Modern uzay keşiflerinin temelindeki “uzay tutması” bilmecesi, 1950’lerde denge sistemleri etkilenmiş 11 işitme engelli gönüllünün sıra dışı dayanıklılığı sayesinde çözüldü ve bugün NASA’nın Artemis II gibi görevlerine giden yolu açtı.
Modern teknoloji sayesinde bugün Mars'a araç gönderiyor, Ay'ın karanlık yüzeyini haritalandırıyoruz. Ancak astronotların uçsuz bucaksız boşlukta nasıl hayatta kalabildiklerine dair en temel bilgiler, aslında karadaki çok özel bir deney grubuna kadar dayanıyor.
1950'li yılların sonunda havacılık tıbbı henüz emekleme aşamasındaydı ve yer çekimsizliğin insan fizyolojisini nasıl paramparça edeceği tam bir muammaydı. İşte bu belirsizliği gidermek adına tıp dünyası, "farklılıkları" sayesinde biyolojik bir zırha sahip olan 11 cesur adamın kapısını çaldı. Gallaudet Üniversitesi’nden gelen bu işitme engelli gönüllüler, uzay yolculuklarının en büyük engeli olan "uzay tutmasını" çözmek için kendi vücutlarını bilimin hizmetine sundular.
BİYOLOJİK BİR KALKAN OLARAK SESSİZLİK
İnsan vücudu, iç kulaktaki vestibüler sistem aracılığıyla nerede olduğunu ve hangi yöne gittiğini algılar. Ancak uzaydaki serbest düşüş hali, bu hassas denge sistemini tamamen devre dışı bırakarak şiddetli mide bulantılarına ve oryantasyon bozukluklarına yol açabiliyor. Gallaudet On Biri'ni eşsiz kılan nokta ise tam olarak buradaydı. Grubun büyük çoğunluğu, çocukluk döneminde geçirdikleri spinal menenjit nedeniyle sadece duyma yetilerini değil, denge sistemlerini de kaybetmişti. Bilim insanları için bu durum, hareket hastalığına karşı doğuştan gelen muazzam bir bağışıklık anlamına geliyordu. Normal bir insanın saniyeler içinde dengesini kaybedeceği ortamlar, onlar için sadece sıradan birer fiziksel aktivite alanıydı.
NASA ve ABD Donanması'nın ortaklaşa yürüttüğü testler, insan sabrını ve fiziksel dayanımını sonuna kadar zorlayan türdendi. Gönüllüler, günlerce süren santrifüj deneylerine katılarak kendi eksenleri etrafında aralıksız dönen odalarda yaşamayı kabul ettiler. Uçuş simülasyonlarındaki ani düşüşlerde bile yüzlerindeki o sakin ifade hiç değişmedi.
Bu direncin en çarpıcı örneği ise Nova Scotia’nın hırçın sularında yaşandı. Araştırma ekibindeki tüm bilim insanları dev dalgalar arasında deniz tutmasından perişan olup yataklara düşerken, Gallaudet üyeleri hiçbir sarsıntı hissetmeden masalarında sakince oyunlarını oynamaya devam ettiler. Onlar için korkutucu olan bu fırtına, sadece dışarıdaki rüzgarın bir yansımasıydı; iç dünyalarındaki denge asla sarsılmadı.
MODERN ASTRONOMİNİN GÖRÜNMEZ MİMARLARI
Bugün Artemis II gibi dev projelerden bahsedebiliyorsak, bunda Harold Domich, Barron Gulak ve diğer grup üyelerinin on yıl boyunca sundukları verilerin payı yadsınamaz. Bilim dünyası, bu 11 adam sayesinde hareket hastalığının sınırlarını çizdi ve astronotların güvenliğini sağlayacak tıbbi protokolleri oluşturdu.
Barron Gulak’ın yıllar sonra "genç ve maceraperesttik" diyerek andığı o günler, aslında bir engelin nasıl devasa bir avantaja dönüşebileceğinin en somut kanıtı olarak tarihe geçti. Onlar, uzayın sessizliğini sadece kulaklarıyla değil, sarsılmaz bedenleriyle de temsil eden gerçek birer kahraman olarak kalacaklar.