Paralel yapı hareketi, dindar bir topluluğun hareketi olamaz!
Star gazetesi yazarı Ahmet Taşgetiren Fetullah Gülen öncülüğündeki paralel hareketin dindar bir topluluğun hareketi olamayacağını söyledi.
İŞTE O YAZI;
Başbakan Erdoğan’ın başından sonuna dini muhtevası son derece vurgulu olan ve tabii toplumun her kesimini kucaklamayı önceleyen konuşmasında, belki de açık biçimde en net dışlayıcılığı “Paralel yapı”ya karşı göstermesi ilginçtir. (..) Camia, Tayyip Erdoğan’ı dinlerken, Çankaya için Türkiye’nin en favori adayının, sözlerini “Allah’a sığınarak başlayıp bitirdiğini” ve bunun, şayet kendisi, böyle bir misyonun içinde ise hayati önem taşıdığını düşünmüş müdür? Ve birilerinin içinden “Yahu biz ne yapıyoruz, ne ne için yabancılaştık?” sorgulaması geçmiş midir? (..) Camiaya bakıyorum, mağduriyet dilini seslendiriyorlar. “28 şubattan daha kötü” söylemi epey bir zamandır gündemde. İdris Naim Şahin gibi tiplerin, Tayyip Erdoğan’la hangi sebepledir bilinmez, hesaplaşmasını kendileri için savaş malzemesine dönüştürmeye çalışıyorlar.
“28 Şubat’tan daha kötü”söylemi ile, Erdoğan ile dindarların arasının açılabileceğini, diğer dini hizmet gruplarının da ortak cepheye alınabileceğini düşünüyor olmalılar. (..) İki soru var:
Bir: Tayyip Erdoğan’ın duygu dünyasını allak - bullak eden şey nedir?
İki: Camianın Tayyip Erdoğan’a savaş açmasının arkasındaki gerçek saik nedir?
Açık söyleyeyim: Ben Camia’nın yolsuzluk vs üzerinden bir savaş dili geliştirmesinin son derece temelsiz ve üretilmiş bir durum olduğu kanaatindeyim. Şunu söylüyorum: Ak Parti iktidarının, adı yolsuzluk mudur nedir bilmem, ama geçmiş yıllarda “en kural dışı avantajlar”ı Camia’ya sağladığından en küçük bir kuşkum yok.
Yosuzluk söylemi, Camia’nın maalesef, kolayca suç üretme yöntemine daha çok denk düşüyor.
Bu kanaate varmak için çok basit bir gerekçem var: Camia’nın tavrına tepki olarak Camia medyasından ayrılmamdan sonra üretilen yalanlar. Hatta daha Bugün’de yazarken küçük eleştirilerim karşısında gelen “Pirincin içindeki taş” suçlamaları... Ayrıldıktan sonra bilmem kaç bin dolara saf değiştirme, hatta MI6 ile irtibatlandırma hayasızlıkları...
Acaba Tayyip Erdoğan’a ne yapıldı da, adamın yüreğine oturdu?
Evinin ve ofisinin dinlenmesi, sonra Dışişleri Bakanlığının dinlenmesi, sonra TIR olayları, sonra ya da en başta Hakan Fidan’a yönelik operasyon, sonra mut’a ve büyülenme safsataları, sonra, Soma’dan çıkarılan “zulme karşı ilahi ikaz” kehanetleri, sonra, sonra, sonra... (..) Bu oyun “Dindar” bir topluluğun oyunu olamaz, diyorum içimden. Akıl tutulmalarını ibretle izliyorum. “Tayyip Erdoğan’ın misyonu ile savaşmak için başka oyunlar devreye girmiş olmalı” düşüncesini reddedemiyorum.
Dindarlığınıza sözüm yok, üstü çizilemez, ama bu oyun oyun değil.
Ahmet Taşgetiren, STAR
Akit Arşiv sayfasından alıntıdır.