"İtalya'da aile şirketleri 104 yıl ayakta kalıyor, Türkiye'de ise 34 yıl"
TKYD Genel Sekreteri Güray Karacar, Türkiye'deki aile şirketlerinin 34 yıllık kısa ömürlerini uzatabilmeleri için "Aile Anayasası" oluşturulmasının ve yazılı kültüre geçilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.
TKYD Genel Sekreteri Güray Karacar, Türkiye'deki aile şirketlerinin 34 yıllık kısa ömürlerini uzatabilmeleri için "Aile Anayasası" oluşturulmasının ve yazılı kültüre geçilmesinin hayati önem taşıdığını vurguladı.
Kurumsal yönetimin uluslararası finansmana erişimde temel bir şart olduğunu belirten Karacar; sürdürülebilirlik için yönetim kurulu başkanlığı ile CEO'luk makamlarının ayrılması ve halka arzın stratejik bir araç olarak kullanılması gerektiğini ifade etti.
Türkiye'de aile şirketlerinin en temel sorununun "hayatta kalma" olduğunu belirten Güray Karacar, Ticaret Bakanlığı verilerine göre Türkiye'deki 2 milyondan fazla işletmenin %96'sının aile şirketi statüsünde olduğunu ifade etti. TKYD'nin Milano Borsası ile iş birliği içinde yürüttüğü araştırma, Türkiye için dikkat çekici bir tabloyu ortaya koydu: İtalya'da aile şirketlerinin ortalama ekonomik ömrü 104 yıl, Türkiye'de ise ortalama ekonomik ömrü 34 yıl.
Karacar, bu devasa farkın temel nedenini "yazılı kültür" eksikliğine bağladı. İtalya'daki kurucuların şirket değerlerini en baştan yazılı hale getirerek gelecek nesillere aktardığını, Türkiye’de ise yazma alışkanlığının zayıf olduğunu belirtti. Bugün Türkiye'de 100 yılı devirmeyi başaran şirket sayısının sadece 64 olduğu bilgisi paylaşıldı.
Kuşak çatışması ve "Aile Anayasası"
X, Y ve Z kuşaklarının aynı yönetim kurulu masasında karar almasının zorluğuna değinen Karacar, çözüm olarak "Aile Anayasası"nı işaret etti. Hissedarlar sözleşmesinin hukuki bir çerçeve sunduğunu ancak "Neden kurulduk?", "Geleceğe ne bırakmak istiyoruz?" gibi soruların cevabının bu anayasada olması gerektiğini vurguladı.
Kuşakların gelişimi üzerine şu tespitlerde bulundu:
Birinci Kuşak: Var gücüyle çalışıp bir değer yaratıyor.
İkinci Kuşak: Kurucunun yanında işin mutfağında yetişiyor.
Üçüncü Kuşak: Hazır bir değerin üzerine geldiği için ya farklı işlere yöneliyor ya da çalışmamayı tercih edebiliyor.
Karacar, aile üyeleri ve profesyoneller arasında keskin bir ayrım yapılmasını doğru bulmadığını, eğitimli ve tecrübeli üçüncü kuşak üyelerinin aile desteğiyle çok yararlı olabileceğini savundu.
TKYD'nin 180'den fazla kurumsal ve 480 bireysel üyesiyle şirketlere rehberlik ettiğini belirten Karacar, özellikle SPK düzenlemeleri çerçevesinde halka açık şirketlere destek verdiklerini ifade etti. Yönetim kurullarındaki kritik bir kuralın altını çizdi:
"Yönetim kurulu başkanıyla CEO’nun aynı kişi olması bizim için uygun değil. Hesap soranla hesap veren arasındaki ilişkinin düzenlenmesi lazım. Bir işi kendiniz yapıyorsanız, kendinize hesap sormanız zordur."
Halka arzın sadece sermaye değil, kurumsal bir disiplin getirdiğini ifade eden Karacar, Avrupa'da prestij olarak görülen halka açıklığın Türkiye'de bazen "şirket sıkıştı mı?" algısıyla karşılandığını söyledi. Ancak zorlu ekonomik koşullarda gelecek dönemde halka arzların artacağını öngörüyor.
Son olarak uluslararası kredi kuruluşlarının kriterlerine değinen Karacar, kurumsal yönetime uygun bir modelin bulunmamasının, kredi sürecine girişi dahi engelleyen en önemli beş maddeden biri olduğunu hatırlattı.