Aydınlanma
Batıda “aydınlanma” toplumsal ve ekonomik şartların bir sonucu olarak doğarken, bizde, sivil ve askeri elitlerin Batılılaşmayı zorunlu gören, tepeden inşa anlayışları çerçevesinde doğmuştur. Ülkenin kaderini, siyasal sistemini kendileri belirlediği için, demokrasi yolunda ne kadar ilerleneceğini, özgürlüklere ne kadar müsaade edileceğine de kendileri karar vermiştir. Hatta kendileri varken ne gerek vardı bir başkalarının düşünmesine…
Alman düşünürü Kant’ın “Aklını kendin kullan” parolasıyla aklın her şeyi aydınlattığı, bu sayede önyargılar ve dogmaları yıktığı” tezine inanmıyorum, karşı çıkıyorum fakat bir fikir olarak savunmasına düşman değilim. Çünkü Kant’ın, aklın her şeyi çözebileceği ve anlayabileceği tezi hepten çürük değil. Benim inandığım vahiy gerçeği ve İslam dini aklı reddetmez bilakis onu kullanmayı emreder. Aklın vahiyden bağımsız kullanılması, çıkmaz sokaktır.Çünkü insanın evrende idrak edemeyeceği, içinden çıkamayacağı hakikatler vardır. Ateistlerin “dogma” şeklinde ifade ettikleri Kur’ani kıstaslar burada devreye girer ve kişiyi aydınlatır. Rasül olmadan aydınlanmanın imkanı yoktur. O, bizler için temel aydınlatıcı, voltajı dünya rakamıyla izah edilmeyecek kadar güçlü bir kaynak. İnsanın bir şey üzerinde derinleşmesi, tefekkür etmesi ve buradan doğruya ulaşma çabasını Kur’an reddetmez. Rasülü devre dışı bırakarak Kur’an’ı anlamaya çalışanların gözden kaçırdığı hakikat, Fransa’nın Charlie Hedbo’sunda veya Türkiye’nin Cumhuriyet Gazetesi’nde kendisini gösteriyor. İslam dininin tebliğcisi ve son peygamberi Hz. Muhammed (s.a.v)’e saldırının arkasında yatan temel gerçek nedir sizce? O kutlu insanın bir davası olmasa ve sadece müşrik Arapları iyi ve güzel insan olmaya çağırsaydı, döneminin putperest, zalim, diktatör sistemine karşı çıkmasaydı, hem döneminin müstekbirlerini rahatsız etmezdi, hem de bugünün zorbalarını... Peygamberimizi devre dışı bırakarak İslam’ı anlamaya çalışanlarla, onu itibarsızlaştırmaya çalışan Charlie Hedbo dergisiyle ve onun izinden yürüyen Cumhuriyet Gazetesi’nin farkı nedir? Birisi bu topraklardan atış yapıyor, diğeri Fransa’dan. Ben Kur’an’ı Rasül aracılığıyla tanıdım. Rasül Kur’an’ın yaşayan canlı tanığıdır. Amaç ne olursa olsun Efendimizi ortadan kaldırmaya çalışmak, aslında dini ortadan kaldırmak anlamına geliyor.
Bir insanın ateist, müşrik, putperest olmasını anlarım. Dinsiz olmak ayrı bir şey, din düşmanı olmak apayrı bir şeydir. Hem dinsiz hem de dine ve dindarlara saygılı olunabilir. Kişinin dinsizliği, yaşadığı dünyanın dindarlarına küfretme hakkını kendisine vermez. Mesela ben Müslümanım ve bir dünya görüşüm var. Hayata bakış açım da İslam perspektifinden olmalıdır. Ama benim böyle olmam, Müslüman olmayanlara karşı savaş açmamı gerektirmez. İslam düşmanı, fitneci, zalim, zorba ve kan dökenler için aynı düşünceyi savunamam. Hoş görülü, saygılı bir ateistle dinlere düşmanlık besleyen, bu düşmanlığını terör ve şiddetle destekleyene bakış açım aynı olamaz. Cumhuriyet Gazetesi’nin veya Charlie’nin nasıl ve ne şekilde inandığına değil, yayın politikasını İslam düşmanlığı eksenine oturtmasına karşıyım. Hiç kimsenin Hz. Muhammed (s.a.v)’e zorla inandırılma/inanma zorunluluğu yoktur, İslam da zaten böyle bir şey istemiyor. Ama Müslümanların kutlu önderi ve peygamberine küfretme, aşağılama haklarının da olmadığını bilmeleri gerekir. Eğer birileri “Hz.Muhammed (s.a.v)’e hakaret etmek özgürlüktür” diyorsa, biz de deriz ki karşılık vermek de özgürlüktür. Bunu mu istiyorsunuz?
Ben de bir basın mensubuyum. Basın özgürlüğü hakaret etme özgürlüğü değildir. Zaman Gazetesi’nin internet sitesinin şu haberini nasıl yorumlarsınız: “Fransa’daki silahlı saldırıda 12 çalışanı öldürülen Charlie Hebdo dergisinin bazı sayfalarını Türkiye’de yayımlayan Cumhuriyet gazetesinin matbaasına polis baskını tartışılmaya devam ediyor.” “Hz. Peygamber’e hakaret edenler için de olsa, matbaada arama yapılmamalıydı” diyen bir camianın dünkü duruşuyla bugün sergilediği duruşu anlamakta zorlanıyorum. Basın özgürlüğünü böyle değerlendiren cemaat, İslam düşmanlığını sürdüren bir cephe ile sırf iktidar düşmanlığında aynı safta buluşmak adına, inancına nasıl bu derece yabancılaşır?
Bu satırlar kaleme alınırken, Berlin’de Charlie Hedbo saldırısı sonrası, Türk ve Müslüman kuruluşların düzenlediği gösteride terör ve yükselen İslam karşıtı hareketler kınanıyordu. Şiddet ve hoşgörüsüzlüğe karşı birlik çağrısı yapılıyor, kimsenin İslam dinini suiistimal etmesine izin verilmeyeceğine, İslam ile ilgili radikal yorumlarının yayılmasının önlenmesi için Müslüman siyasi ve dini önderlerin nüfuzlarını kullanmaları çağrısı yapılıyordu.
Mezhepler arası savaşın son bulması, dinsel hurafelerin yıkılması, farklı
mezheplere, dinlere ve fikirlere karşı hoşgörünün tesis edilmesi için Kilisenin hegemonyasını kıran Haçlı dünyasının aydınlanmacıları ve Batı, dünyayı dizayn edecek olan İslam’ın da manipüle edilmesi ve mescidlerin dışındaki alanda söz sahibi olmaması için çalışıyor. Aydınlanmayı dine düşmanlık ve laiklik fikrinin geliştirilmesi olarak yorumlayanların getirdiği dünya ortada. Akıl henüz “her şey Allah’tandır” fikrinin ne ötesine geçebildi ne de bundan sonra geçebilir. Kainatı yöneten Allah’ın her şeye koyduğu bir kanun vardır.
İslam coğrafyasının son on yılında 12 milyon can verdik. Bu rakam Batı’nın, Doğu’nun umurunda değilse, Fransa’da katledilen 12 can da benim umurumda olmaz. Kahpe insanlık, 12 milyon mu büyük, yoksa sağında hiç sıfırı olmayan 12 mi?
Haşiye: Sayın Prof. Dr. Birgül Ayman Güler CHP yönetiminin Cemaat ile ilişki içinde olduğunu açıkladı. CHP Genel Merkezi de bu ilişkinin açığa çıkmasından korktuğu için milleti enayi yerine koyan bir aymazlıkla Sayın Güler’i disiplin kuruluna vermiştir. Birgül Ayman ya bu fırsatı değerlendirecek, söylediği sözün arkasında duracak, kendisine karşı ileri sürülen suçlamanın gerçek olduğunu belgeleri ile açıklayacak, ya da tükürdüğünü yalayarak “kol kesilir yen içinde kalır anlayışı” ile kabul edecek, bunun karşılığı olarak KK tarafından bir dönem daha milletvekilliği garanti edilecektir. Bakalım gelişme nasıl olacak?







