• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Lütfi Bergen’den evlilik karşıtı söylemlere tepki: Evlilik kutsal bir hayat birliği kurmaktır!

Son dönemde artan evlilik karşıtı söylemler üzerine yeniakit.com.tr’ye konuşan Yazar Lütfi Bergen, "Evlenmek, kutsal bir hayat alanını ve birliği kurmak demektir. Bu ulviliğin sembolü ise ‘ocak’tır." dedi.

2019-08-16 11:52:00 - 2019-08-16 12:30:44
Lütfi Bergen’den evlilik karşıtı söylemlere tepki: Evlilik kutsal bir hayat birliği kurmaktır!

Oğuzhan Çağlar  yeniakit.com.tr

Feministler başta olmak üzere, temel aile yapısını yıkmak ve insanları evlilikten soğutmak amacıyla başlatılan evlilik karşıtı söylemlerin sıklaşması üzerine, Hukukçu Yazar Lütfi Bergen yeniakit.com.tr’ye önemli açıklamalarda bulundu. Bergen, “Eski Türklerde ‘ev-bark’ olarak çift kelimeyle ifade edilen kavram da bu kutsallığı içerir. Bark kelimesi, ‘tapınak, mabet’ anlamı içerir. Eve ayakkabıyla girilmemesi bu kutsallıktan kaynaklanır.” diye konuştu.

“Evliliğin sembolü ‘ocak’tır”

Evliliğin yeni bir ev kurmak anlamına geldiğini söyleyen Bergen, ifadelerine şöyle devam etti: “Evlilik aralarında evlenme yasağı olmayan kadın ve erkeğin nikâhıyla gerçekleşmektedir. Bu anlamıyla ‘evlenmek’ çift anlamlı bir kelimedir. Dikkat edilirse ‘beyt’ kelimesi de böyledir. ‘Beyt’, bir yönüyle ‘ev’ ve diğer yönüyle de ‘aile’ anlamına gelir. Yine beyt kelimesi ‘mescid-kıblegâh’ olarak da kullanılmıştır. Eski Türklerde ‘ev-bark’ olarak çift kelimeyle ifade edilen kavram da bu kutsallığı içerir. Bark kelimesi, ‘tapınak, mabet’ anlamı içerir. Eve ayakkabıyla girilmemesi bu kutsallıktan kaynaklanır. Görüldüğü üzere evlenmek, kutsal bir hayat alanını ve birliği kurmak demektir. Bu ulviliğin sembolü ise ‘ocak’tır. Sülalelerinden kadın ve erkek ayrılır ve ‘ocak’ tesis eder. İki ayrı akraba çevresi bu ocağın etrafında birleşir. Yani evlilik, iki boyu, iki kabileyi veya iki topluluğu birbirine akraba kılar. Geleneksel toplumda bu nedenle ‘ev’ sadece ‘evli’ yani nikâhı meşru sayılan kişiler tarafından kurulabilirdi. Bekâr kişiye mahallede ‘ev açma izni’ verilmezdi. Bekârlar ‘bekâr odasında’ kalabilirdi.”

“Evlilik, kadın ve erkek için ekonomik istiklalin ve ehliyetin ilanıdır”

“Evlilik ‘ev kurma’ kavramını da içerdiğinden kadın-erkek evlenmekle mahalleye katılma hakkı elde etmekteydi.” diyen Yazar Bergen sözlerini şöyle sürdürdü: “Erkek, evlenmedikçe çalıştığı iş kolunda ‘usta’ olamazdı. Yani evlenmek ekonomik istiklalin ve ehliyetin ilanıdır. Bu istiklal kadın-erkek için aynı etkiye sahipti. Kadının babasından alması gereken Çeyiz-Cihaz denilen bir hakkı vardır. Çeyiz-Cihaz, çoğunlukla bir koyun sürüsü, düveler, atlar, dokuma tezgâhı, meyve bahçesi, tarla, mera gibi bir geçimliktir. Fakat Türkiye’de bu gelenek, evlenecek kıza bir sandık dantelli havlu, yastık kılıfı, çarşaf verilerek yozlaştırılmıştır. Bir de erkeğin babasından alacağı ‘Kalın’ hakkı vardı. Eski Türklerde Kalın, baba tarafından ödenmediğinde oğul babasından zorla alabilirdi. Kalın, kız tarafına verilir ve dört parçadır: 1) Kızın annesine süt hakkı; 2) Kızın babasına, düğün masrafı olarak, 3) Kızın ailesine, kızın ihtiyaçlarına karşılık olarak, 4) Kızın kendisine. Dikkat edilirse kadın hem evlenirken hem de kızını evlendirirken pay almaktadır. Bu nedenle ‘kız’ eski Türklerde değerli sayılırdı. İslâm’da ise evlilik sırasında doğrudan kadına verilen Mehir hakkı vardır. Bazı mezheplerde mehir verilmedikçe evlilik sahih değildir. İslâm fıkhında da bekârın kendi başına ev açmasına izin verilmemiştir. Ashab-ı suffa uygulaması bununla ilgilidir. Hz. Peygamber’in (asv) ‘Evlenmeye muktedir olduğu halde evlenmeyen benden değildir’ dediği rivayet edilmektedir. Kur’an, ‘İçinizden bekâr olanları nikâhlayın’ (24 Nur 32) ayetiyle de toplumun temelini ‘aile’ üzerine yerleştirir. Evlilik hem eski Türk töresinde hem İslâm fıkhında küfüv=denk kişiler arasındaki bir akittir. Çeyiz-Cihaz, Kalın, Mehir uygulaması bu hususu sağlamaktadır.”

Türkiye’de dindarlar ‘aile’yi tanımlayamadığı için, batının tanımladığı ‘aile’ olmaya çalışıyoruz!

Türk toplumunda çeşitli uygulamalarla özendirilen, teşvik edilen evlilik geleneğinin de diğer gelenekler gibi yozlaştığına değinen Bergen, sözlerine şu ifadelerle devam etti: “Gelenek eleştirisi Türk toplumunu Batı tipi bir sosyal yapıya yönlendirmektedir. Son 150 yılda önce Çeyiz-Cihaz geleneği bozuldu. Babalar kızlarına paylarını vermediler. Ayrıca bazı bölgelerde Kalın, Başlık haline geldi. Gelenekteki bu yozlaşmayı gören idareciler Avrupa hukukunu aktararak medeni hayatı inşa etmek istemiştir. İkinci bir konu toplumumuzun kentleşme ve okullaşma süreci içinde denklik=küfüv hassasiyetini yitirmesinden doğan çatışmalardır. Evliliği sürdürmeyi sağlayacak geleneksel yapılar yıkılmıştır. Türkiye’de dindarlar ‘aile’ tanımı yapamamaktadır. Bu durum ailenin Batı’da tanımlanarak ülkemiz mevzuatlarını belirlemesi neticesine yol açmaktadır. Sorunun çözümünde ise öncelikle toplumun temelinin ‘aile’ olduğu hususu dindarlar tarafından teslim edilmelidir. Türkiye’de dindarlık, İnsan Hakları teorisinin ‘birey’ kavramını referans almaktadır. Geleneksel düşüncede ‘aile’ deyince mesuliyet alanının içine yaşlı anne-baba da girmektedir. Oysa bugün dindarlar bebeklerini kreşe, yaşlanmış atalarını yaşlılar evine bırakmaktadır. Bu dindarlığın konutları da 40-50 yılda yıkılan, kentsel dönüşüme uğrayan yapılar haline gelmiştir. Oysa ‘aile’ mekânda 100-150 yıllık sosyal/mimarî hafıza demekti. Dindarlık bugün aile kuramıyor. Muhafazakârlar, baba evlerini küçümseyerek ‘konut kredisi’ borçlusu oldular. Çocuklarını da farklı şehirlerdeki üniversitelerde okutuyorlar. Bu çocuklar geri dönmeyecek. Dindarlığın ‘aile’ tasavvuru tamamen değişti. Evlenmek, artık konut kredisi çekmek ile anlamlandırılmaktadır. Evlenmekle banka karşısında kredi çekebilecek iki kişilik maaşlı kefiller statüsü kazanılması, ‘aile’ olarak anlaşılmaya başlandı. Türkiye'de evlilik son 20 yıllık süreçte ‘borçlanma’ anlamına geliyor. Oysa gelenekte ‘ocağın tütmesi’ anlamını haizdi. Dindarlar ‘ev’ edinme yollarını değiştirmedikçe ‘evlilik’ ve ‘aile’ hakkındaki mevcut kafa karışıklıklarını aşamaz.”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

bilge

adamin kafa 1950 lerde kalmis ya la
  • Yanıtla

Oguz

Önce süresiz nafakayı kaldırın kadın erkek eşitliği sağlayın o zaman insanlar huzurlu ve mutlu bir hayat yoluna giderler.Öyle söylemek ile olmuyor herşey.Herkesin evladına düğün yapacak babası yok !
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı