Tarihte hangi kavim hangi nedenden helak oldu?

Kavimler neden helak oldu? Kaç tane kavim veya topluluk, nerede, nasıl ve hangi sebeple helak oldu?

02 Ekim 2019 Çarşamba 21:20
Tarihte hangi kavim hangi nedenden helak oldu?

Kavimlerin helak olma sebepleri; peygamberlerini yalanlamaları, putlara tapmaları, zulüm ve sapkınlıkta ileri gitmeleri ve Allah’a isyan etmeleri şeklinde sıralanabilir. 

Âd, Semûd ve Şuayb (Medyen ve Eykeliler) kavimlerinin helakı, Sebe kavmini perişan eden Arim seli, Ashâbu’l-Uhdûd hadisesi ve Fil olayı, Arap toprakları olarak bilinen Bilâdü’l-Arap’ta meydana gelen helak hadiseleridir. 

Musa aleyhisselâm’ın düşmanları olan Firavun ve adamlarının helaki ile Karun ve Haman’ın yok edildiği yer, Mısır topraklarıdır. 

Lût kavmini yok eden o dehşetli felaket ile helak yerine daha hafif bir cezaya çarptırılan İlyas aleyhisselâm kavmi’nin başına gelenler, Bilâdü’ş-Şâm topraklarında meydana geldi. Helak olan kavimler; 

    • Nuh Kavmi, Nuh Aleyhisselem 
    • Nemrud ve kavminin helakı, İbrahim Aleyhisselam 
    • Âd Kavmi, Hud Aleyhisselam 
    • Semûd Kavmi, Salih Aleyhisselam 
    • Lût Kavmi, Lut Aleyhisselam 
    • Şuayb Kavmi (Medyen Halkı ve Eykeliler), Şuayb Aleyhisselam 
    • Ashâbu’l-Karye 
    • Ashâbu’s-Sebt 
    • Ashâbu’l-Uhdûd 
    • Tübba Kavmi 
    • Ashâbu’l-Fîl 

Helak olan kavimler ve kavimlerin helak olma sebepleri... 

KAVİMLERİN HELAKI 

Ciddî bir uyanıklık içinde geçirilmesi îcâb eden bu imtihan dünyâsında, maalesef insanların çoğu derin bir gaflet uykusundadır. Lâkin bu cehâlet, dalâlet ve gaflet uykuları, onları hazîn ve hicranlı bir âkıbete sürüklemiştir. Dünyâ, onlar için bir aldanış mekânı olmuştur. 

Müsbet veya menfî, gidilen her yolun kabre vardığı bu yaldızlı dünyâda, îmansızlığın ana sebepleri; düşüncesizlik, cehâlet, gaflet, şehvet, dünyâ nîmetlerine boğulma, gâfilleri taklîd etme, koyu bir maddecilik zihniyeti, ahlâksızlık ve netîce olarak kalbi, nefse fedâ etmektir. 

HELAK EDİLEN KAVİMLER 

İnsanlık târihi, îmân ve ahlâk yolundan çıkan azgınlara tatbîk olunan nice ilâhî gazap tecellîlerine şâhid olmuştur. Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin kibirli insanları; peygamberlerle mücâdele eden, kendisinin tanrı olduğunu iddiâ eden ve sonunda bir avuç suda helâk olan Firavun; bir sineğin mağlûb ettiği Nemrud; yaşayışları hayvanlardan daha aşağı olan ahlâksız Lût kavmi ve benzerleri, zulüm ve isyanlarına bürünerek bu dünyâdan göçüp gittiler. 

Allâh Teâlâ şöyle buyurur: 

“Onlara, kendilerinden evvelkilerin; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrâhîm kavminin, Medyen halkının ve altüst olan şehirlerin haberi ulaşmadı mı? Peygamberleri, onlara apaçık mûcizeler getirmişti. Allâh onlara zulmedecek değildi, fakat onlar kendi kendilerine zulmetmekte idiler.” (et-Tevbe, 70) 

Küfür, isyan, zulüm ve haksızlık târihi, ilâhî intikâmın dehşetli örnekleri ile doludur. Allâh’a ve peygamberlerin gösterdiği yola muhâlefet ve isyân edenlerin, er-geç ilâhî kudretin acı azâbı ve çetin tecellîleri ile karşılaşmaları, kaçınılmaz ve değişmez bir ilâhî kânundur. 

Allâh Teâlâ, peygamberleri, nefsânî arzuların açtığı toplum yaralarına şifâ vesîlesi olmak üzere insanlığa ikrâm etmiştir. Lâkin dünyânın yaldızlarına aldananlar, peygamberlerin açtığı nûrlu ufuklar¬dan ayrılmışlar, ebediyet bedbahtlığının korkunç enkâzı hâline gelmişler, toplumlarını vîrâneye çevirmişlerdir. Sefâletlerini saâdet zannetmenin hüsrânına uğramışlar, yaratılış hikmetini ve esrârını kavrayamayıp hayvanların hayatlarını taklîd etmişler ve neticede ilâhî gazaplara dûçâr olarak helâk olmuşlardır.

Kur’ân-ı Kerîm’de buyrulur: 

“Biz onlardan önce nice nesilleri helâk ettik. Sen, onlardan herhangi bir kimseyi görüyor veya onlardan cılız bir ses olsun işitiyor musun?” (Meryem, 98) 

“Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin âkıbetlerinin nice olduğuna bakmadılar mı? Ki onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; yeryüzünü işlemişler, onu, bunların îmâr ettiklerinden daha çok îmâr etmişlerdi. Peygamberleri, onlara da nice açık deliller getirmişlerdi. Zâten Allâh, onlara zulme¬decek değildi; fakat onlar, kendi kendilerine zulmetmekte idiler.” (er-Rûm, 9) 

Âyette, su ve mâden çıkarmak, ya da ekip dikmek için toprağı işleyen ve bayındır beldeler meydana getiren, sonra da, inkârcılıkları yüzünden Allâh’ın gazabına uğrayan Âd ve Semûd gibi eski kavimlere işâret edilmekte ve onların kalıntılarına bakılıp ibret alınması öğütlenmektedir. 

FİRAVUN NEDEN HELAK OLDU? 

İnsanda “acıkma” duygusunun meydana gelmesi, vücûda gereken hayâtî malzeme ihtiyacındandır. Darlık zamanlarında insanların Allâh’ı araması ise, rûhun ihtiyâcından kaynaklanmaktadır. Nemrûd’un, Hazret-i İbrâhîm ateşe atıldığında, ateşin O’nu yakmadığını görünce; “Kendi tanrılığımdan vazgeçmem; lâkin senin Rabbine dört bin sığır keseceğim!” demesi ve Firavun’un, suda helâk olacağını anladığı zaman “Benî İsrâîl’in inandığı Allâh’a inandım!” demesinin hiçbir değeri yoktur. Başı sıkışan gâfillerin, ölüm buhrânı geçiren münkirlerin, tesellîsiz ve himâyesiz kaldıkları korkunç anlarda kendilerine gelmeleri ve iç âlemlerine dönmeleri, insan fıtratındaki dîn ihtiyâcının muktezâsıdır. 

Ömürlerini, küfür ve gaflet çalkantıları içinde geçirenlerin son hâlleri, ne hazîn bir çırpınış ve tükeniştir. Ölüm meleğinin; «Daha evvel neredeydin?» demesi, acıklı bir azâbın başlama ânıdır. 

Ölüm, dünyâya âit bütün zevklerin iptali, aynı zamanda bütün fânî alışverişlerin nihâyetidir. 

Bu sebeple, sâlihler ve ârifler, nefeslerini bir ömür tesbîhi hâline getirerek hakîkate yaklaşırlar. Vücûdlarını müşterek bir ölüm tâlimi içinde nûrlandırarak fânîlikten sıyrılırlar. Herkes değişik bir yerde ve değişik bir uykuda iken onlar, farklı bir tecellîde olurlar. 

Şâyet ölümden kaçmak ve korkmak îcâb ediyorsa, akşamlar yaklaşırken korkularla titrememiz lâzımdır. Hâlbuki gecelerin esrârına dalarken içimizden bir korku geçirmiyoruz. Çünkü sabahın gelmesi, bir hilkat kâidesi ve ilâhî bir tanzimdir. O hâlde, ölümün koynundan da bir hakîkat sabâhına kalkılmasının tabiî görülmesi lâzımdır. 

Hak Teâlâ buyurur: 

“Ey insanlar! Allâh’ın va’di elbette ki haktır. Sakın dünyâ hayatı sizi aldatmasın! Hîleci şeytan, Allâh’ın affıyla sizi kandırmasın!” (Fâtır, 5)

 Âhiretsiz bir dünyâ ferahlığı elde etmek için dünyâ süslerine bürünen ve fânî lezzetlerde son gününe kadar yorulanların hâli, ne hazîn bir tükeniştir! İslâmiyet ise, cihâna hikmet gözü ile bakmayı emretmekte ve hayatın istikâmet üzere ve şuurlu bir şekilde yaşanmasını istemektedir. Cenâb-ı Hak buyurur: 

“Sizi abes olarak (boş yere) yarattığımızı ve huzûrumuza getirilmeyeceğinizi mi sandınız? Mutlak hâkim ve Hak olan Allâh çok yücedir. O’ndan başka ilâh yoktur. O, yüce Arş’ın Rabbidir.” (el-Mü’minûn, 115-116)

 “İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece «îmân ettik» demeleriyle bırakılacaklarını mı sandılar? And olsun ki, Biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir. Elbette Allâh, doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlakâ ortaya koyacaktır. Yoksa kötülük yapanlar, bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (ne yanlış) hüküm veriyorlar!” (el-Ankebût, 2-4) 

İslâm dîni, insanın beşikten mezara kadar hayatını tanzîm edip, onu, âhiret âleminin esrârına ve gaybî hakîkatlerine hazırlar. İnsanın; beşik ile tabut arasındaki münâsebeti kavrayamadan, kâinattaki mevkîini ve vazîfesini tâyin edemeden ve gideceği mezar yolculuğunun hikmet ve ibretini id¬râk edemeden, hayatı gâyesiz bir şekilde yaşayışı ne büyük bir hüsrandır! Bu hâl, ardında hazîn bir hâtıra yığını bırakarak ölümün girdaplarında kaybolmaktan başka nedir?

 Peygamberlerin beşerî güçleri tükendiğinde kendilerine ilâhî nusret yetişir ve inkârcılar üzerine Allâh’ın kahır ve intikâmı tahakkuk eder. Nûh -aleyhisselâm-’ın, 950 senelik sabırdan sonra tahammülü bitti ve âyet-i kerîmede bildirildiği üzere:

 “(Yâ Rabbî!) Mağlûb oldum, bana yardım et! (İntikâmımı al!) diye Rabbine duâ etti.” (el-Kamer, 10) 

HAYATTA EN ÇOK KORKULAN HADİSELER 

Hayatta en çok korkulan ve ilâhî bir tehdîd olan hâdiseler; tûfânlar, kasırgalar, zelzeleler, kıtlık, yıldırımlarla dolu azâb bulutları, düşman işgalleri ve sârî hastalıklar gibi ilâhî gazap tecellîleridir. “Tabiat olayları” olarak görülen bu tip vak’alar, gelişigüzel olmayıp birçok sebep ve hikmetlere bağlıdır. Bu tip acı hâdiseler, insanların isyanları ve günahları sebebiyle meydana gelir. Ve ilâhî nizâmın felâketleri, tahakkuk safhasına girer. 

Allâh -celle celâlühû-, -hâşâ- zâlim değildir. Fakat bu felâketlerin, kulların hak etmesiyle zuhûr ettiği bir gerçektir. İlâhî nizâma ve kudsî esaslara karşı koyanların, ilâhî intikâmın acı tatbikâtı ile karşılaşmaları kaçınılmazdır.

 Ağaçtan düşen bir yaprağın bile, ilâhî kaderle düştüğü, Kur’ân-ı Kerîm’de beyân edilmektedir. Aksi hâlde kâinatta, fizikî bir anarşi meydana gelirdi. Bütün fizikî hâdiselerin içinde binbir türlü esrâr gizlidir. Bu esrâr, peygamberlere ve ehl-i kalbe ayândır.

 Kur’ân-ı Kerîm’de kavimlerin helâkiyle ve bunun sebep ve hikmetleriyle alâkalı pek çok âyet-i kerîme bulunmaktadır. Âlemlerin Rabbi olan Allâh Teâlâ zulmetmekten münezzehtir ve aslâ kullarına haksızlık etmez. Zulüm ve haksızlık insana âit olan bir vasıftır. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:

 “Şüphesiz ki Allâh, insanlara hiçbir sûretle zulmetmez; fakat insanlar, kendilerine zulmetmektedirler.” (Yûnus, 44) 

ALLAH’IN GAZABI İLE İLE İLGİLİ AYETLER

Nihayetsiz bir merhamet, hilim ve sabır sâhibi olan Yüce Rabbimiz, insanların zulümleri had safhaya vardığı zaman onları şiddetle yakalar ve âleme ibret kılar:

“…Şüphesiz O’nun yakalaması, pek elem vericidir, pek çetindir!” (Hûd, 102) 

Hattâ öyle yakalar ve helâk eder ki bu azâba dûçar olanların bir daha ıslâh olmaları mümkün olmaz. Bu hakîkate âyet-i kerîmelerde şöyle işâret edilir: 

“Helâk ettiğimiz bir belde için artık (yeniden mâmur olmak) imkânsızdır. Çünkü onlar, geri dönemeyeceklerdir.” (el-Enbiyâ, 95) 

“(Müşrikler) kendilerinden önce kaç nesli yok ettiğimizi ve bu yok olup gidenlerin bir daha onlara dönüp gelemeyeceklerini görmüyorlar mı?” (Yâsîn, 31) 

Kur’ân-ı Kerîm, geçmiş kavimlerin helâk edilişlerini anlatırken bunun sebepleri üzerinde de durmakta ve sonradan gelenleri îkâz etmektedir. Bu sebeplerin başında Allâh’ın nîmetlerine karşı nankörlük etmek, şükredecek yerde bol nîmetler içinde şımarmak, zulüm ve haksızlıkta ileri gitmek gibi büyük günahlar gelmektedir. Mevzuyla alâkalı âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur: 

“Biz refâhından şımarmış nice memleketleri helâk etmişizdir. İşte, onların kendilerinden sonra pek az iskân görmüş harâbeleri! Biz onların (hepsinin) vârisi olduk.” (el-Kasas, 58) 

“…Biz halkı zâlim kimseler olan şehirlerden başkasını helâk edici değiliz.” (el-Kasas, 59) 

“Nitekim birçok memleket vardı ki, o memleket (halkı), zulmetmekte iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş olan) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hâle gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ihtişamlı saraylar vardır.” (el-Hacc, 45) 

İnsanların başlarına gelen dünyevî ve uhrevî bütün musîbetlerin, bizzat kendi elleriyle yaptıklarının karşılığı olduğunu Allâh Teâlâ şöyle haber vermektedir: 

“İnsanların elleriyle kazandıkları (günahlar) dolayısıyla karada ve denizde fesat zuhûr etti. Bu, onlara, yaptıklarından bâzısının acısını tattırmak içindir. Umulur ki (tuttukları kötü yolu terkedip) Hakk’a dönerler.” (er-Rûm, 41) 

Kaynak: Osman Nuri Topbaş, Nebiler Silsilesi 1, Erkam Yayınları

 

Akit Youtube Kanalına Abone Ol

Haftanın Özeti

www.yeniakit.com.tr internet sitesinde yayınlanan yazı, haber, röportaj, fotoğraf, resim, sesli veya görüntülü sair içeriklerle ilgili telif hakları Uğurlu Gazetecilik Basın Yayın Matbaacılık Reklamcılık Limited Şirketi’ne aittir. Bu içeriklerin iktibas hakkı saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin iktibas olunamaz; hiçbir surette kopyalanamaz, yeniden yayıma konulamaz.
Haber Tarihi: 02 Ekim 2019 Çarşamba 21:20

YORUM YAZ

  • hasan bazhasan baz20 gün önce
    bazılarına hakikatleri anlatsan hemen bugün ile kıyas ederler,ahmaklar anlamazlar anlasalardı zaten bugünden işlerini düzeltir kişiye inanmaz, allah cc ve hz peygamberin sözlerine itibar ederlerdi, şimdiki adaletten bahsederler rüşvetten bahsederler,bu zmanda felaket gelirse ben müslümanım diyen mamaları kesilince yüz çevirirp kafirleri bu memlketin başına rey ile getiren münafıkların üstüne gelecektir,mümini bırakıp memleketi sahte insanlara bırakacak münafıklar dolmuş heryer, menfaat böyle adamı dininden edip cehenneme boylar
  • yafes koçyafes koç20 gün önce
    HOCA EFENDİ TERAZİDE ÖLÇÜDE ADALETTEN SAPMAKTA DEVLETİN MALINI KAMUNUN MALINI YEMEKTEN RÜŞVET YEMEKTEN YETİM MALI YEMEKTEN HAKKI EHLİNE VERMEMEKTEN HELAK OLMUŞ KAVİMLERDEN KORKUSUNDAN BAHSEDEMEMİŞ KELAMIN BİR KISMINI AKLI SIRA SAKLAMIŞ...

Günün Özeti

Günün Karikatürü

24 Ekim 2019