Anadolu’nun toprakları Suriyeli Araplara da, Kürtlere de yeter!
IŞİD üzerinden bir oyun oynanmak istendiği bir gerçektir. Erbil’de Irak Kürt Yönetimiyle Türkiye’nin arasının açılmasını isteyen IŞİD, şimdi de Suriye Kürtlerinin yoğun olarak yaşadığı Kobani’yi hedef seçti. Açılıma yönelik kara propaganda yapan sosyal medya şövalyeleri, Şanlıurfa-Suruç’ta yaşanan hadiseleri bile doğru okumaktan ve algılamaktan yoksunlar. Eskiden asker vesayeti vardı. Aklına esen rütbeli darbe yapmaya kalkışır, postallı operasyonlar yapılırdı. Şimdi ise sosyal medya üzerinden algı operasyonu yapılmaktadır. Senaryo şuydu: IŞİD, Suriye Kürtlerinin yaşadığı bölgeye ve dolayısıyla Kobani halkına saldıracak, Suriye Kürtleri ise saldırıdan korunmak ve canlarını kurtarmak için Şanlıurfa-Suruç üzerinden Türkiye’ye sığınacaklar. IŞİD ile ideolojik akrabalığı bulunan (!) hükümet ise Kürtleri sınırdan içeri almayacak. Böylece çözüm süreci akamete uğrayacak. Slogan da hazırdı: “Türkiye, Suriyeli Araplara sınırlarını açtı, ama Kürtlere açmayacak.” Tabii başta art niyetli bazı Kürtler olmak üzere birçok kişinin hevesi kursaklarında kaldı. Çünkü Başbakan Davutoğlu Bakü’den şöyle seslendi:
“Şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Suriye’den veya herhangi bir ülkeden ölüm karşısında sığınacak bir yer olarak Anadolu’yu gören kardeşlerimiz sınırımıza geldiğinde, etnik ve mezhebi ayrım gözetmeksizin hepsini aldık, alıyoruz, bundan sonra da alacağız.” Bu yazı kaleme alındığı saatte Şanlıurfa-Suruç sınırımızdan Suriyeli Kürtlerin girişleri başlamıştı. Yaşadığın bölgeyi terk etmek zorunda olmak kadar zor bir şey yoktur. Şu anda her şey biz yaşarken oluyor. Kürtlerin gözü yaşlı, boynu bükük, ellerinde bir dilim ekmek ve su ile yirmi kişilik odalarda konuşlandırılmalarını izlerken aklıma mübadele yasası ve Ermeni Tehciri olayları geldi.
Türkiye-Yunanistan Nüfus Mübadelesi veya Değişimi, 1923 yılında Lozan Barış anlaşmasına ek olarak yapılan sözleşme uyarınca Türkiye ve Yunanistan’ın kendi ülkelerinin yurttaşlarını din esası üzerine zorunlu göçe tabi tutmasına verilen addır. Göçe tabi tutulan kişilere ise mübâdil denir. Mübadele ile 1.200.000 Ortodoks Hıristiyan Rum Anadolu’dan Yunanistan’a, 500.000 Müslüman Türk de Yunanistan’dan Türkiye’ye göç etmek zorunda kalmıştır.
Peki bugünkü zorunlu hicretin adını ne koyacağız? Zalim Firavun Esed, kendi halkını “din esaslı zorunlu göçe tabi tutmadı mı? Bu insanlar durup dururken mi Türkiye’ye geldiler? Yunanistan’dan Türkiye’ye gelen, din esaslı zorunlu göçün müntesiplerinin ismi mübadil idi. Sırf Müslüman oldukları için zorunlu göçe tabii tutulan Suriyeli Arap, Türkmen veya Kürtler ise “muhacir” ya da “mülteci”... Aslında mazluma kimlik sorulmazdı değil mi? İlkelerimizi de unuttuk. Gelenin, sana sığınanın ırkının, dininin farklı olması neyi değiştirir ki? Komşunuz kavga etse, onlardan birisi size sığınsa nasıl davranırsınız?
IŞİD, Kürtlerin yaşadığı Kobanisi’ye saldırırken neyi amaçlıyor?Türkiye’deki çözüm süreci, yerli Kürtleri ilgilendirmiyor sadece. Bölgede yaşayan tüm Kürtleri, Kürt Siyasi Hareketi’ni, PKK’yı PYD’yi kapsayan tarihi bir süreçtir. Bu tarihi süreci Erbil üzerinden veya Suriye’den baltalamaya çalışan IŞİD’in arka planındaki güçleri ve kendisini deşifre edip kodlarını çözmedikçe gizemli olarak kalacak ve tıpkı El Kaide, Hizbullah gibi, zaman zaman ABD tarafından kurulan ve kullanılan, sonra da miadı dolduğunda ipi çekilen bir fenomen olarak sahnede yerini alacaktır. bu tarihi süreçten küresel güç odaklarının rahatsız olduklarını biliyoruz. İçerde bir kısım Kürt aydınlarının, siyasilerin ve eski kafalı Kemalist zihniyetin algı operasyonunda rol almaları tuhaf! Ne yani koskoca Türkiye Hükümeti, burnunun dibinde gerçekleşen Suriye Araplarına duyarsız kalmadı da, aylardır mücadelesini verdiği çözüm sürecinin bir ayağı Kuzey Irak’ta, bir ayağı Suriye’de ve bir ayağı da bölgede olan Kürtlere yönelik saldırı ve asimile politikalarına sessiz mi kalacaktı? Tarihi, coğrafyayı, bölgeyi ve hepsinden de önemlisi insan gerçeğini okumakta, algılamakta zorlananlar hükümeti izlemeye devam etsinler.







