Darbe değil, işgale hazırlıklı olmak gerekir
Cuma akşamı FETÖ’nün medya ayağını teşkil eden kişilerin tahliye haberleri hepimizi üzmüştü. Arkasından bu kişiler tekrar gözaltına alınınca biraz rahatladık. Daha birkaç gün önce Fetullahçıların, içerideki darbecilere “ötmesinler” diye gönderdiği “Sabredin salıverileceksiniz, bahar geliyor” mesajının etkisi kırılmamışken, Ülker’in 1 Nisan şakası (!) yeni bir hamlenin habercisi olabilir miydi?
FETÖ ve arkasındaki küresel güçler, bulanık havayı seviyorlar. Böyle ortamı kendileri oluşturup FETÖ’cü troller ve kriptolar tehditlere başlıyorlar. Ülker’in 1 Nisan şakası, hem zamanlama olarak ve hem de reklamda kullanılan söylem olarak, sakat, kışkırtıcı ve son derece yanlış. İntikam ve hesaplaşmadan bahseden bir şaka, acaba kimlerin değirmenine su taşır? Ben bu tür sübliminal mesajlardan hazlanmıyorum. Bu millete korku travmaları yaşatmaya hiç kimsenin hakkı yok. Çocukların hafızası çok sağlam olur ve bunları asla unutmaz. Gün olur; kim bilir, lügatimizde “eşek şakası” olarak duran söz, “Ülker şakası” olarak değişebilir.
ABD destekli 15 Temmuz darbe girişimi, 7’den 70’e milletin destansı girişimiyle püskürtüldü. Fetullahçı Terör Örgütü’ne bağlı Haşhaşiler ve onların destekçileri eliyle tertiplenen işgal girişiminin üzerinden 9 ayı aşkın zaman geçti. Hainlere yönelik OHAL kapsamında yürütülen yoğun operasyon ve tutuklamalara rağmen tehlike henüz geçmiş değil. Nitekim ortada 40 yıllık bir hain hareketin Türkiye’yi sarmalamış dev kadrosu var. FETÖ’nün tam olarak inine girilemedi. Üst akıl ve darbenin büyük başları, sırtlarını yasladıkları Avrupa ve Amerika’da soluklarını aldılar. Devlet, kalburun altına düşmüş ayak takımının operasyonlarıyla uğraşıyor. Siyasetin içerisinde kümelenmiş FETÖ’cülere henüz ilişilemedi.
Bize göre FETÖ ve arkasındaki ulusal şebeke, bundan sonraki süreçte askeri bir darbeden ziyade işgal girişimine tevessül edebilir. Zaten 15 Temmuzda yaşanan da bir darbe değil, uluslararası ayağı olan işgal girişimiydi.
İlk kalkışmayı haber veren emekli Albay Hasan Atilla Uğur’un 7 ay önce yaptığı uyarıları önemsiyorum. Şöyle demişti Uğur: “İkinci kalkışmaya hazır olun. Ve çok yakın bir zamanda. Çok net bilgi olarak söylüyorum: İkincisi daha kanlı olacak. Bugün bir zafer sarhoşluğu içindeyiz. Ben sizin aracılığınızla Türkiye’yi uyarıyorum. Kimse ‘Tamam bu iş bitti, Türkiye rayına oturdu, artık Amerika başka bir şey yapamayacak, FETÖ başka bir şey yapmayacak, PKK başka bir şey yapamaz, biz belini kırdık bu örgütlerin’ falan demesin. Bu bizi, hazırlanmakta olan kalkışmada tamamen başarısızlığa götürür. Paramparça oluruz.”.
FETÖ’nün ve arkasındaki güçlerin boş durmayacağına, hele hele içerde o kadar adamları tutuklanıp yatarken, yeni yeni hamleler geliştirecekleri fikrine aynen katılıyorum. Türkiye’nin ipini çekmeye çalışanlar, ister darbe yoluyla isterse başka yöntemlerle mutlaka bir girişimde bulunacaklar, bunda kuşku yok. Şu sorunun ben cevabını bulmadım: Acaba İngilizlerin bizim Güneydoğu’muzda ne işleri var? Düşünebiliyor musunuz, Güneydoğu’da toprak ağası olan aşiretlerin bankalara olan birikmiş kredi borçlarını İngilizler ödüyor. Bunu babalarının hayrına yapmıyorlar herhalde…İngilizler Türkiye’de güvenli koridorlar oluşturma aşamasında. Amaçları ne? Sadece ülkemizde bulunan 50 bin İngiliz’in can güvenliği için mi? Geçin efendim bunları. Hasan Atilla Uğur’un da ifade ettiği gibi “Bu ikinci kalkışmanın esas amacı işgaldir.”
Aslında tüm Batı’nın istediği, herkesin ayağa kalkarak iç savaş dedikleri plana hayata geçirmek. 15 Temmuz’da beceremedikleri, erken düğmeye bastıkları için yapamadıkları bu. İç savaş durumunda Amerika ve İngiltere gibi devletler; FETÖ, PKK, IŞİD gibi örgütlerin böylesi bir işgal durumunda neler yapacaklarını hayal edebiliyor musunuz? Yani anlayacağınız; İngilizlerin planlayıp Amerikalıların oynadığı bir senaryo ile karşı karşıyayız. FETÖ ile PKK benzerlik gösterse de Amerika için sosyokültürel dengeler gözetildiğinde Türkiye’yi daha rahat parçalamak için FETÖ örgütü daha çok kullanılmaya müsait. PKK Marksist bir söyleme yaslanırken FETÖ dini argümanları kullanıyor.
Devlet, cezaevlerindeki FETÖ’cülere çok dikkat etmelidir. Bu kurumlarda eğer FETÖ’cü müdür, gardiyan ve personel varsa derhal temizlenmelidir. Bunu yapmaz isek, içerdeki personeller FETÖ’cü tutuklularla işbirliğine gidebilir.
Beklenen darbenin nereden gelebileceği üzerine çok çalışmak, çok kafa yormak, iyi analizler yapmak ve etkili stratejiler belirlemek durumundayız... Vatanın ve milletin geleceği açısından ne gerekiyorsa yapılmalı ve devletin yanında sapasağlam durmalıyız.







