Oruç, ibadet, paylaşma ve dayanışma iklimi mübarek Ramazan-ı Şerif’in gölgesi üzerimize düştü. Akit gazetesinde Sebahattin Ayan'ın hazırladığı haberde, Müminlerin; sağlıklı bir beden, güzel ahlak ve büyük uhrevi kazançlar elde etme niyetiyle bu kutlu günleri karşılarken, yalnızca aç kalmanın değil nefsi terbiye etmenin, sabrı kuşanmanın ve kalbi arındırmanın gayreti içinde olacağı belirtiliyor.
Sebahattin Ayan İstanbul
Oruç, ibadet, paylaşma ve dayanışma iklimi mübarek Ramazan-ı Şerif’in gölgesi üzerimize düştü.
Müminler; sağlıklı bir beden, güzel ahlak ve büyük uhrevi kazançlar elde etme niyetiyle bu kutlu günleri karşılarken, yalnızca aç kalmanın değil nefsi terbiye etmenin, sabrı kuşanmanın ve kalbi arındırmanın gayreti içinde olacak. Oruçla birlikte beden disipline edilirken, gönüller merhametle yumuşayacak; infak ve paylaşma bilinci daha da güçlenecek. Ramazan’ın manevi ikliminde kırgınlıklar onarılacak, sofralar bereketle genişleyecek ve kardeşlik duygusu daha derinden hissedilecek.
PAYLAŞMANIN AYIDIR
Ramazan’la ilgili gazetemize konuşan Tüm-Din-Gör-Der Genel Başkanı Metin Kaçar, şunları söyledi:
“Ramazan’ı karşılarken müminlere düşen en önemli görev; bu mübarek ayı sadece bir takvim değişimi olarak değil, bir diriliş ve muhasebe zamanı olarak görmek olmalıdır. Oruçla birlikte nefsi terbiye etmeyi, ibadetle kalbi arındırmayı ve güzel ahlakla hayatı kuşatmayı hedeflemeliyiz. Ramazan; sabrın, merhametin ve paylaşmanın ayıdır. Ancak bu manevi iklimi yaşarken, dünyanın dört bir yanında zulüm altında olan kardeşlerimizi unutmamalıyız. Doğu Türkistan’da, Gazze’de ve mazlum coğrafyalarda sıkıntı çeken Müslümanlar bizim dualarımıza, dayanışmamıza ve desteğimize her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyuyor. Yalnızca soframızı değil, gönül dünyamızı da genişletme ayıdır. Paylaşarak, dua ederek ve destek olarak gerçek kardeşliğin gereğini yerine getirmeliyiz.”
NERDE KALDIN MÜBAREK!
İlahiyatçı yazar Salih Kırmızı da şunları dile getirdi:
“Hoş geldin, safa getirdin. Uzun yoldan geldin. Bizlere bir ay misafir olacaksın. Sana karşı çok mahcubuz. Zira sana layık olamıyoruz. Sana hakkıyla ev sahipliği yapamıyoruz. Seni bize verene, bize tanıtana, lütfedene verdiğimiz sözü tadamadık. Ey kutlu misafir, itiraf ediyoruz! Biz Gazze’yi yalnız bıraktık. Boykotu bile beceremedik! Suriye’ den bize ne dedik! Ümmetin kadınları bizden yardım beklerken bizler altının yükseliş rekorlarıyla ilgilendik. Ahlaksızlık kasırgası gençlerimizi kasıp kavururken, bizler üç kuruş dünyalık peşinde ömrümüzü zayi ettik! Doğu Türkistan’ı zalim Çin kafirinin merhametine bıraktık. Utanıyoruz, dünyanın mazlumları bizi beklerken, biz kimi bekliyoruz bilemedik! Meğer biz bekleyen değil beklenenmişiz! Beklenen olduğumuzu fark etmeyelim diye yapay ve gayri hakiki gündemlerle zihinlerimizi meşgul etmişler. Şimdi uyanmak istiyoruz. Uyandır bizi Ey kutlu misafir. Utandır ve yüzleştir bizi yüzsüzlüğümüzle. Belki ar gelir suratımıza, belki hatırlarız benliğimizi, omuzlarımızdaki vebalin ağırlığını. Ey Yüce Dost; Bizler, namazlarımıza sahip çıkamadık, oruçlarımıza sadık olamadık. Orucu aç kalmaktan ibaret sandık. Fakirin davet edilmediği sofralarda boy boy sözüm ona hayırsever pozları verdik.
SEN DE OLMASAN NE YAPARIZ?
“Dilimize sahip çıkamadık, gıybetin orucu bozduğunu, kul hakkı yemenin orucun sevabını alıp götürdüğünü, adam kayırmanın Ramazan ayına ihanet olduğunu idrak edemedik. İbadetlerimizi Allah’a arz etmemiz gerekirken sosyal sayfalarda kulların iki beğeni ve yorumuna sattık. Ey Mübarek, sen de gelmezsen biz perişan oluruz. Yılda bir de olsa gelirsin, bizi sakinleştirir, özümüze dönmemiz gerektiğini hatırlatır, bizi kendimizle iç muhasebeye tabi tutarsın. Sen gelmezsen fakirleri kimse hatırlatmaz. Sen gelmezsen zenginler zekatını hesaplamaz. Sen gelmezsen açlık nedir bilmeyiz. Bir nebze de olsa insan ve kul olduğumuzu hatırlıyoruz sen gelince. Biz seni çok seviyoruz Ey Kutlu ay. Seni özledik, seninle gelen orucu, teravihi, iftarı, sahuru, mukabeleyi, fitreyi, camileri, çocukların o tatlı yaramazlıklarını… Seninle hatırlıyoruz eski günlerimizi. Çocukluğumuza iniyoruz seninle. Biz seni unutmadık, sen de bizi unutma olur mu?”