Sınanmamışlığın kibri üzerine bir Derin Analiz! Ahmet Can
Edebiyat ve düşünce dünyasının derin sularında bir yolculuğa çıkaran yazar Ahmet Can, son kaleme aldığı yazısında insanın en büyük yanılgılarından birini, "sınanmamışlığın kibri"ni masaya yatırdı. Can, okunan kitapların ve emanet seslerin ardına gizlenen egonun, insanı henüz sahneye çıkmadan hayatın provasını yapmış gibi bir sanrıya sürüklediği uyarısında bulundu.
İnsanın çok katmanlı yapısına dikkat çeken Can, okuduklarımızın ve yaşadıklarımızın zihnimizde oluşturduğu "persona"ların (maskelerin) özümüzü gölgelediğini vurguladı. Yazara göre, başkaları hakkında kolayca hüküm verme hakkını kendimizde bulmamızın temelinde, bilinçaltındaki çok sesli kütüphanenin oluşturduğu o sahte güven duygusu yatıyor.
Sınanmamışlığın kibri ve paradoksu
Yazıda, insanların imtihan yaşamadıkları konularda ne kadar "kesin" ve "cesur" konuştuklarına dair çarpıcı tespitler yer alıyor:
Kolay Yargılama: İnsan en kolay, olamadığı yer ve yaşamadığı acı üzerinden konuşur. "Ben onun yerinde olsam" ile başlayan cümleler, aslında birer kibir göstergesidir.
Şeytanı Taşlamak Kolay: Can, sûfilerin "sınanmamışlığın kibri" dediği kavramı hatırlatarak, başkalarını yargılamaktaki coşkumuzun, kendimizi eleştirmeye gelince nasıl söndüğüne dikkat çekiyor.
Gerçek karakter imtihanla şekillenir
Büyük laflar edenlerin ortak özelliğinin "büyük imtihanlar yaşamamış olmaları" olduğunu belirten Ahmet Can; hastalık, kayıp ve ihanet gibi ağır deneyimlerin insanı sahte ahlakçılıktan arındırdığını savunuyor. Dostoyevski'nin karakterleri ve Victor Hugo'nun Jean Valjean'ı üzerinden örnekler veren yazar, yaşayarak anlamanın, düşünerek anlamaktan her zaman üstün olduğunu ifade ediyor.
Kesinlik yargılar, esneklik bağışlar
Yazının finalinde, gerçek olgunluğun "daha az kesin konuşmak" olduğunu belirten Can, deneyim arttıkça yargıların yerini teslimiyete bıraktığını vurguluyor. Hayatın karmaşıklığını ve kırılganlığını anlayan insan için en büyük erdemin, sınanmadığı konularda haddini bilmesi olduğu mesajını veriyor.
Ahmet Can’ın bu derinlikli analizi, modern insanın sosyal medyadaki "her şeyi bilen" tavrına ve başkalarının hayatları üzerine kurduğu mizanlara karşı sert bir ayna tutuyor.


