--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Çürümüş sistemden kurtulmak için evet

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

Türkiye’nin mazisi darbelerle, silahların gölgesinde vesayet sisteminin oluşturduğu hatıralarla dolu. Hâlâ 2017 dünyasında, cuntacı Evren’in darbeci anayasası hakim. 14 yıllık iktidarında özgürlüklerin, adaletin mücadelesini veren, reformlara imza atan AK Parti, kendi iktidarında bile militarist güçlerce baskı altına alınış, birçok badireler atlatarak bugünlere gelmiştir. Darbecilerin cemaat ayağına dayanan en son hamlesini ise 15 Temmuzda yaşadık. Bu darbenin sarsıntıları henüz geçmiş değil. Sınırlarımızın ötesine attığımız işgal girişimi Ortadoğu’da devam ediyor. Cerablus ve El Bab’tan eli güçlenerek çıkan Türkiye, anlaşılan birilerini rahatsız ediyor ki, Suriye El Bab yakınlarında yine bir katliam yapıp yaklaşık 40 insanı katlettiler, iki de askerimizi şehit ettiler. Her zaman söylediğimiz için klasik bir cümle haline geldi ama bu seferlik ben de kullanmak istiyorum. Türkiye, çok çetin bir süreçten geçiyor. Fatih Sultan Mehmed Han’ın dediği gibi “Ya İstanbul beni alır, ya da ben İstanbul’u”. Türkiye, ya Ortadoğu’dan zaferle çıkar ya da yine zaferle. Başka çıkış yolu yok. Terör örgütlerinin dış bağlantısı kurutulmadan refaha eremeyiz.

2000’li yıllara gelinceye kadar Türkiye’yi; birinin elinde silah, diğerinin elinde kanun gücü olan vesayetçiler yönetti. Adaletten yoksun bir güç nasıl zalim olursa, güçten yoksun adalet de aciz olurmuş. Acizler Türkiye’yi yönetemedi. İktidara gelen partiler mevcut sistemin dişlileri arasında eriyip gittiler. Milleri sandığa götüren irade, aslında onlara vekil seçtirmedi, seçtikleri vekilleri onaylattılar. 1950’ye kadar seçimler, açık oy, gizli tasnif şeklinde yapıldı. Açıktan onaylatıp, gizliden tasdik ettiler. Silah ve kanun gücünü ellerinde bulunduranlar, elbette millet iradesine karşı hainliği ve darbeyi muktedir hale getirdiler. 27 Mayısta askeri darbeyle millet iradesini Yassıada’da zindana gömen militaristler, 1960-65 yılları arasında 5 yılda 6 hükümet kuran zorbalar, millet iradesiyle sürekli dalga geçtiler. Durmak yok, yola devam dediler; akabinde 1971 askeri muhtırasını yaptılar. 1971-1980 döneminde, 9 yıllık sürede meclise, tam 11 hükümet sığdırdılar. Tabi bu yıllar demokratik siyasetin, siyasetçilerin itibarının yerlerde süründüğü rezil yıllar. 

1979 yılında Meclis’te 115 turda Cumhurbaşkanı seçilemediğini bilenler bilir. Meydanı boş bulan askerin 12 Eylül Askeri darbesi, işte bu dönemde devreye sokulacaktır. Arkasından Özallı yıllar gelecektir. Askeri darbenin arkasından güçlü bir siyasal iktidarın ve ekonomik büyümenin başladığı yıllar, Türk halkının hiçbir zaman askeri darbelere hoş bakmadığının en büyük kanıtıdır. Evren gibi bir zorbanın darbesine rağmen iktidara gelen Özal, orta ölçekte bir siyaset işlemiş, Erbakan’la Menderes’in ortasına düşen bir çizgiyi benimseyerek uzun yıllar iktidarda kalmayı başarmıştır. Zorba ve zinde güçler onu da ortadan kaldırdılar. Siyasetin itibar kazandığı, milli iradenin hakim olduğu yıllarda vesayet pusuya yatıyor, vakit kolluyor, sonrasında zalim pençesini atıyor. Sonrasında malum, 1991’de başlayan ve 2002 yılına kadar devam eden süreçte tekrar başlayan koalisyonlar dönemi başlıyor. Bu devrede de demokratik siyaset güç kaybına uğrar. Asker iktidarda değil ama askeri bürokrasi üzerinden siyaset şekillendirilir. Merhum Erbakan, yılların birikimiyle iktidarın bir ucundan tutmayı başarır. İslam Birliği projesi ve D-8 militaristlerin gözünü korkutur. 28 Şubat askeri darbesi bu yüzden yapılır. Daha dün denecek bu süreçte Çankaya, Meclis ve yargı, darbeci irade karşısında secdeye durdular. Yine bu dönemde Çoban Sülo’nun hükümet kurdurmak için sergilediği utanç verici davranışlar, tarihe kara bir leke olarak geçti.

Gelelim günümüze… 2002’den beri istikrarın sağlandığı süreç çok iyi analiz edilmelidir. Millet iradesine düşman bir kliğin muhtar bile olamaz diyerek 411 elin kaos için kalktığı günleri unutmadık.

Gücünü milletinden alan ve milletinin gücünün üstünde güç tanımadıklarını ispatlayan bugünkü iktidarla kazanılan bu devlet yapısını daha güçlü günlere eriştirmemiz için ve Türkiye’nin darbe mekanizmasını tarihin çöplüğüne atmamız için, hep birlikte evet diyeceğiz.

Daha altı ay önce bir darbe kalkışmasını hep birlikte defettiğimizi ve sınırlarımızın ötesinde bu işgal girişiminin devam ettirildiğini unutmayalım.

Türkiye bu günlere bedel ödeyerek geldi. Daha dün bu ülkede; dış bağlantısı uluslararası güçlere dayanan, içerde FETÖ örgütünü kullanarak askeri bir darbe girişiminde bulunan güçler, pusuda bekliyor. Türkiye’nin istikrarını bozmak için her türlü entrikayı çevirmekten geri durmayacaklardır. Dolayısıyla hiç kimse darbenin bittiğini ve bundan sonra olmayacağını söyleyemez. Bu sebeple darbecilerin ve kurdukları düzenin bir daha hortlamaması için, 16 Nisanda hem yeni anayasa için ve hem de Cumhurbaşkanlığı sistemi için “evet” demeliyiz. Evet demek de yetmez, bunun için sahaya inip çalışmak gerekiyor. Reisi yalnız bırakır isek, evet oylarının oranı % 51’lerde kalır ve elimiz zayıflar.

 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle