Keşmirli yazardan dikkat çekici İstanbul ve Erdoğan gözlemleri: Erdoğan, Atatürk'ten daha popüler!
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
“Greater Kashmir” için yazdığı yazısında Nayeema Ahmad Mahjoor, İstanbul ziyareti vesilesiyle Türkiye ve lideri Başkan Recep Tayyip Erdoğa'a dair birtakım dikkat çekici gözlem ve yorumlarını paylaştı.
yeniakit.com.tr özel
“Erdoğan iyi’ ifadesini 10. kere İstanbul’da bir taksi şoföründen duydum. Konuşurken milli gurur ve vatanseverlikle gözleri parıldıyordu. Ne zaman Türkiye’nin başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı sorsam cevap aynı mesaj ve kanaati taşıyordu.”
“ERDOĞAN YENİ TÜRKİYE’NİN MİMARI, ATATÜRK’TEN DE POPÜLER”
“Erdoğan yeni Türkiye’nin mimarı olarak düşünülüyor ve mirası Taksim meydanında birkaç heykel yahut birkaç turist durağına düşmüş gözüken ülkenin kurucusu Kemal Atatürk’ten daha popüler. Görünüşe göre iki lider arasında büyük bir fark var. Atatürk ülkesini İslami kattan alıp sıkı bir şekilde Batı kampına yerleştirmeyi denedi, o kadar ki Arap harfleri ve dualarını yasaklamaya kadar gidiyordu. ‘Namaz kılmak için umutsuz hissediyorsanız’ (diyerek) ezanı bile Türkçeye çevirmelerini istedi insanlarından. Buna mukabil Erdoğan’ın el altından çabaları ülkeyi İslam dünyasına geri getirmenin başlangıcını belirtiyor.”
Nayeema Ahmad Mahjoor; devamla, son darbe teşebbüsünün de akabinde ordudaki darbeci unsurları temizleyerek (kendisine karşı) gücünü zayıflattığını ve artık “laikliğin muhafızının mutlak güce sahip olmadığının” altını çizerek şu ifadeleri kullandı: “Erdoğan’ın Kemalist laikliği ne kadar daha ters yüz edeceği konusunda yine de şüphe var. Muarızlarından bazıları onu İhvan-ı Müslimin değerlerini ithal etmeye çalışmak ve bir İslam devleti oluşturmaya teşebbüs etmekle suçladı. Diğerleriyse onu İran rejimiyle ve seküler sistem yerine bir İslami rejim başlatmakla bağdaştırdı.”
Yazar devamla kendi görüşlerini şöyle ifade etti: “Mahaza, hakikat oldukça farklı. Erdoğan oyununu çok pragmatik bir biçimde oynadı. O anayasasını ‘laikliğe’ referansı silerek değiştirmedi. Ya da alkolü yasaklayan veya milyonlarca Türk’e iş sağlayan ve yılda 30 milyondan fazla turist getiren turist ticaretini rahatsız etmedi. Türkler üç aşağı beş yukarı Batı tarzı hayatlarına, öyle evlenmeye, öyle miras almaya yahut o şekil kadınların özgürlüğüne devam ediyorlar.”
“İSTANBUL VE TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK EKONOMİK BAŞARI ELDE ETTİ”
Muharrir, akabinde Erdoğan’ın İstanbul’daki başarısına temas edip, kurduğu kanalizasyon sistemleri ve kentteki pisliği kaldırmasıyle İstanbul’u her gün milyonlarla yabancının ziyaret ettiği dünya turist haritasına soktuğunu vurguladı.
Ardından ekonomideki başarılarına dikkat çeken yazar sözlerini şöyle sürdürdü: “Türk ekonomisi Erdoğan’ın mali muhafazakârlık ve yatırım dostu politikalarından da istifade etti. Ayrıca onun İslamcı yöneliminden de faydalandı, bu BAE ve Katar gibi Körfez ülkelerinden milyarlarca dolar yatırımları çekti. Türkiye Körfez yatırımcıları için büyük bir durak olmaya devam ediyor. Türkiye’nin AB ile yakın ekonomik ilişkisi ise ülkenin büyük bir imalatçı ve ihracatçı olabilmesine olanak sağladı, ülke araba ve ev aletlerinden elektronik eşyalara kadar her şeyi üretiyor. Türk inşaat firmaları Ortadoğu’da en iyiler olarak görülüyor.”
“GENÇLERİ CAMİYE ÇEKMEYE ÇABALIYOR ANCAK ŞU ANA DEK BAŞARISIZ OLDU”
Mahjoor, Erdoğan’ın gençleri camilere çekmeye çabaladığını da vurguladı: “Erdoğan birçok eski camiye açmaya ve ülke boyunca yenilerini yapmaya muvaffak oldu, birçok gencin gece kulüplerine çekilmesine rağmen. Büyük metropolit bölgelerde onları camilere çekme girişimleri şimdiye dek büyük ölçekte başarısız oldu, gerçi büyük camilere yabancı ziyaretçiler ciddi bir gelir oluşturdular.”
Yazısının sonunda azı gözlemlerini de nakleden Mahjoor bu noktada, “Bir vesile ile restorantların kenarındaki yollarda kuamr oynayan, bira içen, nargile tüttüren insanlar gördüm. Yanlarında yakın zamanda yenilenmiş bir camiden gelen ezanı birçoğu umursamadı, cami birkaç yaşlı ibadet eden hariç içi boş kaldı” demektedir. Bir büfe sahibinin ise çok lakayt bir tavırla, “Biz mecburi dini sevmiyoruz, içimizden gelirse namaz kılarız, namaza zorlanmadan kendimiz yapacağız” dediğini aktarıyor.