Batı’nın iki yüzü
Ortadoğu’daki kanlı savaşların yegane müsebbibi İsrail ve ABD’dir. Çözüm ve istikrar sağlanıncaya kadar biz, altını çizerek şu hususu her platformda seslendirmeye devam edeceğiz. Ortadoğu’da Filistin sorunu çözülmeden Ortadoğu sorunu çözülemez. Müslümanların ve İslam’ın kalbi Mekke’deki Kabe’dir. Fakat Kudüs ve Mescid-i Aksa’yı bağrında barındıran Filistin toprakları da bir o kadar önemlidir. İslam dünyasının temel siyasi konularına duyarsız kalan Suudi Arabistan, Birleşik Arap ordusuyla şimdi Yemen’e hava saldırısında bulunuyor. Aden bölgesinde Güney Yemen isimli bağımsız bir devlet kurmayı amaçlayan, Aden Bölgesinde Husi isyanını başlatan Sünni aşiretlerle de dirsek teması içerisinde olan Arap Birliği ne yapmaya çalışıyor? Husi isyanının öncüleri olan Zeydi’lere İran’ın destek vermesi anlaşılabilir. Zahirde Arap Birliği gücünü yanına alarak Husi isyanına karşı mevcut otoritenin yanında yer alır gibi gözüken ama aynı zamanda isyancılarla da birlikte dans eden Suud Krallığının iki yüzü vardır.
ABD Ortadoğu’da zaferini taçlandırmak için etnik ve mezhebi terörizme destek sağlıyor. Müslümanları birbirine kırdırmada oldukça mahir olan ABD küreselizminin zalim imparatorluğunun çökertilmesi elzemdir. Terör ve şiddet yanlısı İslami gruplarına terör gömleği giydiren ABD, yeri geldiğinde işgal etmek istediği ülkelere o güçleri öncü güç olarak sokup katalizör olarak kullanmaktadır. El Kaide ve IŞİD, ABD elinde yoğrulmuş gruplardır. Aslında ABD bir taşla iki kuş vuruyor. Hem istihbaratın bu örgütleri desteklemesine ses çıkarmayıp bunları katalizör olarak kullanıp bölgeleri işgal vesilesi kılıyor ve hem de bunlar üzerinden İslam’ın yanlış algılanmasını sağlıyor. Çünkü bu gruplar eliyle İslam’da yasak olan her türlü tecavüz, işkence ve kan dökme eylemleriyle
dünyaya İslam korkusu yayılıyor. El Kaide ve IŞİD gibi aşırılıkçı, terörist örgütlerin insanlığa sunabileceği hiçbir şeyleri yok. Kan, gözyaşı ve yoksulluğun ceremesi Suriye ve Iraklılara biniyor. Bölge bunların üzerinden ve Suriye ve Irak’tan itibaren yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor. Şimdi Arap Birliği de ABD’nin küresel emperyalist emellerine hizmet ediyor. Somali ve Yemen’de de izlenen politika aynıdır.
İran, küresel güçlerin nükleer silah konusundaki hassasiyetlerini değerlendirip, zayıflayan güç ve otoritesini toparlamak durumundadır. Rusya da öyle. Rusya’nın hegemonya ve güç siyasetine dayalı eski dünya güvenlik anlayışı yerine karşılıklı güvene, yarara, eşitliğe ve eşgüdüme dayalı sürdürülebilir yeni bir güvenlik anlayışı, politikası geliştirmelidir. Türkiye tarafından bu bölgelerde, yeni nüfuz alanları açılmaya çalışmalıdır. Bölge insanının aşırılıkçı terör örgütlerine ve emperyalist sömürgeci küresel güçlere teslim edilmemesi gerekmektedir.
Bizdeki eski darbeciler, mesela Kenan Evren ve askeri erkan, önceyi ülkeyi bulandırır, istikrarı gölgeler, asayişi bozar, arkasından da “Türkiye’nin geleceği ve istikrarı için yönetime el koyduk!” derlerdi. ABD de aynısını yapıyor. Aşırı aşınmış bir ikiyüzlülükle gayri meşru çıkarlarını temin ve tatmin etmek için diğer ülkeleri önce baskı altına alıyor, sonra mezhepler ve etnik yapılar üzerinden insan hakları ve özgürlükleri suiistimal ediyor, nihayet dönüp onları bu ilkeleri ihlal etmekle suçlayıp, sonrasında işgale yöneliyor. Ulusal uzlaşıya ihtiyaç bile duymayan ABD, her şeyin nihai otoritesi olarak kendisini görüyor.
Suudi Arabistan önderliğinde Yemen’e yapılan saldırıların ardından Başkan Obama ile bir telefon görüşmesi yapmanın ötesinde neler yapılabilirliğin düşünülmesi, bir İslam paktının kurulması ve acilen dünya Müslümanlarının üzerinde hesap yapan küresel gücün direncinin kırılması gerekmektedir. Değilse o bizim belimizi bükecektir. İran’ın bölgeyi domine etmesine rıza göstermemelidir. Mezhepsel yayılmacılık tehlikeli bir hastalıktır.Aynı hatayı Irak’ta ve Suriye’de de yapan İran, bölgenin hakimi olmak istiyorsa bunu mezhep üzerinden değil üretim, teknoloji ve bilim üzerinden yapmalıdır.
İran Dışişleri Bakanı C.Zarif “Türkiye ile çeşitli alanlardaki stratejik ilişkilere önem vermeye saygı duyuyoruz. Mevcut durumda, tüm ülkelerin bölgede istikrarın sağlanması ve güvensizliğin önlenmesi için çaba göstermesi gerekir. Stratejik hatalar, iddialı politikalar ve kendi hayallerindeki yöntemleri uygulayarak telafisi mümkün olmayan zararlara neden olan kişilerin, sorumluluk politikalarını benimseyerek bölgede huzur ve yakınlığı oluşturmak için mevcut potansiyeli kullanmaları daha iyi olur” uyarısında bulunuyor. Bulunuyor da, söylediklerine önce kendilerinin uyması gerekmez mi? Irak, Suriye ve Yemen’e yerleşme politikası ile sorumluluk politikası uyuşuyor mu?







