--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

AK Parti ve Başkanlık Sistemi

Abdullah Şanlıdağ
Abdullah Şanlıdağ

Türkiye, başka bir ülkeyle kıyaslanmayacak kadar farklılıkları bünyesinde barındırıyor. Çift başlı lidere müsaade etmeyeceği gibi, çok öyle koalisyonlardan da hazlanmaz. Türk toplumunun böyle bir yapısı var. Uzun vadede, Başkanlığa geçiş sürecini uzatmak AK Parti’ye zarar verebilir. Yoksa durup dururken değiştirilmedi herhalde Davutoğlu. Her ne kadar Sayın Davutoğlu ile Cumhurbaşkanımız Tayyip Bey arasında ideolojik manada olmasa bile düşünce hattında farklılık vardı. Erdoğan, Türkiye’nin içinde bulunduğu ve reel politiği daha iyi okuduğu için pratik ve gerçekçi bir siyaset ekseninde ilerlerken, kendisi bir hoca ve akademisyen olan Davutoğlu aşkın, ahlaki ve olayları ağırdan alan bir siyasi yolda ilerliyordu. Öyle zannediyorum ki Davutoğlu’nun Ortadoğu politikası, yeni Anayasa, Kürt sorunu ve Başkanlık sistemine yaklaşımı ile Tayyip Bey’in düşüncesi örtüşmedi. Böyle olduğu için de parti, kritik dönemde lider değişikliğine gitti. Aslına bakarsanız bu bir lider değişikliği değil. Çünkü partinin zaten kurucu genel Başkanı Tayyip bey ortada ve olaylara hakim. Başkanlık sistemine geçinceye kadar daha uyumlu, daha pratik reel siyaset yapacak bir değişikliğe gidildi, hepsi bu.

Burada şöyle bir sual sorulabilir? Sayın Davutoğlu “şayet ikinci adam olmayı kabul etseydi ya da Tayyip bey Davutoğlu’na daha geniş bir siyaset yapabilme imkanı tanısaydı, ayrışma olur muydu? Olmazdı elbet. Aslında her ikisi de kendi cenahından bakıldığında haklı. Bir kere Davutoğlu, partisini yeniden tek başına iktidara taşımış ve elbette etrafını kendine yakın adamlarla kuşatacaktır. Akademisyen olduğu için de aşkın bir siyaset izleyecektir. Gelelim lider Erdoğan’a.. Partinin kurucu lideri olarak, arkasında güçlü bir halk desteği varken, Başkanlık sistemine geçişi neden ıskalasın? Kendisinin önünü kesecek, içerden veya dışarıdan bir oluşuma neden müsaade etsin? Bendeniz partideki Başbakan değişimini böyle okuyorum. Şimdi ikinci soru: Peki Binali Beyle bunu başarabilir mi? Durumdan vazife çıkarmasını bilirse Binali bey, neden olmasın.

AK Parti, tipik bir kitle partisi değildir. Radikal bir kırılmanın aktörü olarak doğan bu hareketin kökleri Milli Nizam’a kısmen dayanır. Savunduğu ve geliştirdiği siyaset, sözde olmasa da özde bir buluştuğu nokta var. AK Parti siyasetini ayrıcalıklı kılan, ulusal, bölgesel ve küresel boyutunun olmasıdır. İsrail’e kafa tutması, ABD’nin hesaplarının dışında hareket etmesi, Ortadoğu’yu dizayn etmeye çalışması, alışılmışın durumda bir siyasettir.

AK PARTİ’NİN ‘YENİ SİYASETİ’ NEDİR?

AK Parti, etnik, dini ve cemaatsel bağlılıkları aşma yolunda mesafe katediyor. Paralel devlet yapılanmasından canı yanan hareket, yeni bir oluşuma müsaade etmeyeceği gibi, parti içerisinden neşet edecek ayrıştırıcı bir yapılanmaya müsaade etmez. Türk toplumunun büyük çoğunluğunda anlamını yitirmiş bulunan Kemalist kimlik veya vatandaşlık dönemi kapanıyor. Artık ulus devletin de kapılarını zorlayacak medeniyetçi bir çizgi geliştiriliyor. “Muhafazakar-demokrasi” argümanı bunun jenerik ifadesidir. Buradaki tek sıkıntı, girilen yeni yolun, İslamcı birikimi tüketip tüketmeyeceği endişesidir. Toplumdaki yozlaşma ve fay hattı kırılma aşamasındadır. İslamcılık, bireysel ve toplumsal bazda yaralandı. Modernizm ve kapitalizm rüzgârından hepimiz etkilendik. Modern dünyanın kapılarını aralamanın ve ulus devletler arasına girebilmenin başka bir adresi yok mu acaba?

AK Parti, tek kutuplu ve tek medeniyete işaret eden zalim küresel sisteme karşı olduğu için “dünya beşten büyüktür” demişti. Bakalım şimdi, eleştirdiği ulus devletlerle birlikte hareket edip kendisi de onlara doğru yelken mi açacak, yoksa Ortadoğu ve Balkanlar’da aşka, umuda, ekmeğe muhtaç mazlum insanlığın umudu mu olacak?

AK Parti’nin toplumsal çatışmaları engelleyecek bir siyaset geliştirmesi elzemdir. Dokunulmazlıkların kaldırılmasıyla birlikte PKK’nın devrimci halk ayaklanmalarına ve gerilla siyasetine dikkat etmesi gerekir. Kabul edelim ki AK Parti’nin Güneydoğu’da bölgesel barışa hizmeti amaçladığı Kürt Sorununa ilişkin “Barış Süreci” politikası iflasla sonuçlandı. İflasın sebebi kendisi değil elbet. Küresel alanda İslam terörle, Türkiye de DAEŞ’le özdeşleştirilerek partinin medeniyetsel farklılık iddiası da gayrimeşrulaştırıldı. Böylece bölgesel dönüşüm süreci en azından askıya alındı.

Başkanlık sistemine geçiş ne kadar uzarsa, muhalefetin eli o kadar güçlenir. Muhalefetten yapılacak saldırı ve yıpratma politikası, halkta AK Parti aleyhinde fay hattı oluşturabilir. Dolayısıyla AK Parti ne yapıp etmeli, bir an önce başkanlık sistemini taçlandırmalıdır.   

 

Abdullah Şanlıdağ Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle