Ankara patlaması ve algı operasyonu
Türkiye’nin kararlı duruşu, fincancı katırlarını rahatsız ediyor. O birileri var ya, işte o zihniyet Türkiye’nin istikrarına kurşun sıkıyor. Ankara patlaması, istikrarımıza yapılan bombalı araç saldırısıdır. Bendeniz bu saldırının arka planını şöyle değerlendiriyorum. Her şeyden önce bu eylem Ankara’nın kalbine karşı PKK ve YPG saldırısıdır. Saldırı, Suriye politikası ve TSK’nın yürüttüğü terör ile bağlantılıdır. Stratejik olarak Türkiye’yi Suriye politikasından caydırma hedeflenmekte. Yani bu saldırının arkasında Türkiye’nin Ortadoğu’daki duruş ve pozisyonunu bozmak isteyen aktörler var.
Saldırıda askeri bölgenin hedef seçilmesi, üzerinde durulması gereken önemli nokta. Suriye’ye karşı uygulanan angajman kuralları ve PKK terörüne karşı Güneydoğu’da verilen başarılı mücadele, terör saldırısının intikam amaçlı olduğuna işaret ediyor. TSK’nın yürüttüğü başarılı operasyon, başta PKK olmak üzere uluslararası destekçilerini rahatsız etmekte. Fotoğrafın bütünü şu: Türkiye’nin Suriye politikasında algı operasyonu.
Bu bağlamda; Sayın Erdoğan’ın “Suriye’de, Irak’ta, Filistin’de, Ukrayna’da ve dünyanın çeşitli bölgelerindeki hiçbir mağdurun, mazlumun canı Batı ülkelerindeki insanların canından kıymetsiz görülemez” ifadesi, yine sol cenah tarafından “cihatçı” çıkış olarak değerlendirildi. Aynı şekilde Başbakan Davutoğlu’nun “PKK, PYD ve YPG Kürtlerin temsilcisi değil, Rusların paralı askerleridir” şeklindeki sözlerini de savaş narası olarak değerlendiren iç mihraklar, anlaşılan dışarıdakilerden daha fazla rahatsız. “Acaba Suriye krizi dünya güçlerini karşı karşıya getireceği bir savaşa sürükler mi?” Şimdi bu şekilde kamuoyu oluşturulmak isteniyor. Bu embesiller zaten Suriye’de uluslararası bir savaşın çoktan beridir yürütüldüğünü görmeyecek kadar kördür. Evet Türkiye kesinlikle Ankara saldırısını karşılıksız bırakmamalı ve TSK üzerinden yürütülen terörün sonuna kadar gidilmelidir. Şehid haberleriyle her gün bir aile ocağı yıkılıyor. Türk insanı “yeter artık bitsin bu lanet terör” demeye başladı ve kazan kaynıyor. Türkiye’yi karıştırmak isteyen güçlere gün doğdu ama fırsat vermemek lazım. “Askeri ve sıkıyönetim” tamtamı çalan, Türkiye’yi Batı’ya şikayet eden vatan hainlerine asla fırsat verilmemeli ve başları ezilmelidir.
Teröre karşı topyekun birlik olmamız gerekmekte. Bu PKK, PYD, YPG denen lanet örgüt, hem içerde, hem Irak’ta ve hem de Suriye’de barışı katleden, Kürdistan değirmenine su taşıyan, Rusya ile birlikte olup Türkmenleri katleden cani örgüttür, arkasında çok büyük uluslararası güçler vardır.
Türkiye’nin Suriye’deki mücadelesini “vekalet” yoluyla yürüttüğünü söyleyenler, sıcak kara harekâtının şimdilik gerekmediğini, an itibarıyla Suriye’den Ortadoğu’ya siyasi çözüm umudunu sıfırlayacağını da bilmeleri gerekir. Hem zaten Türkiye’nin halihazırda PYD’ye karşı uluslararası bir koalisyon haricinde kara operasyonu yapmadığını görmüyor musunuz? Sahi ABD’nin Eğit-Donat projesi ne oldu? Times’in haberine göre ‘Esad’la aynı safta olan YPG’nin’ muhalif grupların elindeki bölgeye giden son yolu da kesmesinden sonra ülkenin ikinci en büyük kenti Halep’in beş yıldır devam eden savaşta ilk kez tamamen kuşatılma riski altında kaldığı belirtildi.
Haberde özetle şöyle deniyor: “YPG’nin, işbirliği yaptığı bir Arap grubuyla Halep’in kuzeyinden gelerek Castello yolunu bombaladığı ve kullanılmaz hale getirdiği haber veriliyor. Bu yol, muhaliflerin denetimindeki doğu mahallelerinde kalan 300 bin kişi için tek yardım hattı. Sukur el-Cebel Tugayı adlı muhalif gruptan Mustafa Halebi, ‘Aramızda ateşkes anlaşması vardı. Saldırganlıkları bizim için sürpriz oldu’ dedi.” ‘ABD de şaşırdı’. “Bu, YPG’nin Rusya ve Esad rejimi güçleriyle iş yaptığı işbirliği yaptığı en aleni saldırı oldu. Bu aynı zamanda, Halep için en acımasız savaşın ve muhalifler için yıkıcı bir yenilginin başlangıcı olabilir. “
ABD öncülüğündeki koalisyonun sözcüsü Albay Steve Warren, “Onların birbirleriyle savaşmayı bırakıp DAEŞ’le savaşmasını istiyoruz. Eğit-Donat’ın amacı IŞİD’le savaşmaktı. Ama biz kimseyi bir şey yapmaya zorlayacak durumda değiliz” dedi. ABD’nin durumu, çocuklarına gücü yetmeyen babayı andırıyor.
Katil ABD! IŞİD de senin projen değil miydi? Bölgeyi sömürebilmek adına katalizör olarak sürdüğün bölgede şimdi terör estiriyor. Moskova rejimi, düşürülen uçağının intikamını YPG eliyle alırken, aslında Türkiye’ye de Suriye’den elini çek, mesajı vermiş olabilir mi? Bunu göreceğiz.
Türkiye-Halep koridoru diri değil, çok diri tutulması lazım. Allah korusun Halep’in düşmesi demek, Suriye’nin tamamen parçalanması demektir. Türkiye ne yapıp edip Türkiye-Halep koridorunu açık tutmalıdır. Suriye ve Rusya bu koridoru keserek, Türkiye’nin bölgede hakimiyet kurmasını engellemektedir. Hükümet de Genelkurmay’dan Azez’den aşağı 10 km derinlikli bir güvenli bölge için harekat hazırlığı yapmasını istedi.
İKİ STRATEJİ SAVAŞIYOR
Obama ile Putin’in IŞİD’e karşı mücadele stratejisi. Obama’nın stratejisi: ABD’nin liderlik ettiği uluslararası koalisyon IŞİD’i bombalayacak. Irak’ta Barzani, Suriye’de PYD ağırlıklı kuvvetler IŞİD’i püskürtecek. IŞİD’den arındırılmış bölgeler Irak’ta Barzani’nin, Suriye’de PYD’nin egemenliğine geçecek.
Putin’in stratejisi ise şu: IŞİD’e karşı Bağdat-Şam-Kürt ittifakı oluşturmak. Dikkat edilirse her iki stratejide de Kürt unsuru ve örgütleri ön planda ve gayet önemli: ABD’nin stratejisinde Kürt örgütleri Bağdat ve Şam’a karşı ayrılıkçı rolde. Putin’in stratejisinde ise Kürt örgütleri Bağdat ve Şam’la ittifaka zorlanıyor.
Nesnel çıkarlarımız, tarihi doku, dini argümanlar ve insanlığımız gereği bölge cephesinde olmamızı anlarım. 3 milyona yakın Suriyeli mülteciyi topraklarımıza alıp soframızı paylaşmayı da anlarım. Bu yüzden başından beri Türkiye’nin Suriye politikasını onaylıyorum. Fakat yönetimin Atlantik Cephesi’nde olması beni hep düşündürmüştür. Çünkü ABD’nin dost görünür şeytanlığına güvenmiyorum. Başka çare mi var? Diyorsunuz, onu da duyuyor ve görüyorum. Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler.







