--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu düğünün bir matemi olur elbet

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

“Yıkılmış hânmânlar yerde işkenceyle kıvransın;
Serilmiş gövdeler, binlerce, yüz binlerce doğransın!
Dolaşsın, sonra, İslâm’ın harem-gâhında nâmahrem...
Benim hakkım, sus ey bülbül, senin hakkın değil mâtem!”
(Mehmed Akif)
Bir yerde matem var, bir yerde düğün;
Bir evde bayram var, bir evde hüzün
Yılardır hep böyle geçiyor her gün
Sanki bir sinema Dünya dediğin..
Ahmet Selçuk İlhan
Düğünün ne manaya geldiğini bilmeyen, acının boyutunu da bilemez. Acıdan haberdar olmayanın matemi de boştur. Dünyayı eğlence mekânı olarak görenler için Kahramanmaraş’ın âlimlerinden merhum Hafız Ali Efendi şöyle derdi:
“Bu düğünün bir matemi olur elbet.”
Hafız Ali Efendi’nin yaşadığı yıllar 1960’lı yıllardır. 1960’da Maraş’ın sokaklarında gezen kadınların dörtte üçü çarşaflı ve peçeli, kalanları ise pardösülüdür. Esnaf ise namazında niyazındadır. Halkın inancı dejenere olmamış olduğu halde Hafız Ali bu sözü söylemişse, acaba bugünü görse ne derdi? Kafelerde geyik muhabbeti yapan tesettürlü bayanları ve sosyal medyanın sanal dünyasında boğulmakta olan bizleri görse ne derdi?
Bekir Kale Ahıskalı’nın “Sevinç çığlığım, matem feryadım”, Lebibe’ye Mektuplar’ının 106. sayfasında gezinirken, Hafız Ali’nin altın değerindeki sözü belleğimden dökülüverdi. Yanı başımda kitap okuyan evladıma gayri ihtiyari bu sözü mırıldanırken bu haftaki yazımın konusu belirmişti. Aslında Mısır’daki militarizmin tanklarından bahsetmek istiyordum. Halkın oylarıyla iktidara gelmiş meşru bir iktidarın, postallı güruh tarafından 48 saat mühlet verilerek nasıl da devrildiğini anlatacaktım. Tahrir’den Taksim’e ekmek çıkartmak isteyen derin güçlerden bahsedecektim. Darbe davulunu omuzlarına alıp tellallık yapan liboşlardan, Mısır’a bakıp sevinen laikçilerin gerçek yüzlerinin göründüğünü yazacaktım. Şu kadarını söyleyeyim ki, uzun vadede Mısır oligarşik darbesi İslâm ülkelerini etkilemez. Kısa vadedeki militarist esen rüzgâr kalıcı olmaz. Taşlar yerinden oynamıştır.
Bekir Kale Ahıskalı’nın enfes tespitine dönelim. Lebibe’ye Mektuplar’ın 106. sayfasındaki çok hoşuma giden satırları sizlerle paylaşmak istedim:
“Zaman zaman uykularımı bölüp yaratıcıya yalvardığım oluyor. Akan bir çeşme gördüğümde kana kana içtiğimde oluyor, abdest aldığımda. Evine haciz gelen dostlarıma üzülüyorum bazen. Görleri görmeyen bir adamın elinden tutarak dolaşmaya çıktığımda oluyor, evladını vatanına kurban vermiş bir babanın dökmemeye çalıştığı yaş oluyorum bazen. Şair tüm hayatlar adına acı çeker.”
“Beni bir doğum ne kadar sevindirirse bir ölüm de o kadar üzer; daha fazlası olmaz. Sevinç çığlığımla, matem feryadım aynı titreşim ve tokluktadır.”
“Bazen beni anlayamayacağını düşünüyorum. Bu gidişime bir anlam veremeyeceğini ve beni suçlayacağını da düşünüyorum. Kendimi eskiye nazaran insanlardan çektim. İnsanların yaşadıkları ve tercih ettikleri hayat ortalaması beni doyurmuyor. Onların yaşadıklarından dersler çıkarmaya çalışıyordum, sonra anladım k;i onlar hayat ve hatalarından dersler çıkarmadıkları gibi bu sıradanlıkları ezber bozmadan devam ettiriyorlar. Bana daha derin bir yaşam lazım. Konuştukları bilgi yüklü, bakışları mevsimler taşıyabilen, güldüğünde çehrelerinde çiçekler açabilen, ağladıklarında hazanların yaşanabildiği dostlar, arkadaşlar ve çevreye ihtiyaç duyuyorum. Aşk bunlardan sonra gelebilmeli. Bu aşk sadece bedenden beslenmemeli.”
Aşkını bedenden besleyenlere Hafız Ali de hayıflanmıştı. Bu yüzden olsa gerek, içerik ve derinlikten uzak düğünler için, sonlarının matem olduğunu vurgulamıştı. Bilmem anlatabildim mi?

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle