• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Türk de Kürt de rencide olmayacak

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
Türk de Kürt de rencide olmayacak

TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, Cenevre dönüşü uçakta Genel Yayın Yönetmenimiz Murat Alan’ın da olduğu gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Yüzyıllık cumhuriyetin 50 yılının terörle geçtiğini hatırlatan Kurtulmuş, önümüze tarihi bir fırsat çıktığını söyledi. Terör örgütü ortadan kalktıktan, Türkiye için bir tehdit olmaktan çıktıktan sonra birtakım yasal düzenlemelerin gerekli olacağını belirten Kurtulmuş, Terörsüz Türkiye sürecinde, ‘altın oranı’; “Kürt’ün onuru, Türk’ün gururu” olarak tanımladı.

İsviçre’nin Cenevre şehrinde gerçekleştirilen Altıncı Dünya Parlamento Başkanları Konferansı’na katılan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, dönüş sırasında uçakta aralarında yayın yönetmenimiz Murat Alan’ın da olduğu gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Türkiye’nin gündeminde önemli bir yer tutan Terörsüz Türkiye süreci başta olmak üzere gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kurtulmuş, 50 yılı terörle geçen Türkiye’nin önünde önemli bir fırsat ortaya çıktığını, bu sürecin süratle tamamlanıp, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak herkesin bu konuyu sahiplenmesinin önemine işaret etti. “Buradaki esas mesele tam manasıyla bir güven ortamı oluşturabilmek” diyen Kurtulmuş, “Bunun için de altın oran ‘Kürt’ün onuru, Türk’ün gururu’ ifadeleriyle Terörsüz Türkiye sürecinin çerçevesini çizdi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un gündeme ilişkin sorulara verdiği cevaplar şöyle:

Cenevre’deki Dünya Parlamento Başkanları Konferansı’nda Türkiye için önemli görüşmeler yapıldı. Bu konuda değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Parlamentolar Arası Birlik (PAB) bütün dünya parlamentolarının üye olduğu en üst kuruluş. Dolayısıyla çok yaygın, kuvvetli bir meşruiyeti olan, söylenen her bir sözün karşılığı olan, alınan kararın bir karşılığı olan, yaptırım gücü olmasa da tavsiye niteliğinde çok önemli bir organ... Yani bir nevi parlamentoların Birleşmiş Milletler’i gibi bir yer...

Her sene iki Genel Kurul yapılıyor, 152’ncisini inşallah önümüzdeki sene 2026’nın Nisanında İstanbul’da yapacağız. Biz 30 senedir bu toplantılara ev sahipliği yapmamışız. Bizim için de böyle bir önemi var. Bu Türkiye’ye verilen önemin, değerin de bir göstergesi. Ümit ederim başarılı bir toplantıyı organize ederiz. Cenevre’de dünyanın dört bir yanından meclis başkanı ve parlamenterler vardı. En azından bütün ülkelerden insanlar geliyor, farklı konuları konuşuyor, ikili üçlü gruplar halinde görüşüyor. Bir de İstanbul’un son zamanlarda diplomaside önemli hâle gelmesi, özellikle çatışma çözümlerinin gerçekleştirileceği bir uluslararası zemine dönüşmesinde bu toplantının da büyük katkısı olacak.

Terörsüz Türkiye sürecine ilişkin Meclis’teki komisyon çok gündemde, siz bir açıklama yaptınız. Bunun teknik boyutlarını zaten anlattınız. Bu iş niye önemli?

Ben şöyle bakıyorum. Yüz yıllık cumhuriyetin 50 yılı terörle geçti, binlerce insanımız şehit oldu, iki trilyon doları aşkın bir mali kaybımız oldu. Ama hepsinden önemlisi Türkiye, uzun yıllarca güvensizlik içerisinde, istikrarsızlık içerisinde terör yüzünden çalkalandı durdu. Şimdi tarihi bir fırsat ortaya çıktı. Bu sürecin süratle tamamlanması, örgütün silahlarını bıraktığının tespiti, tescil edilmesi lazım. Bu süreci yürütecek olan güvenlik birimleri. Meclis de bu sürecin takibini yapacak tabii ki…

Ama esas mesele, terör örgütü ortadan kalktıktan, Türkiye için bir tehdit olmaktan çıktıktan sonra, örgütle ilgili birtakım yasal düzenlemeler gerekli olacak. Komisyonda hangi konularda çalışılacağının kararının alınıp yasal düzenlemelerin hazırlanması ve bunun teklif olarak Meclis’e sunulması gerekiyor. Yani komisyon olarak biz yasayı çıkaracak değiliz, komisyon bunun hazırlığını yapacak.

Buradaki bir başka esas mesele ise tam manasıyla bir güven ortamı oluşturabilmek. Bunun için de altın oran; “Kürt’ün onuru, Türk’ün gururu”.

Kürt yurttaşlarımızın; “herkesin Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olarak eşit hak ve özgürlüklere sahip olduğu güveniyle, böyle bir hissiyat içerisinde” süreci sahiplenmelerini; Türk yurttaşlarımızın da “bölünmüyoruz, parçalanmıyoruz, tam aksine, bu konuda bir tehdit teşkil eden örgüt tasfiye ediliyor” hissiyatı içinde süreci sahiplenmelerini arzu ediyoruz. Burada bir birliğin, mutabakatın, uzlaşısının sağlanması lazım. Bu ciddi bir mesai gerektiriyor. Bu konuda fikri olan grupların, STK’ların, üniversitelerin, hukuk camiasının, kanaat sahibi olanların dinlenmesi lazım. Bu süreçte, yüz kez düşünüp bir kere konuşarak, çok temkinli davranarak, en kısa süre içerisinde bu işin bitirilmesi lazım ki, gündemimizden bu sorunu tamamen kaldıralım.

Komisyonda terörden etkilenenler, şehit aileleri dinlenecek mi?

Komisyon, kimi dinlemek istiyorsa, kimin bu konudaki kanaatlerini almak istiyorsa davet edecek. Esasında kanaatler kadar önemli olan husus, onların sürece katılması, destek vermeleridir.

Efendim, bazı siyasi partiler katılmıyorlar komisyona, yani buradan sanki yeni bir gerilim hattı, bir fay hattı ortaya çıkarmak gibi bir siyasi yaklaşım var. Türkiye bu işin sonunda bölünür diyenler var, daha farklı yerlere gideceğini söyleyenler var. Siz nasıl yaklaşıyorsunuz bu yorumlara?

Süreç iyi yönetilirse Türkiye için bir imkân, bir fırsat olduğu kanaatindeyim. Bu, asla A partisinin, B partisinin, tek bir partinin siyasetinin konusu değildir. Partilerin günlük siyaset yapmak için tonlarca meselesi var, istedikleri konuların hepsinden polemik ve gerginlik çıkarabilirler ama bu, Türkiye’nin milli bir meseledir.
Yani hakikaten çok hazin bir durumdur. Yüz yıllık cumhuriyetin 50 yılı bu sorunla uğraşmış bir ülkeyiz. Yine aynı tartışmalar, kayıplar, ölümler, acılar istenebilir mi? Hayır, terörün bitirilmesi ve bunun da Türkiye’nin birliğini, dirliğini pekiştirerek, sağlamlaştırarak yapılması ve bu sürecin muhakkak tamamlanması lazım. Sürecin işleyişiyle ilgili olarak farklı fikirler olabilir, farklı teklifler gündeme gelebilir. Fakat bunu herkesin istemesi, destek olması gerekir. Bu Türkiye’nin ortak meselesidir, bir devlet politikasıdır, bir millet politikasıdır. Bunun için de ortak bir anlayışla meseleyi en kusursuz şekilde tamamlamamız gerekiyor. Bu nedenle bütün partileri defaatle, -hatta katılmayacağım diyenleri bile- komisyona davet ettik.

Süreç için kritik eşik nedir? Sürece yönelik en önemli tehdit ne olabilir?

İçeride ve dışarıda bu işin olmamasını isteyen bazı unsurlar olabilir, provokasyonlar olabilir, bunlar mümkündür. Bunun için de güvenlik birimlerimizin çok etkili, çok müteyakkız bir şekilde süreci takip etmesi lazım.

CHP istedi, nitelikli çoğunluk şartını Meclis Başkanı kabul etti şeklinde değerlendirmeler var.

Zaten baştan beri, bütün partilerle konuşmamızda neyin nasıl olacağıyla ilişkin bilgileri ele aldık. Partilerin sözcülerinden, genel başkanlarıyla yaptığımız görüşmelere ilişkin açıklamalar yapıldı. Yasal düzenlemeler yapılacaksa, bu tabiatı gereği çok nitelikli bir iştir. Salt çoğunluk, konunun doğası gereği doğru değildir. Zaten başından beri biz de beşte üç nitelikli çoğunluğun en sağlıklı yol olduğunu söyledik ve bunu partileri temsil eden arkadaşlarla paylaştık.

Bir şey daha bu konu özelinde. Daha önce söylediğiniz bir söz var ama belki de bütün süreci çok iyi özetleyen bir sözünüz vardı. Kürtler ve Türkler, bu ülkede yaşayan milletlerle alakalı bir ifadeniz var.

Yıl 2025 oldu, Türkler ve Kürtler birden gökten zembille iner gibi bu topraklara inmediler. Bizim bu topraklarda asırlar boyunca süren bir kardeşliğimiz var, paydaşlığımız var, ortaklığımız var, tarih boyunca birçok noktada ortak mücadele yapmış, iş birliği yapmış olan insanlarız.

Çocukluğumuzu hatırlıyorum; şu Türk’tür, bu Kürt’tür, bu Alevidir, bu Sünni’dir diye bir şeyi hiç kimse bilmezdi, bu tür ayrıştırmalar da ayıptı. Ama ne oldu? Maalesef emperyalistler bölünme, parçalanma senaryolarının bir gereği olarak son dönemlerde, sadece Türkiye’de değil, bütün coğrafyamızda terör örgütlerini bir vekalet savaşı aracı olarak kullandılar.

Bu coğrafyanın Türkleri, Kürtleri kardeştir, birbirinin ayrılmaz parçasıdır. Onun için bu süreci her iki tarafı da en iyi şekilde anlayacak, onların beklentilerini en iyi şekilde karşılayacak bir hassasiyetle yürütmemiz lazım. O nedenle “Kürt’ün onuru, Türk’ün gururu” diyorum.

Sürece sadece Türkiye açısından değil, bölge açısından değil, Türkiye’nin bütün uluslararası ilişkileri açısından değerlendirince bizi ne bekliyor?

Türkiye, bu bölgenin amiral gemisidir. Türkiye nasıl şekillenirse, Türkiye’deki siyaset nasıl gelişirse, toplumsal yapı nasıl oluşursa, ne tür dönüşümler geçirirse bu doğrudan doğruya bölgeyi de yakından etkilemektedir. Eğer biz Terörsüz Türkiye’yi başarılı bir şekilde oluşturursak, bu aynı zamanda terörsüz bir bölge demektir.

Türkiye maalesef darbecilerin yaptığı anayasalarla yönetiliyor. 2025’e girdik ve biz hâlâ ne kadarı değiştirilmiş olursa olsun, hâlâ biz darbecilerin yaptığı bir anayasayla yönetiliyoruz. Bu yakışıyor mu bize, ne yapmak lazım, buna ilişkin bir an önce yeni bir anayasa yapmak gerekmiyor mu? Bir de Terörsüz Türkiye süreci, sadece yasal düzenlemelerle neticelenecek bir süreç mi?

Anayasa çalışmasıyla, Terörsüz Türkiye çalışmalarının birbiriyle hiçbir irtibatı yoktur, ikisi tamamıyla ayrı konulardır. Benim şahsi kanaatim, Türkiye’nin 12 Eylül anayasasından artık kurtulması gerektiği... 12 Eylül anayasasını, 1982 anayasası olarak da görmeyin, öncesinde 1961 anayasasıydı. Yani artarak çoğalan bir antidemokratik anayasa mantığından Türkiye’nin kurtulması lazım. Evet, maddeleri değişmiş olabilir ama burada saklı olan darbeci ruh, anayasanın metinleri içerisinde toplanmıştır.

Türkiye çağın problemlerine, milletin ihtiyaçlarına cevap verecek bir anayasa yapacaktır. Ama Terörsüz Türkiye ile anayasa çalışmalarının birbiriyle hiçbir ilgisi yoktur, tamamen ayrı konulardır.

BİRAZ AYKIRI GELECEK AMA FİLİSTİN ŞİMDİDEN KAZANDI

Bu noktada şunu sormak isterim. Zaman zaman İsrail Türkiye’ye saldırır mı, İsrail ile Türkiye savaşır mı gibi sorular oluyor. Terörsüz Türkiye adımını attıktan sonra birdenbire Suriye’nin kuzeyindeki YPG ile İsrail’in sanki daha bir yakınlaştığını görüyoruz. Siz bu denkleme baktığınızda İsrail’in hem bu süreci baltalamaya hem Türkiye’yi doğrudan ya da dolaylı olarak hedef almaya yönelik adımlar atmasını bekliyor musunuz?

İsrail’in hedeflerinin ne olduğunu bilmiyorsanız, Orta Doğu’da siyaset yapmayın. İsrail’in, Ortadoğu’da arz-ı mevud planları var. Hatta planın da ötesinde, İsrail tarafından adım adım uygulamaya konulduğunu görüyoruz. Bu bölgede Osmanlı cihan devleti dağıldıktan sonra emperyalistlerle aramızdaki temel farklardan birisi şu olarak ortaya çıktı ve artık daha net görüyoruz bunu. Onlar daha fazla bölünme, daha fazla parçalanma, mikro milliyetçilikler üzerinden ya da mikro kimlikler üzerinden bölge halklarının tamamen dağılmasını, ayrışmasını esas alıyorlar. İsrail son zamanlarda yaptığı suikastlar, katliamlar ve saldırılarla bölge ülkelerini etkisiz hâle getirmiş ve neredeyse son vuruşunu yapmak üzereyken Türkiye’nin böyle bir çıkış yapmasından rahatsızlık duyacaktır, bu aşikardır.

İran’dan sonra sıra Türkiye’de diyor bir grup. İsrail buna cesaret edebilir mi?

İşte onu söylüyorum… Her ne kadar Netanyahu fanatik bir anlayışla, yani transa kapılmış bir ruh hali içerisinde sağa sola saldırıyorsa da Türkiye’ye bulaşmamanın gerektiğini bilecek kadar aklı vardır diye düşünüyorum.

Ama aynı zamanda şöyle bir fırsat da var denilebilir mi? İsrail, 7 Ekim’den sonra hem uluslararası anlamda hem bölgede yaptığı soykırım nedeniyle gücünü kaybetti. Belki 7 Ekim’den önce bölgede daha farklı bir davranış içerisinde bulunsa Batı’dan daha büyük destek alacaktı. Ama bugün İsrail dünyada istenmeyen bir ülke oldu.

Biraz aykırı gelecek ama Filistin’in şimdiden kazandığını düşünüyorum. Çünkü her şeyin bir haddi var, “Gayretullah’a dokundu” diye bir inancımız var. Bu kadar büyük zulümler, bu kadar büyük insanlık suçları işlemek ve bilerek, isteyerek işlemeye devam etmek insanlığın kaldıracağı bir şey değil.

İsrail, bu saldırılarıyla insanlığın, halkların vicdanını kanatmış, midesini bulandırmıştır. Bunun çok açık sonuçları görünüyor. İsrail’in saldırılarına, katliamlarına başladığında gemilerini İsrail için Akdeniz’e gönderen bazı Batılı ülkelerin nihayet Gazze’de yaşanan zulmü görerek “Biz Filistin devletini tanıyacağız” diye demeçler vermeye başlaması kendi halklarının gösterdiği reaksiyon sayesindedir.

İsrail’in uluslararası alandaki en büyük teminatlarından birisi neydi? Dokunulamaz bir ülke olmasıydı. Ama Uluslararası Adalet Divanı, İsrail’e dokundu, Netanyahu ve çetesi aleyhine karar verdi. Kırk bin Gazzeli bebek açlıktan dolayı ölüm tehdidiyle karşı karşıya. Bunu hangi ülke kabul edebilir? İnsanlık cephesi tamamıyla Filistin halkının yanındadır. Yaşanan zulümleri, baskıları, insanlık dışı katliamları asla kabul etmemektedir. Hükümetler bu noktaya gelmek zorundalar ve çok kısa süre içerisinde inşallah geleceklerini ümit ediyorum. Halklarının dediğinin zıddına,taleplerinin zıddına gidemezler.

Brüksel’deki NATO Parlamento Başkanları Zirvesi’nde Gazze’yi konuşmuştunuz. Cenevre’deki Dünya Parlamento Başkanları Konferansında Gazze konusunda diğer parlamento başkanlarının yaklaşımında bir değişiklik gözlemlediniz mi?

Son iki yılda, İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarının başlamasından itibaren birçok uluslararası toplantıya katıldık. 7 Ekim saldırısı nedeniyle ilk başlarda hiç kimse, birkaç ay boyunca İsrail’in sivilleri bombalamasını, Gazze’yi yakıp, yıkmasını, hatta katliama başlamasını gündemine almıyordu, hatta bu konuda konuşturmuyordu bile.

Filistin davası, bizim için milli bir davadır. Filistin davasının bizim için Kıbrıs davasından ayrı bir tarafı yoktur. Dolayısıyla biz bunu sadece Arapların, sadece Filistinlerin bir meselesi olarak görmüyoruz, Türkiye’nin milli davası olarak görüyoruz ve bu şekilde sahiplenmek mecburiyetindeyiz. Bu, tarihsel sorumluluğumuzun bize yüklediği bir borçtur.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Yinalbey

Türk 50 yılda 50 bin şehit versin, 4 trilyon doları terör yüzünden harcasin. k.rt teroristlik yapsın, kaçakçılık yapsın, milletin elektrik hakkına girsin, sonra Türk ile k.rtü bir tütün esitlik diyin. Öyle bi şey yok. K.rtlerin ne kadar sefil bir kavim olduğu kıyamete kadar bu ülkede konuşulacak. Rezilsiniz hükumet rezil oğlu rezil. 2028de vedalaşacağız.

Belli ki sözler verilmiş

Meclis başkanı sonuçta yeni anayasa hakkında ilk defa kınuştu.Hani pazarlık ve şart yoktu.Anayasa sözü verilmiş olabilir.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23