THY- Euroleague

MÜSİAD Başkanı Kaan: İthalat % 36 azaldı, Eylül’de daha da azalacak! Ekonomide normalleşme 6 aydan önce olmaz

Herkesin ‘Ne olacak bu ekonominin hali?’ dediği bugünlerde, iş dünyasını soğukkanlı olmaya davet eden Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Başkanı Abdurrahman Kaan, Ekonomi Müdürümüz Mehmet Canıtatlı’nın sorularını cevaplandırdı. Kaan, faizi yükseltmekle tansiyonu düşürmenin mümkün olmayacağı uyarısında bulundu.

09 Eylül 2018 Pazar 10:33
MÜSİAD Başkanı Kaan: İthalat % 36 azaldı, Eylül’de daha da azalacak! Ekonomide normalleşme 6 aydan önce olmaz

Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak yeni bir organizasyon yapısıyla farklı bir döneme girdiğimiz bugünlerde iş dünyası en çok orta vadede neler yaşanabileceğini merak ediyor. Milli ve yerli üreticilerin sesi olan MÜSİAD’ın Genel Başkanı Abdurrahman Kaan, yaşanılan süreci analiz edip uyarı dolu mesajlar verdi. Son dönemde Türkiye’nin farklı bir atmosfere çekilmek istendiğini söyleyen Kaan şu değerlendirmelerde bulundu: Bir kere bu önemli gelişmeyi bir yere koymamız lazım. 95 yılda birçok iktidar gelip geçti. AK Parti’nin 16 yıllık iktidarı döneminde 2018 yılı başına kadar sürekli olumlu şeyler gördük. 1990 yılında kurulmuş bir STK olarak, bizler de iş insanları olarak sürecin içindeyiz. Gittikçe de gelişen yaygın sivil toplum kuruluşuyuz.

TAŞLAR YERİNDEN OYNADI

Türkiye’de ve dünya genelinde en yaygın ve etkin bir STK olarak 24 Haziran seçimlerinin ülkemizin yürüdüğü bu süreçte sadece bir durak olduğunu ve bu durağı rahat bir şekilde sağ salim geçeceğimizi söylemiştik. Öyle de gerçekleşti. İş dünyası olarak geçmiş dönemlerde birçok sıkıntı yaşadık. Bürokrasiden yatırım zorluklarına kadar birçok engelle karşılaştık. Sonuçta iş dünyasının isteği; huzur, istikrar ve güvendir.  24 Haziran sonrasına iyi bakmamız lazım. Yeni sistemin yavaş yavaş Türkiye’de yerleşmeye başladığı bir dönemi yaşıyoruz. Sistemin nasıl işleyeceğini sayın Cumhurbaşkanımız seçimden üç gün önce ekranlarda açıklamıştı. Bu açıklamadan önce herkesin aklında bazı sorular vardı. Şimdi böyle bir şey yok. Örneğin bakanlıklarda atama oldu. Bunlar arasında AK Parti zihniyetinde olmayanlar da var. Devlet Başkanımız Erdoğan, ’’Ben herkesin Başkanıyım’’ diyor. Açıklanan 100 günlük eylem planı sürecinde bir ayı geride bıraktık. 100 gün geçtiğinde sürecin nasıl değerlendirildiğini hep birlikte göreceğiz.

BÜYÜMEMİZ BİRİLERİNİ RAHATSIZ EDİYOR

Bizler de son dönemde Türkiye’nin yükselmesi sürecine şahit olduk. Türkiye’nin son 15 yılda ortalama büyüme oranı yüze 5.9’dur. Bu diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’nin ekonomik büyümesinin çok ötesinde bir orandır. Türkiye büyürken birilerini rahatsız ediyor. Neticede dünya sisteminde belli devletler var. OECD ülkelerinin dünya ekonomisindeki payına baktığımız zaman yüzde 80’ler seviyesindeler. Diğer 200 ülke ise yüzde 20’yi paylaşmaya çalışıyor. Yaşanılanlar buradaki yarışın etkileridir. İktisadi yönden baktığımızda Türkiye’nin etkinliği artıyor. Ayrıca mazlum coğrafya üzerinde “Dünya 5’ten büyüktür” diyoruz. Artık siyasi yönden de güçlüyüz.

PLANLARI TRUMP BOZDU

Şu anda Türkiye olarak yaşadığımız süreç ne 1994, ne 2001 ne de 2008 yılındaki ekonomik süreçlere benziyor. Son yaşanılanlarda ana aktörün Türkiye olduğunu düşünmüyorum. Bir kere Donald Trump’ın ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte dünyadaki iktisadi sistemde bir değişiklik yaşandı. 2030 yılı için büyük devletler tarafından planlanan iktisadi sistemine dair senaryo sekteye uğradı. Yani Trump planları bozmuştur. Bir gün yaptığı açıklama diğer gün değişiveriyor. Hem Avrupa ülkeleri ile hem de komşuları ile olan irtibatlarında bunu görüyoruz.  Türkiye ile gerginlik politikası izlemesinde kendi ülkesinde yapılacak seçimlerin de etkisi var. Almanya, Avusturya ve Hollanda’da yapılan seçimlerde de benzer gerginlikler yaşandı. Bu arada Trump’ın kendi tabanından aldığı desteğin zayıfladığını görüyoruz. Trump, kendi ülkesini güçlü kılmak adına birçok senaryoya da giriyor. Trump’ın zayıflamasına karşılık dünya genelinde güçlenen ülkeler var. Bunlar Türkiye, Rusya ve Çin’dir.

KRİZİN ANA SEBEBİ DÖVİZ AÇIĞIDIR

Türkiye’ye karşı yapılmak istenen iktisadi olarak büyümesini engellemektir. Maalesef yeni dönemde yüzde 7-8 oranında büyümeyi unutacağız. Dolara bağımlı bir hale gelen bir toplum haline gelmek bizim eksik tarafımızdır. Göreve başladığım ilk gün olan 11 Temmuz 2017’de basın açıklaması yaptığımızda, ‘Diriliş Ekonomisi’nden söz ederek, imalat – yatırım ve ihracata odaklanılması gerektiğine vurgu yapmıştım. Diriliş ekonomisi ile üretime geçmemizi, tüketim ekonomisinden üretim ekonomisine doğru yönelinmesi gerektiğini dile getirmiştim.

BORCA DAYALI BÜYÜME OLDU

AK Parti iktidarı dönemde kapasite kullanım oranları arttı. Bizlerin orta ölçekli sanayi bölgeleri kurmamız gerektiğini, faiz dışı fazladan yatırım dışı fazlaya geçmemiz gerektiğini söylemiştim. Amacımız üretimin artırılmasıdır. Bugün Türkiye’deki krizin ana sebebi döviz açığıdır. Borca dayalı bir büyüme oldu. MÜSİAD olarak yaptığımız açıklamalarda, faizsiz modeller geliştireceğimizi söyledik. Faizin neden olduğu yükü tamamen kaldıracak projelerimizden söz etmiştik. Şimdi bunları açıklama zamanı geldi. Bir kısmı hayata geçirilen projelerimiz arasında girişim sermayesi fonu, tarımsal yatırım fonu, gayrimenkul yatırım fonu, kooperatif finans sistemi gibi ekonomiye katkı sağlayacak olanlar var. Bu saydıklarım faizsiz modellerdir.

KUR FARKI GIDAYI DA ETKİLEDİ

Geçmişte de krizler yaşadık. O dönemde enflasyon da yüksekti. Fiyat artışının temel nedeni karaborsacıların varlığıdır. Yerli ve milli firmaların olmayan şeyleri abartması dikkatimizi çekiyor. Piyasada fiyat artışları tam olarak yapılmış değil. Üretici ayağında maliyetler yüzde 32 iken bunun tüketiciye yansıyan kısmı yüzde 17.9’dur. Süt ürünlerine dayalı ticaret yapan bir şirket olarak (KAANLAR) bizde maliyet artışı yaklaşık yüzde 22 -23 olmasına rağmen bunun piyasaya yansıması yüzde 12 oldu. Hammaddemiz olan sütün litresi 1.70’e çıktı. Ayrıca yem fiyatlarında artış yaşandı. Burada karaborsa yok, sadece planlama eksikliği var. Sektörün dünya genelindeki maliyeti ise döviz nedeniyle geriledi.

PLANLAMALAR YETERSİZ KALDI

Türkiye’de döviz açığının olmasının sebebini iyi tahlil etmek lazım. İhracatın artması, petrolün varil fiyatının aşağıya düşmesi, Türkiye’nin büyümesiyle birlikte döviz kurunun TL karşısındaki değeri düşük seyretti. Bu süreçte dışarıdan mal ithal etmek içerideki maliyetlere göre daha cazip geldi. Bu bir alışkanlık haline geldi. Burada göz ardı edilen bir gerçek var ki, o da nüfus artış hızımızdır. AK Parti iktidara geldiğinde nüfusumuz 67 milyon iken şimdi mülteci ve diğer yabancıların katılımıyla birlikte 86 milyona ulaştık. Sonuçta senede nüfusu bir milyon artan ülkeyiz. 5 yıl içinde nüfusumuz iki Katar büyüklüğünde artacak. Bu süreçte üretimdeki planlama yeterli yapılamadığı için uygun fiyatlı görüldüğünden ithalat ağırlıklı mal alımına gidildi. Üçüncü havalimanı gibi büyük yatırımlarda kullandığımız ekipmanları bile ithal ürünlerden seçtik. Dolardaki değer artışı karşısında geçen ay ithalatta yüzde 36’lık bir gerileme yaşandı. Eylül ayında daha da düşecektir. Şu anda ithalat yapmak maliyetleri kurtarmaz.

ÖNCE SOĞUMA VE SADELEŞTİRME

Kaan: “Döviz açığından kaynaklandığını vurguladığımız krizden çıkış ve normalleşme sürecine girmemiz 6 aydan önce olmaz. Bizim beklentimiz 6- 8 ay arasıdır. Bir kere önce soğuma ve sadeleştirme yapılacak. Önümüzdeki günlerde açıklanacak olan orta vadeli programda büyüme oranının revize edilmesi gündeme gelecektir, bu da yüzde 4’ler seviyesidir. Bu ister istemez gerçekleşecektir. İstihdamda her hangi bir sorun görünmüyor. Hatta alımlar devam ediyor. İhracat rakamlarımız da iyi. Sanayi de rakamlar iyi. Aslında piyasalarda para yok değil, para var.

TÜRKİYE BU SAVAŞTAN KAZANÇLI ÇIKACAK

Kaan: “İş dünyasının yakından takip ettiği konulardan birisi de ticaret savaşları. Aslında ticaret savaşları gerçeği yeni değil. Gelmiş geçmiş uygarlıklar içinde de bunun örnekleri yaşanmış. Son dönemde dünya genelinde ticaret doğuya kaydı. Geldiğimiz bu noktada acaba ticaret neden doğuya kayıyor. Çünkü nüfus da doğuda üretim de. Ayrıca maliyet açısından düşük maaşlı işçi de doğuda. Dünyada gelecek vaat eden ülkeler ise nüfus ve üretim yoğunluğu olan ülkelerdir. Şu anda ne Mısır’ın ne de Nijerya’nın adı anılıyor. 2030 – 2050 senaryolarında bu ülkelerin adı geçmiyor. Hindistan da, 2050’de ABD’yi geçmiş olacak. Türkiye ise coğrafi özellikleri hem de nüfusu açısından farklı. Ayrıca ana tema olarak gördüğüm lojistiği de önemsiyorum. Üretim doğuda yapılırken, tüketim Akdeniz havzası ile ABD’de yapılıyor. Türkiye’nin ticaret savaşlarından kazançlı çıkacağını söyleyebilirim.

BU GERÇEK BİLİNMELİ

Ben siyasetçi değilim ama ekonomiyle siyaset birbirinden ayrı düşünülemez. Dünyayı yöneten ekonomi aktörlerinin çoğu siyasette de bir netice olduğunu hiçbir zaman unutmayalım. Ülkemiz ile ABD arasında bir sorun var mı? Evet var. Ama Hollanda ile de oldu Avusturya ile de. Ama bir de yatırım cephesinden baktığımızda ilk dört sırada bu ülkeler yer alıyor. Bu gerçeği de bilmek de yarar var.

BANKALAR BUNU YAPMALI

Türkiye’deki mevduatın yüzde 10’nu projelere aktarılması zorunluluğunun getirilmesi gerektiğini söylemiştik. Bankaların kâr marjları yüksek. Bankalar para alıp para satıyor. Biz, mevduatın yüzde 10’luk kısmı ile projelere ortak olunması önerisinde bulunduk. Amacımız sadece maliyetleri düşürmek değil, faizin maliyetinin ürüne yansıtılmasının azaltılmasıdır.  Sonuçta bu ülkede ister sanayici olsun ister hizmet sektörü, ekonomiye katkısı olan her kesimin yaşaması önemli. Şu anda faizin gelmiş olduğu noktaya baktığımızda büyük bir kâr marjının olmadığını görüyoruz. Bir üstün teknoloji ürünü üzerinden iyi para kazanmanız mümkün. Ama ciro da önemli.

DOLARIN DEĞERİ 2.90 OLMALI

Ben MÜSİAD Başkanı olarak 31 Mayıs tarihinde üyelerime uyarılarda bulundum” diyen Kaan, “O gün itibariyle ne tahmin etti isek paylaştık. Ama bu tahminimiz doların 7 liraya kadar çıkacağı yönünde de değildi. İlk dalgada beklentimiz maksimum 5.20 TL seviyesindeydi. Bu rakamı test edip gerileme olacağını tahmin ediyorduk. Ama öyle olmadı. Şimdi ise fiyatta bir yerleşme süreci yaşanıyor. Dolar – TL kurunun aşağıya doğru seyretmesi ancak döviz girişiyle olur. Turizme dayalı girdiler, ithalatta azalma, milli para ile ticaret ve barter konusunda kat edilecek yolla doların daha aşağı seviyeye çekileceği beklentisindeyim. Burada enflasyon faktörünü de göz ardı etmemek gerekiyor” şeklinde konuştu.

EN ZENGİN ÜYE PROFİLİ MÜSİAD’DA

Bizim üye profilinde KOBİ de var, orta ölçekli işletmeler de var, büyük işletmeler de mevcut” diyen Kaan şöyle devam etti: “ İş dünyası açısından en üst bloku temsil eden STK biziz şu anda. Sermaye yapımızın yüzde 99’u yerli ve milli sermayeden oluşuyor. Farklı sektörleri temsil eden üyelerimiz var. Otomotiv, savunma sanayi, gıda, inşaat ve diğerlerinde yatırıma odaklanan birçok üyemiz bulunuyor. Yerli Otomotiv’in babayiğitlerinin alt yapılarında da bizim üyelerimiz var.

Ben olsaydım...

Türkiye genelinde üretimin seferberlik halinde artırılması için adımlar atardım. Ayrıca borca değil ortaklığa dayalı büyüme modelini hayata geçirirdim. Tabii ki faize bulaşmadan hizmet vermenin gerekliliğini bilen bakışla projeleri hayata geçirirdim.

Abdurrahman Kaan

Haber Tarihi: 09 Eylül 2018 Pazar 10:33

YORUM YAZ

    Günün Karikatürü

    21 Kasım 2018