• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Paralel yapı egemenlerinde kişilik ve karakter

Yeniakit Publisher
2014-02-18 12:15:15 - 2014-02-18 12:26:17
Paralel yapı egemenlerinde kişilik ve karakter

Kişilik ve karakter analizi yapmak tarihin her döneminde akademisyenlerin ilgi alanına girmiştir. Kişilik ve karakter kelimeleri birbirine çok benzeyen psikolojik kavramlar olduğu için çoğu kez eş anlamda kullanılmaktadır.

Bedri Katipoğlu

Kişilik ve karakter analizi yapmak tarihin her döneminde akademisyenlerin ilgi alanına girmiştir. Kişilik ve karakter kelimeleri birbirine çok benzeyen psikolojik kavramlar olduğu için çoğu kez eş anlamda kullanılmaktadır. Antik Yunan uygarlığında özellikle Hipokrat ve Galen, yakın tarihte ise özellikle Freud, Jung, Adler, Kretscmer, Allport gibi bilginler bu ve benzeri konulara oldukça kafa yormuşlar ancak bunların içinde en çok iz bırakan Jung’un psikolojik karakter portreleri ile Kretscmer’in somatotipoloji ile ilgili öğretileridir. Bunlardan ayrı ve çok farklı bir teolojik karakter analizi yapmak da mümkündür.
Dini referanslarda mürtet, müşrik, münafık ve Yahudi karakterine büyük vurgu yapılmış ve özellikle de Kur’an-ı Kerim Maide Suresi 82. ayetinde Yahudilerin Müslümanlar için en şiddetli düşman olduğu beyan buyrulmuştur. Hal böyle olunca Gezi protestoları ve 17 Aralık operasyonuna imza atan Siyonist ve yerli taşeronlarının karakter yapısı milletin merakını mucip olmuştur.

Yolsuzluğu kılıf yaparak aslında tüm İslam Alemine ihanet eden ve bu ihaneti de kabul etmeyen ve hâlâ milletin parasıyla oluşturdukları medya organlarıyla saldırıya devam edip kin ve nefret kusmaya devam eden kişilerin karakteri tabii ki bu milleti ilgilendirmektedir. Selim akıl ile düşünüp iyi analiz yapan insanlar 17 Aralık sonrası oluşturulmak istenen kaosu çok iyi anlamışlardır. Dolayısıyla küresel koalisyonla ortak olup kendi milletine ihanet eden bu sefil karakteri çok daha iyi tanımak gerekir. Hatta bu karakter ile ilgili yüksek lisans ve doktora çalışmalarının da yapılması gerekir. Özellikle din bilginlerine ve psikoloji arenasında çalışanlara bu konuda büyük görev düşmektedir. Çünkü 17 Aralık’ı başlatan karanlık şebekenin karakter yapısı Jung’un ve Kretscmer’in karakter yapısından çok daha farklı ve son derece vahimdir.

En doğru haber ajansı sayılan Kur’an-ı Kerim, kişilik ve karakter açısından insanları genellikle iki gurupta ele almaktadır: 1- Muslih kişiliğe sahip olan insanlar 2- Müfsit kişiliğe sahip insanlar

1- MUSLİH KİŞİLİK: Mümin kimliğin temel vasfıdır. Bu olumlu sıfata sahip olan insanlar Allah’ın (c.c) razı olduğu bir kişiliğe sahip olanlardır ki gerek kendilerini ve gerekse yeryüzünü ıslah etmek için uğraşırlar ve daima hayır için çalışırlar. Bu guruptaki insanlar içinde öncelikle peygamberler, alim ve salih müminler yer almaktadır. (1)

İşte bu nedenle söz konusu kimliğe sahip olan insanlar yani iman edip de salih amel işleyen muslih karakterli insanlar ebedi olarak cennetle müjdelenmişlerdir. (2) Peygamber Efendimiz de gerçek mümin kimliğini tanımlarken aynı zamanda muslih kimliğin genel bir portresini de vermektedir. Şöyle ki peygamberimiz “Müslüman elinden ve dilinden herkesin emin olduğu kişidir” demiştir. (3)

2- MÜFSİT KİŞİLİK: Allah’ı ve onun sistemini inkâr etmek veya beğenmemek veya istihza etmek ve yeryüzünde her türlü fesadı yayıp daima hayra mani olmak bu kişiliğin ortak özelliğidir. Bu guruptaki insanları genellikle küfür ehli temsil etmektedir. Ehli küfür tabiri ile genellikle şu dört gurup insan kastedilmektedir. Ateistler, müşrikler, münafıklar ve mürtetler. Zaten İslamın dışında olan din mensupları çoğunlukla bu dört grubun içinde bulunmaktadır.

Ancak ehli küfrün içinde mega müfsit olarak nitelendirebileceğimiz insanlar vardır ki onlar da Yahudi ve münafıklardır. Kur’an-ı Kerim çeşitli surelerde bu kimliğe sahip insanların portrelerini mükerrer olarak bizlere haber vermekte ve Müslümanları özellikle bu kimliklere ve bu karakterlere karşı açıkça uyarmaktadır. (4)

Mega müfsit olarak telakki edilen bu kişilikteki insanlar yeryüzünde hemen hemen her türlü kötülük ve fahşanın kaynağını oluşturmaktadır. Ve yine bu gibi kişiler adı ne olursa olsun her türlü beşeri sistemi bir maske olarak kullanabilirler. Özellikle de ilim, kelam ve kalemle mücadele edemedikleri Müslümanlara genellikle komplo, iftira ve provokasyonla saldırırlar. Öyleyse bu müfsit insanlara karşı Kur’an-ı Kerim’in istediği manada dikkat etmek her Müslümanın görevi olmalıdır.

Bu örnekleri verdikten sonra 17 Aralık sonrası seçilmiş hükümete ve hassaten de Başbakan’a saldırıp Türkiye’yi dolayısıyla tüm İslam Alemini parçalamaya yönelik atılımları yapan kara zihniyet ve sefil karakter acaba daha çok hangi guruba giriyor. Tabandaki samimi Müslümanları tenzih ediyoruz ama Paralel elitlerin bu tarihi ihanetleri asla affedilmeyecektir. Zira silahlı terörün 35 yılda verdikleri zararı bu sefil karakterler, bir günde vermiştir. Uzun yıllar hizmet veya cemaat edebiyatı yapıp belki de farkında olmadan ya da bilerek Siyonizme hizmet eden zihniyetler, tabandaki saf ve temiz Müslümanları da büyük hayal kırıklığına uğratmışlar hatta şoke etmişlerdir.17 Aralık sonrası belki de yüzbinlerce Müslüman bu gidiş nereye diye hüngür hüngür ağlamaktadır.

Her zaman söylediğimiz gibi abi ya da imam görüntülü nice kripto Lawrence’ler yıllarca bu temiz oluşumun içine sızmış ve kamufle olmuş ve üstelik beynelminel bir statü haline gelmiş olabilir. Ama 17 Aralık ile birlikte bu paralelci provokatif karakterler Türkiye’ye mermi değil adeta varil bombası atarak bir bakıma tüm İslam alemine ihanet etmişlerdir.

Mavi Marmara insani yardım gemisine 2010 yılında saldıran Siyonist karakter yapısı ile 17 Aralık sonrası Suriye’ye yardım götüren Türk TIR’larını durduran zihniyet aynı karaktere sahiptir. Bu karakter yapısının psikolojik tomografisini asla unutmamak gerekir. Karakter analizleri yapılırken de buna hassaten dikkat etmek gerekir.

Bir taraftan “One minute” ihtişamını ve diğer taraftan kerhen dilediği özrün intikamını almak için küresel şeytanlarla işbirliğine giren Siyonist İsrail, tüm şer güçlerin adeta teknik patronluğunu yapmaktadır. Sadece Türkiye’nin değil adeta ümmetin Başbakanı sayılan Recep Tayyip Erdoğan’ı yıpratmak için elinden ne geliyorsa yapmaya çalışan İsrail, karakteri gereği bunları tarih boyunca hep yapmış ve yapmaya devam edecektir. Bu zaten hak ve batıl mücadelesinin çağımızdaki bir versiyonudur. Ancak bu, küfür milleti ve şürekası için ve aynı zamanda şeytan evliyaları için rutin ve normal karşılanabilir. Fakat, kendi milletini hançerlemesi için taşeron ve rampa olmaya razı olan hizmetin egemenlerine ne demeli. İşte bu karakter çok tehlikeli ve kaypak bir karakterdir. Milleti en çok üzen de budur. Son yılların değil belki de yüzyılın hatta insanlık tarihinin en utanç verici bir kalkışmasıdır.

SONUÇ: 17 Aralık sonrası büyük fotoğraf açık ve nettir. Başta Siyonistler ve Neo-Con’lar olmak üzere uluslararası şer güçler, cemaati taşeron olarak kullanıp hukuki ve demokratik yollarla seçilen başbakanı pasifize edip, Türkiye’yi de Mısır ya da Suriye misali kaosa sürüklemek istiyorlar. Öte yandan 2002 öncesi gibi IMF önünde üç beş dolar için takla atan aciz ve zillete mahkum bir Türkiye istiyorlar. İşte bu yüzden sağlam irade ile dik duran bir başbakana asla tahammülleri yok. Bunu hâlâ anlamayanların ahmak olması lazım.

Tekelleşen ve gurur imparatorluğu haline gelen camianın DNA’sı işte bu çirkin mahfiller yüzünden bozulmuştur. Artık camianın ne eylem ne de söylemlerinde güvenilirliği kalmamıştır. Hele cemaat medyasındaki bazı dizilerde İslam akidesiyle asla bağdaşmayan görüntülere yer verilmesi utanç vericidir.
Acil eylem planı olarak yapılması gereken en temel icraat hizmetin içindeki gerek dahili gerekse harici patolojik urları kesip atmak ve “ananas”ı bırakıp derhal tövbe ile birlikte iman hakikatlerine dönmektir. Bunu idrak etmek için de özellikle Kehf Suresi 46. ayete bakmak gerekir. “Mal ve oğullar dünya hayatının süsüdür. Ama baki kalacak salih ameller, sevap olarak da emel olarak da Rabbinin katında daha hayırlıdır.”
Yüce Allah, kafirlerin zalim olduğunu beyan buyururken (5) ve zulmedenlere asla meyledilmemesi gerekirken (6) tam tersi bir karaktere bürünüp kendi milletini ve dahi ümmeti arkadan hançerleyenler, üstelik sahip oldukları medya organlarıyla adeta İslamı sulandırıcı ve Protestanlaştırıcı bir hale getirmeye çalışanlar acaba ne yapmak istiyor. Din ambalajlı böylesi çirkin bir karakteri gören duyarlı vatandaşlar ve samimi Müslümanlar ister istemez soruyor ve diyor ki: Diyalogçular nereye koşuyor?

DİPNOTLAR

1- Bakara 25, 220, Ali İmran 114, Nisa 128, Enam 48, 58, 85, Araf 168, 169, 170, Enfal 4, Tevbe 128, 129, Hud 88, 117, Nahl 97, Ankebut 9, Enbiya 80, 81, 82, 83, 84, 95, 105, Nur 54, 55, Mümin 57, 61, Sad 29, 30, 44, Hucurat 10, Vakıa 10, 11, 12, 13, Mücadele 22, Beyyine 7,8.
2- Tevbe 72, Beyyine 7, 8.
3- Keşfül-Hafa 2/2304.
4- Maide 82, Münafıkun 4.
5-Bakara 254.
6- Hud 113.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23