Brunson’un salıverilmesi Erdoğan’ın yenilgisi değildir
Suudi asıllı muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın esrarengiz kayboluşu ile ABD’li papaz FETÖ’cü Brunson’un serbest bırakılması Türkiye’nin en önemli gündemi arasına oturdu. 2 Ekim’de ülkesinin İstanbul Başkonsolosluğu’na girmesinden bu yana, Suudi Arabistan vatandaşı muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’dan haber alınamıyor. Basit bir evrakı almak için neden konsolosluğa yönlendirildi? Geldiği yerde bu evrakı alamaz mıydı? Nişanlısı neden dışarıda kendisini beklemede kaldı? İçeriye girerken, “Çıkamadığım takdirde Yasin Aktay’a durumu bildir dediğine göre, başına gelecekleri bildiği halde neden kendisini tehlikeye attı? Türk makamlar Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğü ihtimali üzerinde dururken, Suudi yetkililer ise Kaşıkçı’nın İstanbul’daki başkonsoloslukta öldürüldüğü ya da kaybolduğu iddialarını yalanlıyor. Ak Parti sözcüsü Ömer Çelik konu ile ilgili olarak; “Bu durum Türkiye Cumhuriyetini yakından ilgilendiriyor. Eninde sonunda bu eylemi yapanlar ortaya çıkacaktır. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın” dedi. ABD Başkanı Trump ise “Suudi Arabistan bizden 110 milyar dolarlık askeri malzeme alıyor. Bu da iş sahası yaratıyor. Gazeteci öldürdü diye onları cezalandırmayız” şeklinde Twitter paylaşımı yaptı. Bunu nasıl anlamalıyız? Amerika bu dosyanın kapatılması karşılığında Suudi Kral’a ne kadar fatura kesecek, onu merak ediyorum.
Türkiye ile Suudi Arabistan arasındaki ilişkiler sıkıntılı bir viraja girebilir. Temennimiz; İsrail-Filistin, İran-Suriye bölgesel konularında iki ülkenin karşı karşıya gelmemesi. Cemal Kaşıkçı’nın esrarengiz bir şekilde ortadan kaldırılması ile ilgili önümüzdeki günlerde net bir şeyler söyleyebiliriz. Şimdilik şunu ifade edelim ki, Suudi hükumeti bu işin göbeğindeyse eğer, konsolosluğu neden tercih etti? Kaşıkçı’yı çok rahat bir şekilde başka bir mekânda da ortadan kaldırabilirdi? Neden İstanbul, neden Türkiye? Olayın bu boyutunun araştırılması gerekmektedir.
Brunson meselesine gelince… Sabah ekmek almak için gittiğim markette yaşlı bir amca, “Evladım sen gazetecisin, FETÖ’yü almadan bu papazı neden serbest bıraktık?” dedi. Devletlerarası ilişkileri, reel politiği belki bu yaşlı amca bilemeyebilir, bilmesine de gerek yok. Ama insanımızdaki arif olma hali ve gündemi takip ediyor olmaları takdire şayandır. Yaşlı amcamın gönlünde yatan, “Papazı veriyoruz vermesine de hiç olmazsa biz de FETÖ elebaşı Gülen’i bari alabilsek” beklentisidir. Bundan daha doğal bir şey olabilir mi? Brunson’un serbest bırakılmasını eleştirenleri vatan haini ve devlet düşmanı olarak görmeyip anlamaya çalışın. Ama şunu da unutmayın: “Brunson’un salıverilmesi Erdoğan’ın yenilgisi” anlamına gelmiyor. İfrat ve tefrit arasında savrulmadan mutedil bir çıkış yolu bulmamız gerekiyor. Unutmayalım ki Washington hattında bu mesele çözülmüş gibi gözüküyorsa da iki ülke ilişkilerinde epeyce mayınlı saha var. Bu mayınlı sahaların ülkemiz için çok büyük önemi var. Ekonomik küresel savaşın bitirilmesi gerekir. Fırat’ın Doğusu, Münbiç ve terör gibi konular önümüzde duruyor. Hepimiz biliyoruz ki Papaz Brunson davasında tanıklar ifadelerini değiştirdi. “PKK’lılara yardım etti” diyen tanık, “Brunson’u tanımıyorum” dedi. “Darbeci FETÖ’cüleri sakladı” diyen tanık, ifadesinin yanlış anlaşıldığını söyledi. Bunlara geri vites yaptıran gerekçe nedir, ifade değiştirmenin hukuki boyutu ve sorumluluğu nelerdir? İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi de PKK ve FETÖ’ye casusluk yaptığı iddiasıyla 35 yıl hapis cezasıyla yargıladığı papaz Andrew Craig Brunson hakkında, tanıkların ifadelerini değiştirmesi üzerine 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezası verdi. Ancak yattığı süre göz önüne alınarak tahliye edildi. Bu iş bitti. Siyasi literatürde Trump, FETÖ’yü vermeden Brunson’u aldı gibi bir sonuçla karşı karşıya olsak da bunun yansımasına ve Türkiye açısından kazanımlarına bakmak lazım. Bir de kamuoyunun bu meseleyle ilgili sağlıklı bir şekilde bilgilendirilmesi gerekir. Nitekim şimdiden hem sosyal medyadan hem de basından saldırılar başladı. Brunson’un salıverilmesini ABD Başkanı Trump’un bunu ara seçimlerde ‘güç gösterisi’ olarak kullanacağını söyleyenden tutun, bu kararla Türkiye’de yargının siyasallaşmasına bir örnek teşkil ettiğini söyleyenlere varıncaya kadar bir sürü mide bulandırıcı algı operasyonlarına dikkat etmek gerekiyor. Bu algı operasyonlarıyla hükumete saldıranların eline bir şey geçmez, buradan da onlara ekmek çıkmaz.







