Size Zaman gazetesinin ilk kuruluşunu anlatayım
1970’li yıllarda; her türlü dini cemaatin en küçük kıpırdaması kontrol altında olduğu ve 163’üncü maddenin baskısı altında inananların inletildiği, Kur’an okumanın, mevlid okumanın yasaklandığı, Risale-i Nur’ların toplatıldığı ve yasaklandığı bir dönemde, inanan insanlar zindanlarda ve baskılar altında yaşarken, Ulus ve Cumhuriyet gazeteleri adım adım Müslümanları ihbar edip ertesi gün de basın savcılıkları tarafından bu ihbarlar değerlendirilip, Müslümanlar zindana tıkılmaktaydı.
1980 yılından sonra askeri vesayetten Özal dönemine geçilince, biraz Müslümanlara nefes alma fırsatı verildiğinde ve 163. madde kalktıktan sonra ilk yapılan şey, Cumhuriyet gazetesine karşı gazete kurma hayali idi ve Zaman gazetesi bunun için satın alındı.
Cumhuriyet gazetesine karşı meydana çıkan bir pehlivan olarak Cemaate lanse edilmişti ve bütün herkes, ilk defa böyle bir gazetenin çıkarılmasından çok mutlu idi. Aynen okul, yurt hizmetindeki coşkunlukla, Zaman gazetesine de malını, mülkünü vererek, kapı kapı dağıtarak, tirajını artırmak için canla başla çalışmaktaydı. Çünkü bugüne kadar Müslümanların birkaç gazete teşebbüsü olsa da, hiçbiri uzun ömürlü olmamış ve yüksek tiraja ulaşamamıştı.
İlk defa Zaman gazetesi böyle bir teşebbüsle ve iddialı bir söylemle meydana çıkmıştı ve Cumhuriyet’e karşı Zaman sloganıyla coşturulmuş insanlar tirajı 5 binden alıp, milyona kadar ulaştırma gayretine girmişlerdi. Evini barkını satanlar, yüz binleri, milyonları bağışlayanlar vardı. Rahmetli Hacı Kemal bugünleri görse çok üzülürdü ve çok ağlardı. Gözü yaşlı yüce gönüllü bir dava insanı idi. Gazetenin ilk 5 senesinde çevresinden buldukları ve imkanları ile her ay 35 bin lira gazetenin giderlerini karşılamak üzere nakden getirirdi. Ben de 1990 yılından itibaren tek imzayla yetkilisi olduğum Zaman gazetesinde asgari ücretle çalıştım. Durum böyle devam etmekteydi ve tiraj yükselmiş, Zaman gazetesi Müslümanların koruyucu bir kalkanı haline gelmişti. O günlerde inanan insanların severek okuduğu ve kendi adına mücahede eden başpehlivanları olarak ortaya çıkan Zaman gazetesinde sadece dava duygu ve düşüncesi vardı. Bundan başka hiçbir şey düşünülmüyordu. İslam ve Kur’an çizgisinden başka hiçbir şey hayal edilmiyordu.
Hatta belki birkaç sene futbol sayfası bile yoktu. Daha sonra şortlu insanları göstermemek üzere Mehmet Atalay kardeşimiz bir futbol sayfası yapmak üzere görevlendirilmişti. Gazetenin ilk çıkan sayılarında belki on sene bir tek banka reklamı dahi yoktu. Müslümanların “faiz kurumu” diye hassasiyetine binaen reklam alınmamakta idi. Kadın resmi ve futbolcu dahi olsa şortlu erkek resmi olmayacak kadar hassasiyetlerimiz vardı. Bu hassasiyetlere binaen Allah kalpleri coşturmuş ve burayı bir mücahede kalesi olarak gören insanımız her türlü maddi, manevi desteği ile, elle dağıtıp abone kaydederek gazeteye omuz vermekteydi.
Gülen’in de ismi geçmedi ve fotoğrafı yayınlanmadı. Gülen, Enver Aydın ve Abdülfettah Şahin müstear isimleri ile yazılar yazmaktaydı, çünkü kendi ismini koymak dahi tevazu ve mahfiyet anlayışımıza aykırıydı. Çünkü bir dava gazetesinde kimsenin ismi geçmemeliydi. Bu derece hassasiyetleri olan bir gazetenin ve cemaatın bugünkü içine düştüğü durumundan bahsediyorum.
Yörüngesinden ve ekseninden kayıp, bugünkü hale nasıl geldiğini ve Allah’ın bu nimeti elimizden nasıl aldığını, geçmişteki bu durumdan haberi olmayan yeni nesillerin bilmesi için bu hassasiyetleri anlatıyorum. Bu kadar titizlikle çıkan bir gazetede daha sonra Müslümandan çok gayrimüslim yazarların olması; vatana, millete hizmet edecek insanların ve devletine, milletine, bayrağına, bağlı insanların yazması gerekirken, devlet gemisinin dibini delmek üzere fetvalar veren bir Gülen portresiyle aniden karşı karşıya kaldık. 1996’dan itibaren bütün hizmetin sahibi konumunda kendine odaklayan, bütün gazetelerle ayrı ayrı yaptığı röportajlarla, boy boy çektirdiği posterleri ile ve bütün Türkiye’deki bilboardlarda, cami önlerindeki posterleriyle ve yapılan reklamlarla Gülen adeta bir şarkıcı, bir kahraman, bir artist gibi reklam ediliyordu, bu değişikliği anlamamak ve bu sapkınlığı görmemek için insanın kör olması lazım. Daha önce herkese “Fotoğraf çektirmek haram” diyen, gazeteye bile kimsenin fotoğrafını koydurmayan mütevazı Gülen, büyük bir u dönüşü ile bir yerlere mesaj veriyordu. Bu mesaj şu idi; artık güç bende! Bunu derken hem yurtiçi hem hem yurtdışı mihraklara açıkça davetiye çıkarıyordu.
Artık “Allah Allah” diyen Zaman gazetesi, “Fetullah, Fetullah” diyordu. Etyen Mahçupyan’lar, Lajendik’ler, Şahin Alpay’lar, Mehmet Altan’lar, Eser Karakaş’lar, pek çok ateist ve İslam, Kur’an düşmanları vitrine konarak takiyyelerle bütün kırmızı çizgilerimiz ve yeminlerimiz ayaklar altına alınmış, tam bir U dönüşü ile İslam’ın ve Kur’an’ın, davamızın kırmızı çizgileri yok sayılmıştı. Fetullah Gülen’in ütopyası uğruna her şey altüst oldu.
“Onlar dostlarından emin oldukları için onları kendilerinden uzak tuttular.
Düşmanlarından ise endişe ettikleri için yanlarına aldılar. Düşmanları asla dost olmadı fakat dostları uzak kaldıkları için onları terk ettiler, işte onun için yıkılmaları da kaçınılmaz oldu.”