ne de kendi toplumlarıyla savaşmak (istemediklerin) den yürekleri sıkılarak size gelenler müstesna. Allah dileseydi onları başınıza belâ ederdi de sizinle savaşırlardı. Artık onlar sizi bırakıp bir tarafa çekilir de sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse bu durumda Allah size, onların aleyhinde bir yola girme hakkı vermemiştir.” (Nisa, 90)

“Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki esirgenesiniz.” (Hucurat, 10)

“Kim bir nefsi, bir başka nefse ya da yeryüzündeki bir fesada karşılık olmaksızın (haksız yere) öldürürse, sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de onu (öldürülmesine engel olarak) diriltirse, bütün insanları diriltmiş gibi olur. Andolsun, elçilerimiz onlara apaçık belgelerle gelmişlerdir. Sonra bunun ardından onlardan bir çoğu yeryüzünde ölçüyü taşıranlardır.” (Maide, 5/32)

Dünya coğrafyasının tamamında, sömürüye dayalı büyük savaşlar ve yıkımlar yaşanıyor. Ölümler, yaralanmalar, yuvaların parçalanması, vahşet, barbarlık, sürgünler, uçsuz bucaksız denizlerde kaçak yolculuğun kurbanı olmuş zavallılar, göçler ayyuka çıkmıştır. Dünyanın çivisi mi çıktı ne? Güneşe göç var da, bizim mi haberimiz yok? Bu gidiş, anlamsız savrulma nereye doğru koşuyor?

Türkiye ve İslam coğrafyasında yıllardır akan kan durmuyor, her gün biraz daha artarken barış ve kardeşlik masalları okunuyor. Kim okur, kim dinler? Söyleyen kim, ne adına söylüyor? Bir ölçü, insanlık şeref ve haysiyetini önceleyen bir kaygı var mı bu söylemlerde? Laf ola, torba dola türünden laf kalabalığına kim inanır? Güya 1 Eylül Dünya Barış Günü, bir kutlamadan ziyade bir farkındalık gününe dönüşen, sevgililer günü gibi algı oluşturmaktan başka bir şeye yaramayan ritüellerin günün dünyasında hiçbir önemi yok. Zaten bu zırvalara inanan da yok.

Sea Breeze (Deniz Esintisi) 2015 Tatbikatı, Türkiye’nin de aralarında olduğu NATO’ya üye 12 ülkeden 2500 askerin katılımıyla Karadeniz’de yapılıyor. Ne anlamı var ki? Pratikte hiçbir önemi olmayan kuru tatbikatın kime, ne faydası var? ABD/ NATO ile Rusya’nın arasında gerginlik zirveye ulaşmışken, tatbikatı dikkatle izleyen Rusya ile ABD’nin  arasını çatışmayı tetiklemekten başka bir anlamı var mı acaba?

Yine bölgesel silahlanma sahnede. Anlayacağınız ABD ve NATO, varlığını Doğu Avrupalı üye ülkelere doğru konuşlandırıyor, kışkırtıcı askeri tatbikatlarla bölgesel silahlanma yarışı başlatıyor. Amaç, savaş yanlısı terör devletlerine ve örgütlere silah satmak. Bakınız 4 Rus şirketi İran, Kuzey Kore ve Suriye’ye nükleer ve füze teknolojisi sevk ederek kitle imha silahlarının yayılmasını önleme konusundaki yasaları ihlal ettiği gerekçesiyle yaptırım listesine alınmış, Rus savunma endüstrisine ağır bir darbe vurulmuştur. Acaba Ukrayna krizi nasıl sona erecek?

Küresel nüfusu koruma amacı ABD’yi bir gün yerin dibine batıracaktır. Sahi Savunma Endüstrisi ne iş yapar? Biliyor musunuz, alınan tüm tedbirlere, yaşanan bütün ekonomik krizlere ve devreye sokulan sayısız tasarruf tedbirlerine rağmen silah ticaretinin son 5 yılda yüzde 16 arttığını gösteriyor. Bu silahlara kimler eliyle, hangi bölgelere pazarlanıyor? ABD küresel silah ticareti pazarının yüzde 31’ini elinde bulunduruyor. Rusya son beş yılda silah satışlarını yüzde 37 oranında arttırmıştır. Çin Almanya, Fransa, İngiltere gibi ülkeleri geride bırakarak dokuzunculuktan üçüncülüğe yükselirken, Türkiye dünyada satılan her 100 silahtan 3’ünü alıyor.

Barış, soğuk savaşa dönüşmemeli. Ülkelerin içinde bulunduğu hazin durumun evrensel ve tek çaresi İslam’ın insanlığa sunduğu barış dinidir ama, küresel tüccarlar bu dinin hakimiyetiyle Pazar alanlarının daralacağını, insanlığı sömüremeyeceklerini bildikleri için o damarı sürekli tıkamaya çalışıyorlar. Müslümanlar da savrulmaktan, kölelikten kurtulup kendilerine gelme imkanı bulamıyorlar. Bir kısır döngü bizleri önüne katıp sel gibi götürüyor. Götürürken bir çok değerimizi, değişmez sabitelerimizi kaybediyoruz.

Başımıza gelen musibetler, şeytanın Araf suresinde açıkladığı söylemle izah edilemez. Ne diyor Araf  16: “Şeytan, beni azdıran sensin dedi. Onun için ben de and olsun ki onları senin doğru yolundan çıkarmak için pusu kurup oturacağım.”

Kendi ellerimizin ve yaptıklarımızın kurbanı oluyoruz. Yazık, hem de çok yazık.

Not: Deniz sahiline vuran 3 yaşındaki Aylan’ın cesedi üzerinden Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a vurmak isteyen, Hürriyet’in yazarı Ertuğrul Özkök, Suriyelilerin ülkemizden çıkartılması gerektiğini belirten onlarca yazısını unutmuş gibi görünüyor. Patronu cebine harçlığını koyup izine gönderdi. Hakkında dava açılınca uzun bir izne ayrılacağını belirtti. Timsahın göz yaşlarına kim inanır?

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle