--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bir Ali Ulvi Kurucu geçti bu diyardan

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

Yûnus ve Mevlânâ ne güzel sesti
Derinlere çekti satıhtan bizi
Nice sular aktı, rüzgârlar esti
Yâd elde yitirdik biz kendimizi.
Âkif “Korkma sönmez...” derken ocakta
Hindistan’da İkbal “Uyan” diyordu
Ârif Nihat, Ali Ulvî kucakta
Bayrağa bir hilal indiriyordu.
Ali Ulvi Kurucu ismini Akit okuyucusunun tanıdığını ümit ediyorum. Bu gönül üstadını tanımamak, hele hele Ertuğrul Düzdağ Hocanın Medine’ye giderek bizzat Ulvi Hocanın ağzından hatıraları kaleme aldığı kitabını okumamak, bana göre büyük bir eksikliktir. Türkiye’nin son yüzyılına ışık tutan bu eser, sadece bir hatırat kitabı değil, adeta bir yakın tarihtir.
Ali Ulvi Kurucu merhumu “Hatıralar” eserinden önce tanıyorum. Tam bir Anadolu çocuğu olan üstat, ruhumuza maneviyat üflemiş, gönül sohbetleriyle kalpleri irşat ederek ebedi aleme göçmüştür. Yakın tarihin kotlarını veren, karanlıkta kalmış sırların şifre çözücüsü olan “Hatıralar” kitabı, bir başucu eseridir. Canım sıkıldığında bir çay demliyor, sindire sindire okuyorum.
Mehmed Akif merhumun Safahat’ını ezbere bilen, Akif gibi şair olmayı hedefleyen Ali Ulvi, şairliğini Kur’an yolunda kullanan (tıpkı Akif gibi), omurgalı bir adamdır.
Konya’nın yetiştirdiği ender insanlardan olan üstadın beslendiği damar, kavi imana sahip ailesi ve Medine’dir. Babası İbrahim Efendi, çocuklarını Muhammedi ahlakla yetiştirmek için 1938 yılında Medine’ye hicret etmiş ve merhumun son elli yılı orada geçmiştir.
Şahsiyeti “Göreni cezbeden yapısıyla, insanlar üzerinde ciddi tesirler bırakan Ali Ulvi Kurucu, Peygamber nezaket ve nezafetini sergileyen gönül dostu, Peygamber aşığı, alim, fazıl, edip ve şair bir kişiydi.
“Bugün hemen hemen kaybolup gittiğine yandığımız Osmanlı Efendisini, onun iman, irfan, ahlak ve bilgisini, kibarlığını, nezaketini, itidal ve basiretini, gönül zenginliğini, bu zâtta gördükten sonra, acaba diyorum; milli şahsiyetimizi koruyabilmek için, elli yıl önce, milletçe Medine’ye mi göç etmeli idik.” (Gecelerin Gündüzü/Nurlu Belde Medine’den Yazılar: s.9, Marifet Yayınları, 1994)
Ali Ulvî Kurucu, çok sevdiği ve örnek aldığı M. Akif vâdîsinde bir şairdi. Âkif gibi o da şiir sanatını, sanat yapmak için değil, bir ulvî gayeye hizmet etmek için kullanıyordu. Kullanıyordu, çünkü Kur’an-ı Kerim şiirin ve şairin iyisinden bahsediyordu ve Fahr-i âlem de şiir dinliyordu:
Bütün insanlığa rehber olarak gönderilen
Zat-ı kudsîsine en üstün ilimler verilen
 Fahr-i âlem bile dinlerdi ilâhî şiiri
Çünkü her mısraı baştanbaşa Hakk’ın zikri
Hak seven, hak gözeten şairi takdir ederim
Böyle tarif ediyor şâiri Kur’an-ı Ker’im (İkbal’in Hayatı, s.19)
Hatıratından “Mısır’da okuduğu yıllarda Şeyhu’l İslam Mustafa Sabri Efendi’den faydalanmak için haftada bir orada bulunan zevatla birlikte yanına giderdik. Bir gün akşam namazı kılmak için ben müezzinlik yaptım. Mustafa Sabri’ye uyarak akşam namazını eda ettik... geri döndü. “Evladım, biraz evvel kamet getirirken hangi makam ile okumuştunuz, biliyor musunuz?” Çekinerek: “Hüseynî olacak efendim” dedim.
“... Evladım Hüseynî makamı tam bir Türk makamıdır. Hüseynî dinlerken insanın gözünün önüne Anadolu’muzun viran bağları, mor dumanlı dağları, masum ve garip ovaları gelir” der ve ağlar. Oradakiler de hep birlikte ağlaşırlar, vatandan ayrılığın hasretiyle.”
Konyalı Vehbi Efendiyi “Hülâsat’ül Beyân isimli tefsirin  yazarı”, Mehmed Akif’i, Mustafa Sabri’yi ve daha nice şahsiyetlerin gerçek çehresini yakından tanımak istiyorsanız, Kaynak Yayınları arasında çıkan bu eseri hemen alıp okumaya başlayınız.
Selam ve dua ile…
Not: Gelecek haftaki yazımızda Allah nasip ederse, Mehmed Akif’in Mısır hayatını ve oğlu Emin’in nasıl bir akıbete maruz kaldığını kaleme alacağız.

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle