Yavrularımızı severken “kuzum.. kuzum benim” diye severiz de, tencereye “kuzu” eti koymaktan da hiç içimiz sızlamaz!
Yoksa sızlar da “N’apayım lezzetli oluyor. Benim adam da pek seviyor kuzu etini” diye vicdanımızı bastıran gerekçeler mi üretiriz.. Kuzu etine rağbet, ülkemizde hayvancılığı geriletiyor. Kendi belimize vuruyoruz baltayı farkında değiliz. Aynı aç gözlülüğümüze denizlerimiz de kurban gitti.
Lüfer denizlerimizin en lezzetli balığı idi. Küçükten büyüğe doğru “defneyaprağı, çinekop, sarıkanat, lüfer, kofana, sırtı kara” olarak adlandırılan lüfere bugün artık rastlanmaz oldu. Sebebi, onun “çinekop” evresinde iken yakalanıp satılması.
Balıkçılar tarafından, denizlerin kraliçesi, sultanı diye adlandırılır lüfer.
Lüfer Marmara ve Boğazlar üzerinden Karadeniz’e üreme ve beslenme için göç eder. Bu göç sırasında özellikle İstanbul-Boğazı Karadeniz girişi ile Boğaziçi’ndeki avlaklarda gırgır ve trol ağlarıyla yapılan yoğun küçük lüfer avı nedeniyle lüferin yüzde 90’dan fazlası yumurtlama fırsatı bulamadan avlanıyor. Balıkçı yakalamak istemiyor. Fakat ne yapsın ki, halkımızın doymaz iştahası, onu lüfer olamadan çinekop durumundayken yemek istiyor. “Parasıyla değil mi!” Bastırıp parasını alan olunca, balıkçı bu defa evinin ekmek parası için avlıyor, balık haline getiriyor çinekopu..
Kuzu eti ve çinekop almayın lütfen..