“Kendinize has bir mânâ anlayışınız yoksa inandırıcılığınızı yitirir, boşluğa düşersiniz”
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Aylık Dergisi’nin 93. sayısında yayımlanan yazısında yazar Mevlüt Koç, kendine has bir mânâ anlayışından yoksun toplumların kültürel etkiler karşısında yaşadığı savrulmaya dikkat çekiyor. Koç, sanatın toplum, kültür ve kişilik tipinden bağımsız düşünülemeyeceğini savunurken, İslâmi kesimin muhafazakârlık ile Müslümanlığı özdeşleştirmemesi gerektiğini belirtiyor.
Aylık Dergisi’nin 93. sayısında yayımlanan yazısında yazar Mevlüt Koç, kendine has bir mânâ anlayışından yoksun toplumların kültürel etkiler karşısında yaşadığı savrulmaya dikkat çekiyor. Koç, sanatın toplum, kültür ve kişilik tipinden bağımsız düşünülemeyeceğini savunurken, İslâmi kesimin muhafazakârlık ile Müslümanlığı özdeşleştirmemesi gerektiğini belirtiyor.
Yazar Mevlüt Koç, Aylık Dergisi’nin 2012 yılında yayımlanan 93. sayısında kaleme aldığı yazısında, toplumların kendi kültürel ve fikrî temellerini koruyamaması durumunda başka kültürlerin etkisi altında kalabileceğine dikkat çekiyor.
Koç, yazısına “Kendinize has bir mânâ anlayışınız yoksa inandırıcılığınızı yitirir, boşluğa düşersiniz” ifadeleriyle başlarken, fikrî altyapısı zayıf toplumların temas ettikleri kültürler karşısında “kültürel hazımsızlık” yaşayabileceğini ve kendi kültürleriyle çatışmaya sürüklenebileceğini belirtiyor.
Sanatın toplumun düşünce dünyasıyla doğrudan ilişkili olduğunu savunan Koç, “Sanat Hakk’ı arama metodudur” değerlendirmesinde bulunuyor. Her sanat biçiminin belirli bir zihniyet ve ruha ifade imkânı sunduğunu belirten Koç, sanatın ortaya çıktığı toplumun kültüründen ve bu kültürün şekillendirdiği kişilik tipinden bağımsız ele alınamayacağını ifade ediyor.
Koç'a göre bir kültür ve medeniyetin hâkim kültür tipinde yaşanan değişim, sanat alanına da yansıyor. Fikir ve sanatın tarihin seyriyle birlikte geliştiğini belirten Koç, bunalım dönemlerinin kendi sanat anlayışını doğurduğunu, hâkimiyet dönemlerinin ise kendi değer ölçülerini belirlemiş daha uyumlu ve klasik bir sanat ortaya çıkardığını kaydediyor.
“Sanat toplumdan bağımsız olarak var olamaz”
Sanatın toplum, kültür ve kişilik tipiyle birlikte doğup geliştiğini vurgulayan Koç, bu unsurların birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini belirtiyor. Koç, sanatın söz konusu toplumsal ve kültürel zeminden bağımsız olarak kendiliğinden var olup değişemeyeceğini savunuyor.
Yazısının son bölümünde İslâmi kesime yönelik değerlendirmelerde de bulunan Koç, “muhafazakârlığı müslümanlıkla özdeşleştiren” yaklaşımın sorgulanması gerektiğini ifade ediyor. Koç, “nasıl yapılacağını bilmek” ile “ne yapılacağını bilmek” arasındaki farkın farkına varılması ve İslâmi kesimin kendisini ifade edeceği doğru mihrağı bulması gerektiğini belirtiyor.
Koç ayrıca demokratik siyasetin dönüşümüyle birlikte dinin toplum içerisinde daha çok kimlik kazandırıcı bir kültüre indirgenirken, inancın özünün yani imanın zayıflatılabileceği uyarısında bulunuyor. Ona göre şekilciliğin ve buna bağlı yaşam tarzının öne çıkarılması, dinin özünün geri plana itilmesine yol açabiliyor.
Yazar, modern toplumda bireyin özgür iradesiyle seçim yaptığı düşüncesinin arkasında, ferdin belirli bir yöne yönlendirilmesi ve sonuçta din dışı bir tercih yapmasının teşvik edilmesi ihtimaline de dikkat çekiyor.
Koç, yazısının sonunda idealini kaybetmiş bir toplumda evrensel ve fetihçi anlayışların da anlamını yitireceğini savunarak, demokratik siyasetin ve dış görünüme odaklanan çoğulculuğun aradığı sonucun da bu olduğunu ileri sürüyor.