Gazetemiz yazarı, Dr. Ahmet Anapalı'nın bugün köşesinde yazdığı "Zordur Cumhuriyet Döneminde kadın olmak" başlıklı yazısı
Cumhuriyetin ilanı ile birlikte eskiye, Osmanlı’ya dair her ne var ise sadece “eski” olduğu için lanetlendi hedef tahtasına kondu. Gerilemenin en büyük sebebi olarak görüldü. Bu özden kopuş öyle bir safhaya geldi ki, İslam dinini terk edip ülkece Hıristiyanlık dinine girmemiz gerektiği ve ilerlemenin ancak bu sayede gerçekleşebileceği dahi konuşuldu.
Kadın ve kadınlık, cumhuriyetin tosuncukları tarafından ilk oynanan ve şirazesinden çıkartılan ilk kavramdır. Bu noktada halkı bu duruma alıştırmak için ilk adımı medya atar. Zaten her zaman böyle olmamış mıdır? Ne zaman bir özden kopuş yaşansa önce bunun haberi medyada yani sistemin kalemşorluğunu yapan gazetelerde manşet manşet ve birbirinden güzel haberlerle duyurulur. Halkın tepkisi günden güne azaltılır, ardından da iş yapıcılar faaliyete girişirler. Yine öyle oldu. 6 Şubat 1929’da Cumhuriyet Gazetesi’nde; “Bizim kadınlarımız da diğer Avrupalı kadınlar kadar güzeldir” sloganı atıldı önce.
Cumhuriyeti kuran kadro içinde etkili konumlara yükselen gözü ve gönlü Avrupa’ya mahkûm cumhuriyet tosuncukları kararlarını verdi. Evet, Türk kadınını kurtarmak için önce açmalı idi. Haremi yıkmalı idi. Kadını tüm mahremiyeti ile erkek dünyasının beğenisine sunmalı idi. İlk yapılan işlerden biri İstanbul tramvayları ile vapurlarındaki ayrı ayrı oturan erkeklerle kadınlar arasındaki perdelerin kaldırılması olmuştur.
Yazının devamı için tıklayın