Astana’dan ne çıkar?
Astana toplantısı, Suriye’de devam eden 6 yıllık iç savaşta askeri muhalefet, rejim, İran ve Rusya’nın ilk kez uluslararası bir toplantıda bir araya gelmesi açısından önem taşıyor.
Kazakistan’daki Suriye konulu toplantıda Türkiye, Rusya ve İran, Suriye’deki ateşkes ihlallerini üçlü ortak mekanizmayla izleme ve uygulanmasını sağlama konusunda uzlaştı. Bu konuda uzlaşma sağlanırken, tüm katılımcılar Suriye krizinde askeri çözümün imkânsız olduğu noktasında da mutabık kaldılar.
Astana görüşmelerinin ana gündem maddesini, Türkiye ve Rusya’nın garantörlüğünde 30 Aralık’ta ilan edilen ateşkesin güçlendirilmesi ve yoğun ihlallerin önüne geçilmesi oluşturuyor. Tabi bu görüşmelerde Türkiye muhaliflerin, Rusya ise rejim güçlerinin garantörlüğünü üstlendi. Ancak Esed ordusu ve İran destekli yabancı gruplar ateşkesi yüzlerce kez ihlal etmiş, muhalifler de saldırılara yer yer mukabele etmişti. Hatta Astana görüşmelerinin başladığı saatlerde bile rejim güçleri Şam, Dera, Hama, Halep ve Lazkiye’de muhaliflerin kontrolündeki bölgelere kara ve hava saldırıları düzenlediler.
Muhalifler ne istiyor?
Hem Esed’e bağlı rejim güçlerinin hem de terörist gruplarının sürdürdüğü ateşkes ihlallerine son verilmesi, abluka altındaki bölgelere insani yardım ulaştırılması, İran askerleri ve Tahran’ın desteklediği milislerin ülkeyi terk etmesi ve 13 bin kadın siyasi mahkûmların serbest bırakılmasını içeriyor. Muhalifler talepleri arasında ayrıca, yalnızca rejimin değil, rejim yanlısı yabancı grupların da Rusya’nın garantörlüğüne girmesi, ateşkesin uygulanacağı coğrafi sınırların tespit edilmesi, ihlal kabul edilecek hallerin netleştirilmesi, ihlallere nasıl karşılık verileceği, hava saldırılarına karşı ne tür yaptırımlar uygulanacağının belirlenmesi de yer alıyor.
Astana’da Türkiye’nin misyonu
Türkiye, Astana toplantısı öncesinde askeri gruplar ile Rus yetkilileri birçok kez buluşturarak yüz yüze görüşmeler yapmasını sağladı. Bu görüşmelerde, Suriye’deki çatışmaların durdurulması amacıyla taraflar arasında diyalog köprüsü inşa edilmiş oldu. İnşallah kalıcı ve taraflar arası barışı sağlayıcı bir sonuç çıkar. Esed’siz bir formül var mıdır Rusya’nın kafasında bilemeyiz ama bundan sonrasında barışa hizmet edici adımların atılmasını temenni ediyoruz.
Sonuç bildirgesinde, “Suriye Cumhuriyeti’nin egemenliğine, bağımsızlığına ve toprak bütünlüğüne” bağlılıklarını ilan etti. Bildirge üç ülkeye ateşkese uyulmasını sağlamak, provokasyonları önlemek ve ateşkesin işleme kurallarını saptamak üzere üçlü bir mekanizma oluşturma yükümlülüğü verdi. Suriye’nin önceki “lâik devlet” tanımlanması Türkiye ve muhaliflerin talebiyle metinden çıkartıldı.
Rusya Dışişleri Bakanı S.Lavrov’un “Batı, Ortadoğu’daki devrimler üzerinden siyasi rejimleri değiştirme girişiminden dolayı bedel ödeyecek. Dış
müdahaleler bölgeyi kaos ve istikrarsızlığa sürükledi. Rejimler çöktü ya da zayıfladı, uluslararası terör örgütleri nüfuz kazandı ve mülteci sorununa yol açıldı” açıklaması önemli. Açıklamanın devamında elbette, savaş suçu işleyenlerin cezalandırılmaları ifade edildi. Bilançonun çok ağır olup 5 milyon insanı sığınmacıya dönüştürdüğünü, bir o kadarının öldüğünü deklare eden Lavrov, sistematik hukukun BM’de yeni bir dünya statüsüne yol açmasına da işaret etti.
Tam bu demde ABD’nin Suriye politikasının yanlış olduğunu söyleyen D.Trump, “radikal İslam’a bağlı terörizm bizi de dünyayı da tehdit ediyor” dedi. Buradan şu sonuç çıkar mı? Rusya gibi ABD de Suriye’nin toprak bütünlüğünün Esed’le devamla mümkün olabileceğini söylerse, inanın şaşırmam.
Rusya ile ABD, İran’ı da yanlarına alarak Suriye’deki savaşa siyasi çözüm noktasında Esed’le anlaşırlarsa, bu anlaşmadan Türkiye’nin payına ne düşer? Küresel cihatçı (!) hareketleri tetikleyen, örgütleyen; DAEŞ, PYD gibi terör örgütlerini üzerimize salan BATI, tüm bunların faturasını bize kesmeye çalışırsa ne olur? Küffara güven olmaz. Washington’a kafa tutan Müslüman bir Türk lider var karşılarında. Bu liderin ordusu El Bab’ta, küresel güçlerin desteklediği terör örgütleri ile savaşıyor.







