Ankara’dan Suruç’a yol gider
Ankara’daki katliamın ardından üç gün geçti ama henüz failler bulunamadı. Terör saldırısını Reyhanlı, Suruç ve Diyarbakır benzetmesinin ötesine geçemedik. Kimse de üstlenmediği için cenaze ortada. Başbakanlık Koordinasyon Merkezi’nin yaptığı açıklamaya göre saldırının ağır bilançosu, bu yazının kaleme alındığı saatte: 95 ölü, 48’i ağır olmak üzere 246 yaralı. Temennimiz 95’le sınırlı kalması. İstikrara yapılan saldırının ne ilkini yaşıyoruz ne de sonuncusunu. İnsanlıktan nasibini almamış, kendisini teröre odaklamış mahfiller, caniler ve onların sırtından pazar alanları oluşturanlar olduğu müddetçe fikrin, dinin ve her türlü düşüncenin terörle, şiddetle yayılmaya çalışılması da bitmez.
Bir Müslüman olarak bizlerin düşüncesi şudur: Terörün dini olmaz. Kimden gelirse gelsin, kim yaparsa yapsın şiddetle kınıyor, bu insanlık dışı katliamı yapanları tel’in ediyoruz. Allah, insanlığını unutmuş bu şeytani şebekeyi “Kahhar” sıfatıyla kahretsin. Birazcık sağ duyuya sahip, eli kalem tutan, dünyadaki gerçekleri okuyabilen kesimle sanırım şu konuda mutabıkız: Bu saldırı istikrara, güvene, Türkiye’nin birlik ve beraberliğine yapılmış saldırıdır. Ve yine bu saldırının arkasında kimin olduğunun cevabı, saldırıdan kimin yararlandığıdır. Evet, saldırıdan kim yararlanıyorsa, arkasında onlar var. O değil, onlar.Türkiye içten ve dıştan top yekun bir saldırıyla karşı karşıya ve bu durum çok ciddiye alınması gereken, en temel bir meseledir. Saldırının uluslar arası boyutu vardır. Suyun üstünü tutmuş kurdun alttaki kuzuyu, suyunu bulandırmakla suçlaması gibi, teröre destek veren ülkelerin şimdi Türkiye’ye baş sağlığı dilemesi, terörü hep beraber bitirme temennilerine inanacak halimiz yok.
‘Emek, Barış ve Demokrasi’ adı altında, HDP’nin, çeşitli STK’lar ve sendikaların da içinde yer aldığı miting, “iki ayrı yerde patlayan bombanın” etkisi ile yaklaşık son verilere göre, 95 kişinin ölümüne ve 246 kişinin de yaralanmasıyla sonuçlanmıştır. Yazımızın başında da belirttiğimiz gibi, dileriz ölü sayısı bununla sınırlı kalır. Elbette bu terör saldırısını şiddetle kınıyoruz. Ancak doğuda silaha, batıda saza sarılan HDP’nin cici çocuğu Selahattin Demirtaş’ın, bu terör saldırısından devleti sorumlu tutmasını anlayabilmiş değiliz. Şimdi, bir ayağı Kandil’de, bir ayağı İmralı’da olan bu hareketle nasıl istikrar, barış ve güven toplantısı yapacaksınız?
Sonucu neye mal olursa olsun, bendenizin bu saldırıyla ilgili tespiti şudur: “Bozguna uğrayan ve günden güne eriyen, terör örgütü PKK’yı kurtarma ve aynı zamanda terör örgütü PKK’nın, meclisteki siyasi versiyonu olan partiye seçimlerde destek operasyonu sağlamak. Ak Parti’nin önünü kesmenin, onu tek başına iktidara getirmemenin onlar açısından en emin yolu, Ankara’dan Suruç’a uzanan vadide HDP’yi seçimlerden zaferle çıkartmak!!!
Kilit parti olarak gördükleri HDP’yle, Ak Parti’nin, dolayısıyla istikrarın önünü kesmek isteyenler Türkiye’yi 12 Eylül öncesi duruma sürüklemek için ellerinden geleni yapıyorlar. Fakat bu sefer bu oyun tutmayacak, kurdukları tuzağın içerisinde kendileri boğulacaktır. Türkiye artık 35 yıl öncesinin Türkiye’si değildir. Post modern darbeciler iktidarda değil, onlara destek veren yabancı sermaye, STK’lar, medya ve her türlü dış destekçileri, bundan böyle halkın iradesini tersine çeviremeyeceklerdir. O dönemler geçti, artık Türkiye’de algı operasyonuyla, satılmış kalemşor ve sermaye çevreleriyle işler yürümüyor. Geminin kaptanının kıblesi düzgün, gittiği yoldan eminiz. Daha 5 gece önce Kahramanmaraş’ta öz güvene, vatan-millet birlikteliğine, İslami düşünceye, zamana-mekana ve insana saygıya vurgu yapan bir Başbakan var bu milletin arkasında. Evet, gençlerle oturup hasbihal ederken, ana-babaya saygıdan tutun da ülkenin geleceğinde söz sahibi olabilmek için adam gibi adam olmanın ön şartına vurgu yapan bir bilge insanın konuşmasının hemen sabahında bu saldırıyı gerçekleştirenlerin unuttuğu bir şey var, o da şudur: Ne yaparsanız yapın, kimleri arkanıza alırsanız alın, bu Ak katarın arkasında Yüce Allah var. Bu kadro yola çıkarken Amerika’dan değil Allah’tan medet istedi. Alnı secde gören bu kadrodan hiç kimseye zarar gelmez.
Türkiye, ABD ve İsrail’in Kara Gücü olarak tarif ettiği terör örgütü PKK ve bileşenlerine karşı, 24 Temmuz’da başlayan temizlik harekatı ile Irak ve Türkiye’de ağır darbeler vurmuştur. Bunlar, öyle milletin gazını almak için söylenmiş sözler değildi. PKK’nın meclisteki uzantısı olan HDP 7 Haziran 2015 Milletvekili seçimlerinden sonra, tüm Türkiye’de, siyasal bir etki gösterememiş, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da ise son mitinglerde de görüldüğü gibi desteğini gittikçe kaybetmiştir. Gücünü PKK’dan aldığını bizzat beyan eden HDP, PKK’nın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki, şehir ve kırsalda da alan hakimiyetini gittikçe kaybettiğini ve ayaklanma çağrılarına halk desteğinin olmayışını PKK’nın, son iki ayda ağır bir hezimete uğradığını, basına sızan raporlarından da görmekteyiz. PKK’nın daha 11 gün önce, Murat Karayılan ağzı ile verdiği demeçte, “saldırıları Metropollere, yani büyük şehirlere yayarız” tehdidi ve Selahattin Demirtaş’ın “Cizre Bodrum’a uzak değil” açıklamaları, Ankara’daki saldırıda olduğu gibi, olayların bu yönde geliştirilmek istendiğinin de ipuçlarını vermektedir. Şimdi gelinen noktada olayları tezgahlayıp, tam da istedikleri Türkiye oluştuğunda bunun sorumlusunun devlet olduğunu zikredecek kadar gözü dönmüş canilerin bu sözlerine kim inanır?







