Bahar Kalkanı Harekâtı
Rusya’nın desteklediği Suriye rejimine bağlı güçler, TSK’ya ait konvoya hava saldırısı gerçekleştirdi. Saldırı sonucunda 33 askerimiz şehit düştü, 32 askerimiz ise yaralandı. “Rusya destekli Suriye saldırısı” demeye dilim varmıyor, bu saldırının direkt arkasında Rusya vardır. Türkiye’nin olmaması gerektiği yerde durduğunu deklare eden Rusya, İdlib’deki katliamın baş sorumlusudur. Soçi mutabakatını hiçe sayarak TSK’yı hedef alan, Suriye ordusunu dizginlemeyen bir Moskova var karşımızda. Putin de tıpkı Trump gibi ikiyüzlü davranmakta ve bölgede kendi çıkarlarını düşünmektedirler. Fırat’ın doğusunda Barış Pınarı Harekâtı ile PYD/YPG/PKK’nın nefes borusunu kesecekken devreye giren ABD, terör örgütlerini güvenli bölgenin ötesine çekeceğini ilan etmişti. Gelinen süreçte gördük ki; ne ABD ve ne de Rusya, sözünde durmamıştır. Artık kendi göbeğini kendisi kesmeye karar veren Türkiye, yine de sükûnetle hareket edip, NATO, BM ve AB karşısında haklıyken haksız pozisyonuna düşmemelidir. Kararlı olduğunu, dik duruşunu herkese göstermeli ancak diklenmeden, diplomasi yolunu sonuna kadar kullanmalıdır.
İdlib şehitlerini toprağa verdik, mekânları cennet olsun. Onlar zaten ölü değil, Rabbimiz katında diridirler. Acınacak birisi varsa, o da kendi nefislerimizdir. İdlib’deki gerginliği bir an evvel sonlandırmalı ve tansiyon düşürülmelidir. Ayrıca şehitlerin verildiği illerde tören esnasında ve sonrasında kalabalık kitleleri provokasyona sürükleyecek mihraklara karşı dikkatli olmak gerekiyor. Dün Kahramanmaraş’ta, şehidimiz Akif Akçadağ’ın töreninin ardından Ulu Cami’den kent meydanına akın eden binlerce kalabalığın içindeki art niyetli bir grup, Suriyeli esnafın dükkânlarını yağmalamak için kalabalığı o yöne sürüklemek istedi ama emniyet güçlerinin erken müdahalesi buna fırsat vermedi. Polis, kentin sokaklarında önlem aldı, özellikle Suriyelilerin yaşadığı mahalleler kontrol altında tutularak, olası bir saldırının önüne geçildi. Kalabalığın içerisinde yaşı henüz 15’i gösteren genç bir kıza yaklaşarak, “neden bağırıyorsun, Suriyeliler size ne yaptı?” dedim. Kızın verdiği cevap ilginç ve kitle psikolojisini açıklamaya yeterliydi. Genç kız dedi ki: “Ağabey bilmiyorum, herkes bağırıyor, biz de bağırıyoruz. Cafeye gidiyorduk, kendimizi insan selinin içinde bulduk.”
Suriye iç savaşının başladığı ilk yıllarda şehrimize gelip hâlâ konteynerda ya da kentin içinde Türklerle birlikte iç içe yaşayan, aralarında hiçbir sorun olmayan mülteciler, şu gelinen süreçte korkmaya başladılar. Dükkânlarını açmaktan imtina ediyor, kentin parklarına pek yaklaşmıyorlar. Oysaki bizler “ensar” ve “muhacir” kardeşliği çerçevesinde topraklarımıza konuk ettik onları. Şimdi ne değişti? Onlar da burada kalmak için can atmıyorlar? Güvenli bölge oluşturulursa ya da başka bir göç ülkesi bulduklarında gitmeyi planlıyorlar. Biz bu kardeşlerimize 10 yıldır soframızı açtık, bundan sonra da bakmaya gücümüz yeter. Sınır kapılarının açılması ise farklı bir olay. Daha fazla göçü taşıyamayız diyen Türkiye, AB ülkelerine mesaj veriyor. Türkiye’nin bu tavrını “ensar” ruhunu zedeleyici hareket olarak değerlendirenler de samimi değiller. Edirne’ye yürüyenlere bakıp; “Hani biz ensar/muhacir anlayışıyla kucak açmıştık onlara, şimdi Avrupa’ya karşı kart olarak mı sahaya sürüyoruz?” diyen kişi, bunu sırf siyasi polemik için söylemiyorsa, art niyetliliğine hükmedilebilir.
“Bazılarını memnun edememişiz galiba.. Bu ülke sizin hayatınızı kurtardı. Sizin, eşinizin, çocuklarınızın hayatını kurtardı..” diyerek, sınır kapılarına koşan mültecilere güya acıdığını göstermek isteyen mülteci düşmanları da asla samimi değiller.
Savaşın uzun sürmesi herkesi yordu. Suriyeli mültecilere karşı bu yüzden olumsuz hava estirenler olduğu gibi, fırsat düşkünleri de olabilir. “Suriyeliler gitsin” diyenler, zaten hiçbir zaman kalsın demeyenlerdir. Onlar Türkiye’nin İdlib’de neden var olduğunu da bilmezler. Türkiye Esed’le savaşsa “Esed’in yanında olurum diyen bir zihniyet, kuzey Suriye’de terör devleti inşasından, Hatay’a göz dikilmesinden bir şey anlar mı? PKK’nın Türkiye ile 40 yıllık mücadelesi karşısında bu zihniyetin bir dik duruşu, eleştirisi olmuş mudur? Fetö darbe yaptığında bunlar neredeydi? Fetö kalkışmasına kontrollü darbe diyenler bunlar değil mi? Hainlere dikkat etmek gerekiyor. Bu ayrık otları, sınır ötesindeki terörist kadar tehlikelidir. YPG sınırlarımıza mı saldıracak diyen zihniyet, Türkiye güneydoğuda PKK ile mücadele ederken de devletin yanında yer almadı. Bu zihniyet şimdi kalkmış “Şehitler Tepesi boş kalacak” diyor. Vatan toprakları söz konusu olursa, bize had bildirmeye kalkışanlara karşı şehit de veririz, gerekirse, terör başta olmak üzere, fitne odaklarının nefes borusunu keseriz. Türkiye, sahada tüm sorumluluklarını yerine getiriyor.
27 Şubat saldırısı sonrası başlayan Bahar Kalkanı Harekâtı ile yeni bir süreç başladı. Başarı ile sürdürülen bu harekâtta, bize saldıranlara misliyle karşılık verilecek. Türkiye’nin Suriye rejimine verdiği süre doldu. Soçi mutabakatında öngörülen sınırların ötesine çekilmeyen Suriye rejiminin nasıl hareket edeceğini göreceğiz. Niyetimiz elbette Rusya ile karşı karşıya gelmek değil. Göç dalgasını ve radikal hareketleri frenlemek için İdlib’de yer alan TSK’nın geri çekilmesi asla söz konusu olamaz. Bu bölge terk edilirse, önceki kazanımlarımız yok olabileceği gibi, Hatay gibi bir kısım önemli bölgeler risk altına girebilir. Uluslararası güçlerin bizden istediği; Suriye’yi büsbütün terk etmemizdir. İçerideki uşakları ise “teslim ol kurtul” anlayışı ile hareket ediyorlar. Merhum Erbakan bir kez daha haklı çıktı. Ne demişti Erbakan Hoca: “Bir gün söz konusu Suriye olursa, bilin ki hedef Türkiye”.
İdlib’de başlatılan Bahar Kalkanı Harekatı hayırlı olsun.







