İşte hedefteki Bolu İl Müftüsü'nün gündeme oturan o yazısı...
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın hazırladığı, Cuma hutbesi hakkında, suç duyurusunda bulunulduğu, kamuoyuna yansımıştı. Gelişmenin ardından Bolu İl Müftüsü Hüseyin Demirtaş, sosyal medya hesabından, “Mahkemeler, Millet adına karar verir, azgın azınlık adına değil… Cuma hutbesini ancak Din İşleri Yüksek Kurulu Denetler, mahkemeler değil” başlıklı bir paylaşım yaptı. Sol medyanın ve Nefes Gazetesi'nin Bolu İl Müftüsü Hüseyin Demirtaş'ın 20 Ağustos'taki sözlerini cımbızlayıp kendi lehine çıkarım yaparak haberleştirmesi tartışmalara neden oldu. Nefes'in "Laikliği övdü linçe uğradı" başlıklı haberi sonrası Hüseyin Demirtaş'ın sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamalar ortaya çıktı.
Hüseyin Demirtaş, kişisel sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, "Değerli Kardeşlerim, legal bir derneğin Diyanet İşleri Başkanlığımızın bir hutbesi hakkında suç duyurusunda bulunması, sadece hukuki bir süreç değil, aynı zamanda bu milletin tarihine, inancına ve ruh köklerine yönelmiş bir saldırı olarak derin bir yara açmıştır.
Bu tavır, azınlık bir grubun, milletin kahir ekseriyetinin inanç ve değerlerini mahkeme önüne çıkarma cüreti olarak görülmelidir. Buna karşı net bir tavır ortaya koymak, hem tarihî hem de millî bir sorumluluktur. Bu nedenle bazı hususları paylaşmak istiyorum. Mahkemeler, “Türk Milleti adına” karar verir. Bu ifade yalnızca bir anayasa maddesi değil, tarihî ve manevi bir hakikattir. Millet, yalnızca etnik bir topluluk ya da nüfus birliği değildir; ortak inanç, ortak tarih ve ortak kader etrafında kenetlenmiş bir topluluktur.
Bu topraklarda bin yıldır millet kavramını inşa eden unsur İslam’dır. Türk milleti, imanıyla yoğrulmuş, değerleriyle yoğrulmuş bir millettir. Dolayısıyla hukuk, adına hüküm verdiği milletin bu manevi köklerini yok sayamaz. Legal Derneğin yaptığı girişim, millet kavramını ruhundan koparıp onu ideolojik bir araç haline getirme çabasından ibarettir. Diyanet, sıradan bir devlet kurumu değildir. Milli Mücadele günlerinin maneviyatından doğmuş, o ruhun kurumsal devamıdır. İstanbul hükümeti, işgalci güçlerin baskısıyla milli mücadeleye karşı fetvalar yayınlarken, Ankara’da Rıfat Börekçi başta olmak üzere 153 müftünün imzaladığı “Ya İstiklâl Ya Şehadet” fetvası, milli mücadelenin dinî meşruiyetini ortaya koymuştur. Anadolu’nun dört bir yanında camiler, minberler ve hocalarımız milletin bağımsızlık ateşini harlamıştır.
Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı, o günkü mücadelenin kurumlaşmış ruhudur. Bu kurumu laikliğe aykırı göstermek, hem tarihimize hem de kurucu iradeye yapılmış bir haksızlıktır. Devlet teşkilatımızda Genelkurmay Başkanlığı milli güvenliğin, Diyanet İşleri Başkanlığı ise manevi güvenliğin teminatıdır olsun diye kurulmuştur.Bu iki kurum, Cumhuriyet’in temel dayanaklarıdır. Laiklik, din karşıtı bir ideoloji değildir ve olmamalıdır. Anayasadaki laiklik ilkesi, dinin devlet işlerine karışmasını engellediği gibi, devletin ve ideolojik grupların da dinin özüne, ibadetine ve içeriğine karışmasını engellemek için getirilmiş bir güvencedir. Bu ilke, dinin saflığını korumak ve onu siyasi çekişmelerin malzemesi yapmamak içindir. Bu sebeple Diyanet’in idari yapısı ve hizmetleri elbette tartışılabilir; ama bir hutbenin içeriğini mahkemeye taşımak, laikliğin özüne aykırıdır.
Bir hutbenin uygunluğunu denetleyecek merci, Din İşleri Yüksek Kurulu ve nihayetinde cami cemaatinin vicdanıdır, mahkemeler değil. Velhasıl; Diyanet’in hutbesini mahkeme konusu yapmak, milletin inancına ve tarihine saygısızlıktır. Bu azınlık bilmelidir ki, bu toprakların manevi değerleri, ideolojik hesaplara kurban edilecek kadar sahipsiz değildir. Tavır açıktır. Diyanet kurumu eleştirilebilir, geliştirilebilir. Ancak dinin özü, mabetlerin kutsiyeti ve hutbenin mahiyeti tartışmaya açılamaz. Bu değerlere saygı göstermek, bu topraklarda bir arada yaşamanın en temel şartıdır" dedi.
Hüseyin Demirtaş, sözlerinin bazı sosyal medya organlarında çarpıtılması üzerine bir açıklama daha yaptı. Demirtaş, "Yazmının belli bölümlerin farklı sosyal medya ortamlarında yayınlanması sonrası oluşan etkileşim ve etkileşimdeki tartışmalar üzerine açıklama gereği duyulmuştur" diyerek şunları söyledi:
Son günlerde sosyal medya platformlarında şahsıma ait olduğu iddia edilen bazı paylaşımlar ve bu paylaşımlara yönelik yapılan yorumlar kamuoyunu meşgul etmektedir. Bu durumun bir yanlış anlaşılmaya ve algı operasyonuna yol açtığını üzülerek görmekteyim. Bu vesileyle, konuya ilişkin net bir açıklama yapma gereği duyuyorum. Geçtiğimiz günlerde bir dernek tarafından, Diyanet İşleri Başkanlığımızın cuma hutbesinde ele aldığı miras ve kul hakkı konuları nedeniyle suç duyurusunda bulunulmuştur. Bu durum, sadece hukuki bir süreç değil, aynı zamanda milletimizin manevi değerlerine yönelik bir müdahale girişimidir. Benim, bir Bolu İl Müftüsü olarak, mensubu olmaktan gurur duyduğum Diyanet teşkilatını ve milletimizin inancını savunmam, hem mesleki hem de vicdani bir sorumluluktur.
Ne yazık ki, makalemin bazı bölümleri bağlamından koparılarak sosyal medyada farklı anlamlara çekilmiş, bu da beni bir kesim tarafından dinsizlikle itham edilmeme, bir kesim tarafından ise takdir edilmeme neden olmuştur. Biz trübünlere bakarak yol haritası belirlemeyiz. Ben, bu toprakların manevi değerlerine bağlı, vatanını ve milletini seven mümin ve muvahhid bir müftüyüm. Söylediklerim, ne bir ideolojik duruşun ifadesi ne de bir siyasi grubun takdirini kazanma çabasıdır. Aksine, milletimin değerlerini ve kurumumu koruma iradesidir.
Millet adına karar veren mahkemeler, bir azınlığın değil, milletin kahir ekseriyetinin değerlerini dikkate almak zorundadır. Bizim savunduğumuz tek şey budur. Milletimizin inancını ve Diyanet kurumunu savunmaya her zaman devam edeceğiz. İlgililer hakkında hukuki süreç başlatılmıştır.






