İkili ve bölgesel anlaşmalar Türkiye’nin elini güçlendirecek. Bu anlaşmalar ülkenin üretim ve ticaret ağlarında ağırlığını arttıracak.
Küreselleşmede 1980-2008 en parlak dönemdi. Bu dönemde ticaret katlanmış, sermaye dolaşımı hızlanmıştı. Küreselleşmede ivme kaybı ise 2008 ekonomik kriziyle başlamıştı. Pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşıyla yeni bir devre girilirken küreselleşmenin yerini bölgeselleşmeye bıraktığı görülüyor.
Yaptırımlar rol oynuyor
Dünya ticaretinde ve yabancı yatırımında gerileme müşahede ediliyor. Bu gerilemede ticari savaşlar ve yaptırımlar önemli rol oynuyor. Akademisyenler tarafından küreselleşme döneminin kapandığı yorumları yapılıyor. Bu yorumlara katılmayan ekonomistlerce de küreselleşmenin güncellemeden geçtiğine işaret ediliyor. Çok taraflıdan ikili ve bölgesel anlaşmalara kayışla karşı karşıya kalındığına dikkat çekilerek “Ülkeler korumacı adımlar atarak, sermaye kontrollerini arttırıyor” deniliyor.
Ülkemiz öne çıkıyor
İlaveten “Avrupa, Çin’den ürün almıyor. Almanya ve Hollanda dahil dev ülkeler yeni üretim alanları arıyor. Bu durum kaliteli ve inovatif ürünleriyle anılan Türkiye’yi öne çıkarıyor. Ekonomisi devamlı güçlenen ülkenin üretim ve ticaret ağlarında ağırlığını daha da arttırma ihtimali kuvvetleniyor” ifadeleri kullanılıyor.
Önemli dönemece girildi
İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Yusuf Dinç de Yeni Akit’e yaptığı açıklamada dünyanın önemli bir dönemece girdiğini vurgulayarak, “Burada Türkiye bir rol yüklenecek ama bu vakit alacak. Çünkü yatırım kararlarını vermek öyle kolay değil. Türkiye şu anda yatırımları çekmek için gerekli her adımı atıyor. Buna mukabil dünya, şapkasını önüne koyuyor ve Avrupa’nın bu kışı geçirip geçiremeyeceğini ele alıyor. Yatırımların Türkiye’ye döndürülüp döndürülmeyeceğini de tartışıyor” dedi.
Yatırım çekmek gerekiyor
Küreselleşmenin yeni formatının üretim ve ticareti de şekillendirdiğini vurgulayan Dinç, şunları dile getirdi: “Türkiye’nin eli güçlenebilir çünkü yatırım yapılabilir ender ülkelerden biri konumunda. Varlıkları da uygun. Portföy yatırımları yapılması mümkün. Ne var ki şu anda üretim yatırımlarını çekmek daha önemli. Kuşku yok ki yeni ekonomi modeliyle yerli sermaye aktif kullanılarak dışa bağımlılık aşağıya çekiliyor. Başarıyla uygulanan bu model, zamanlama bakımından tenkit edildi ama dünyayla aynı anda devreye alındı. Şu anda odaklanmamız gereken konu ülkeye yatırımın gelmesi.
Türkiye gelecek vaat ediyor, hedefler koyuyor. Bu hedeflere kararlılıkla ilerliyor. Dış sermayeye bağımlılık geriye geliyor. Tabii şu anda ‘Türkiye’ye para para kazanmak için gelinmesin. Yatırım ortamından, teşviklerden yararlanmak için gelinsin’ diye bir öneri var. Bu öneri, senaryo da anlamlı geliyor. Uygulamalar her zaman tartışılır. Ama hedeflerde mutabık olunmalı. Ne yazık ki bu hedeflerle, amaçlara değinilmediğini görüyoruz. Yapmamız gereken amaçlara odaklanmak, yöntemleri tartışıp farklılaştırabiliriz.”